“AB’nin dışladığı çevre suçlusu çimento fabrikaları,
Avrupa’nın da gereksinmesini karşılamak üzere Türkiye’ye göz diktiler...”
Başlangıçta “abartılı” sanılan bu sözün ne denli “gerçek” olduğu günbegün
ortaya çıkıyor. Yeni fabrikaların doğa ve kültür değerlerini barındıran
“imarsız” alanlarda, yani inşaatın en az olduğu yerlerde kurulmaları da
amaçlarının o yöreye hizmet olmadığını gösteriyor.
Örneğin, Kırklareli’nde izin verilen çimento fabrikası,
Trakya planlarında korunması gerekli tarımsal arazilerin tam ortasında!
Yatağan’da gündeme gelen fabrika, Termik Santral’a karşı bir
ölçüde korunabilen ormanlık alana göz dikmiş. Fethiye’nin
Yeşilüzümlü yaylalarını seçen çimento fabrikası ve kireç tesisleri de Yörük
obalarıyla birlikte verimli zeytinlikleri tehdit ediyor. Karacabey’de çimento
fabrikası için çevre düzeni planındaki tarımsal arazi kararı değiştirildi.
Giderek çoğalan bu örneklere şimdi de Osmaniye’deki antik
“Kastabala” kentinin “tahsis” edildiği çimento fabrikası
eklendi. Sözde uzmanlarca hazırlanan “sipariş” ÇED raporunda tarih yok sayılarak
bilim adına skandal yaşanırken fabrika arazisindeki 2000 yıllık yerleşim
izlerine rağmen aynen şu ifade yer alıyor: “Proje alanı ve yakın çevresinde
arkeolojik miras bulunmamaktadır...”
Prof. Çamlıbel'in çağrısı
Anadolu tarihinin “evrensel” değerdeki uygarlık merkezlerinden kutsal
“Hierapolis-Kastabala” kentine çimento fabrikası kurulmasına
ilk tepkiyi, yöredeki Hitit kültürünün ortaya çıkarıldığı Karatepe kazılarını 50
yıldır yöneten Prof. Halet Çambel gösterdi. Atatürk’ün
isteğiyle yurtdışında arkeoloji öğrenimi gördükten sonra İstanbul
Üniversitesi’ndeki “prehistorya” bölümünü ülkeye armağan eden 92 yaşındaki Prof.
Çambel, geçen ilkbaharda görevine gittiğinde Kastabala üzerindeki kara bulutları
da fark etti.
Fabrikanın antik kent üzerinde planlandığını öğrenince başta kaymakamlık,
valilik ve bakanlık olmak üzere kamu kurumlarını ve bölgedeki sivil toplum
kuruluşlarını haberdar eden Prof. Çambel, ilgili tüm kesimlere “kültürel
cinayetin önlenmesi” çağrısında bulundu.
Osmaniye platformu
Arkeoloji dünyamızın bu en birikimli hocasından yükselen “feryat” üzerine
harekete geçen Osmaniye ve Adana’daki duyarlı kuruluşlar, yaklaşık 6 aydır
“kesintisiz” bir mücadele içindeler. Peyzaj Mimarları Odası Adana
Şubesi, yüzde 65 hissesi yabancı sermayeye ait tarih düşmanı fabrikayı
engellemeye kararlı olduklarını açıklayarak diyor ki: “Kastabala sahipsiz değil,
Prof. Halet Çambel yalnız kalmayacak...”
Aynı süreçte “Çimento Fabrikasına Karşı Kastabala Forumu”nu
oluşturan Osmaniye ve Adana’daki meslek odalarıyla sivil kuruluşlar da bu
örgütlenmeden rahatsız olan çimento lobisi ve siyasetçiler hakkında şunları
söylüyorlar:
“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih
susmayacak, tarih sussa hakikat susmayacak… Amanoslar’ın (Gavur-Nur Dağları’nın)
kuzey eteklerinde bölgenin ayakta kalmış en güzel amfi tiyatrosunun da bulunduğu
tarihi ve kültürel mirasımızın içine; Çukurova’nın Efes’i olmaya aday antik
Kastabala üzerine çimento fabrikasını yapmak isteyenlere karşı kurduğumuz
mücadele platformu sonuna kadar direnecektir...”
Aydınların önderliği
Yaşar Kemal’in de öncü desteğiyle oluşan platformun
geçenlerde başlattığı imza kampanyası ise ülkemizin tanınmış aydın ve bilim
insanlarının da katılımıyla kısa sürede binlerce tarih dostunu
kucaklayıverdi.
Sinema yönetmenleri Zeki Ökten ve Sunar Kural
Aytuna, sinema oyuncuları Tarık Akan, Rutkay
Aziz, Nur Sürer, Bülent Kayabaş,
Menderes Samancılar, Çetin Öner, Taner
Barlas, yazar ve mimar Aydın Boysan ve Ülkü
Ayvaz’ın yanı sıra ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan
Saylan, sümerolog Dr. Muazzez İlmiye Çığ,
Prof. Dr. Coşkun Özdemir, Prof. Dr. Aydın
Aytuna, Prof. Dr. Güven Arsebük ve Prof. Dr.
Türkel Minibaş gibi imzalarla desteklenen metinde özetle şunlar
vurgulanıyor:
“Hierapolis-Kastabala antik kentine çimento fabrikası kurmak insanlığın ortak
kültürel mirasını yok etmektir.
Fabrikanın yapılacağı yöre Ceyhan Nehri’nin suladığı tarım arazisidir; ve bir
kuş cenneti barındıran doğal sit alanıdır.
Çimento fabrikası yalnızca bir arkeolojik kenti yok etmeyecek, doğaya ve
insana geri dönüşümü mümkün olmayan zararlar verecek, tarımsal tahribata da
neden olacaktır.
Çoğunluğu vasıfsız olan yöre halkı da köyünde kurulan fabrikada istihdam
edilemeyecektir. Tarım arazilerinin de çoraklaşmasıyla köylü daha da
yoksullaşacaktır...”
Ders verici makale
Kastabala için başlattığı duyarlılık dalgası giderek yaygınlaşan Prof. Halet
Çambel, kazı yardımcısı Doç. Dr. Murat Akman’la birlikte Arkeoloji ve Sanat
dergisinin Ağustos-2008 sayısında bir de makale yayımladı. Kastabala’nın tarih
öncesinden antik dönemlere uygarlık ve kültür değerlerini “ders verircesine”
anlatan makalede, bu eşsiz zenginliği umursamayan fabrika projesi için de şu
bilgilere yer veriliyor:
“Kesmeburun Köyü’ndeki 522.501, 50 m2’lik hazine arazisinde Universal Çimento
Sanayi AŞ tarafından Osmaniye Entegre Çimento Fabrikası kurulmak istenmektedir.
Fabrikanın yapılacağı alan üzerinde yapılan yüzey araştırmalarında, MÖ 1. ve MS
4-5 yy’a tarihlenen büyük binalara ait temel ve duvar kalıntıları, kaya
mezarları, kayaların işlenmesi ile oluşmuş izlere rastlanmış ve alanın
arkeolojik dolgu niteliği saptanmıştır...”
Bakalım tarihimizi ve doğamızı korumaktan başka bir amacı olmayan bu “bilge
haykırış”lar karşısında hem “çevreci”, hem de “muhafazakâr” Başbakan’ın hükümeti
ne karar verecek?
0 Yorum
Yorum Yap