Yapı Sektörünün Haber Portalı

İŞAT Başkanı Lütfi Altun ile röportaj

İŞAT Başkanı Lütfi Altun ile röportaj
Bilge Ar: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Cannes’da katıldığı MIPIM fuarı ve orada sergilenen projler şu sıralar gündemde. Gelişmelerle ilgili haberler ve projeler üzerinde yorumlar yayınlanıyor. Ancak hem projeler hem de bu projeleri hazırlayan İstanbul Şehircilik Atölyesi ile ilgili yeterli bilgimiz yok. Ayrıca konferansın sonuçlarını da merak ediyoruz. Bu konularda sizinle görüşmenin en uygun olacağını düşündük. Lütfi Altun: Doğru. Doğru adres burası. Ne öğrenmek istiyorsunuz? B.A.: Şehircilik Atölyesi........nasıl bir kurum? L.A.: Web sitesinden ayrıntılı bilgi alırsınız. Şehircilik Atölyesi kentsel dönüşüm müdürlüğünün kendisi Şehircilik Atölyesi şeklinde örgütlenmiş. Büyük metropollerdeki kentsel dönüşüm veya büyük çaptaki proje geliştirme alanlarına yönelik programların benzerlerini uygulamaya çalışan bir daire burası. Dolayısıyla Avrupa’daki metropollerin kullandığı metot ve yöntemleri kullanıyor. Bürokratik ayağını Yerleşmeler ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü meydana getiriyor. İcraatını, çalışmalarını Şehircilik Atölyesi şeklinde örgütlenerek beş alt büroda çalışarak sürdürüyor. Bu büroların bir tanesi Vizyon Bürosu. Bu büro dünyadaki özellikle İstanbul’un yarıştığı kentleri, yakından izler ve kentlerin şu anda neyle ilgilendiğini, önümüzdeki beş yıl içinde nelerle ilgileneceğini, gelecek senaryolarının ne olduğunu yoğun bir şekilde takip eder. Vizyon Bürosu rakip şehirlerin gelecek senaryoları hakkında fikir edinmemiz açısından önemli. Onların orta ve uzun vadeli ilgilendikleri konular, projeler bizim gelecekle ilgili çalışmalarımız için ipucu veriyor. Dolayısıyla bu büronun çalışmaları uzun soluklu çalışmalar ve çok önceden başladı. Aslında bana sorarsanız bu çalışma 1995 yılından beri devam ediyor ve zaman zaman kesintiye uğramakla beraber ısrarla sürdürüldü. Şu anda da Şehircilik Atölyesi’nin Vizyon Bürosu derinliğine devam etmektedir. Şehircilik Atölyesi’nin ikinci bürosu Gözlem Bürosu. Gözlem Bürosu kentteki gelişmelerin yakından izlenmesine çalışan bir birimdir. Bu özellikle Paris Şehircilik Atölyesi’nin en önemli bürosudur. İçerisinde sosyolog, kent ekonomisi uzmanı, kent psikoloğu, şehir plancısı, sanat tarihçisi gibi farklı meslekleri barındırır. Kentin nabzını birebir tutar ve kenti seven insanlardan oluşmaktadır. Buna benzer bir alt birim oluşturmaya gayret etmişizdir. İstanbul’da halen yaşanan süreçteki gelişmeleri, halkın nabzını tutarak, çalışmalara ve projelere yansıtan bir alt büromuzdur. Bir diğer büromuz Finans – Fizibilite Bürosudur. Bu Şehircilik Atölyesi’nin sürdürdüğü çalışmaların yine ekonomik anlamda değerlendirilebilir ve yatırımcılar tarafından belli kıstaslarla ölçülebilir kılınması için görev icra eder. Dolayısıyla projelerimizin ön değerlendirmelerini yapar ve şu ana kadar sürdürülen çalışmalarda da bence önemli bir katkısı olmuştur. Bu büromuz Dünya Bankasıyla, Avrupa Kalkınma Bankası’yla, MIPIM gibi platformlarda dünya yatırımcılarıyla veya finans sağlayan kurumlarla, bunların formatları çerçevesinde, bir takım ortak çalışmalarda bulunmuştur. Özellikle risk yönetimi kapsamında, kentin depreme hazırlanması sürecinde yaygın şekilde bu büromuzdan istifade edilmektedir. Bir başka büromuz çalışmaların belgelendiği Yayın Büromuz veya Dökümantasyon Büromuzdur. Türkiye’de ilk denebilecek bir yapıya sahiptir. Projeleriyle ilgili tüm konuları CIS ortamında kodlayarak, kalkınma ajanslarının kullandığı alt yapı teknikleriyle takip eder. Bu birimimizde belediyemizin diğer çalışmaları için de gerekli donanım ve teknik alt yapıya sahibizdir. En son bilgiyi bu sistemden izleyerek dünyadaki pek çok aktöre ve onların ilgilendikleri proje altlıklarına dair doğru veri sağlamaya çalışıyoruz. Bu bugün Şehircilik Atölyesi’nin kullandığı önemli bir ofistir ve çalışmaları özellikle bizim projelerimizde kullanılmaktadır. Beşinci büromuz Şehircilik Atölyesi’nin Proje Geliştirme Bürosudur. Bir geliştirme ofisi gibi çalışır. Özellikle kalkınma ajanslarının ilgilendiği proje altlıklarını hazırlar. Herhangi bir proje geliştirilecek alanı kent bütünü için sorgulayan bir bürodur. Proje mantığını dört ayak üzerine oturttuk. Bunlar teknik, ekonomik, sosyal ve çevre – ekoloji boyutlarıdır. Yani kültürel miras ve doğal değerleri gözeterek şehrin katma değerini ortaya koyar, var olan birikimleri gösterir. Bu büro çalışmalarına başlamadan önce İstanbul’la ilgili iki bini aşkın yayını incelemiştir. İstanbul’un kuruluşundan önceki antik dönemini, imparatorluklar zamanını, oradan günümüze kadar olan süreci de dikkate alır. İstanbul’un her bir potansiyelini gözetir. Onun için bu büro Kemerburgaz ve Küçükçekmece’deki turizm, tatil köyü projelerini prehisrorik alanlara dikkat ederek yapmıştır. Bill Gates’in Türkiye’de verdiği mesajların başbakanla yaptığı konuşmada verdiği mesajların arasındaki proje paketlerini de takip eder. Nitekim Sophia Antipolis (bilge kent) teknoparkının evveliyatında da bu Şehircilik Atölyemizin çalışmaları vardır. Türkiye’yi bilgi toplumuna geçiş sürecine hazırlayacak bilişim vadileri konsepti yine bu büromuzun 4-5 senedir devam eden, 1994 Nazım Planından bugüne kadar ki süreci izleyen çalışmalarının sentezlendiği, değerlendirildiği, bütünleştirildiği bir programdır. Onun için burada geçmişe yönelik proje konseptlerini bulabileceğiniz gibi 2030 yılına yönelik konseptleri de görürsünüz. Dolayısıyla Şehircilik Atölyesi İstanbul’un her bir noktasının katma değerini ortaya koyacak olan potansiyel dinamolar olan vizyon projelerinin şekillendirildiği, 24 saat esasına göre çalışan bir dairedir. B.A.: Kalabalık bir büro değil mi? L.A.: Şehircilik Atölyesi bürokratik yapısı asgaride olan bir yapıdır. Bürokratik çekirdeği minimal tutulmuştur. Bu Paris Şehircilik Atölyesi’nde de böyledir. Paris Şehircilik Atölyesi’nde de bürokratik yapı çekirdektir ama geniş bir açılım sergiler. İstanbul’un depreme hazırlanması ve yeniden yapılandırma programı gibi büyük projeleri atölyemiz sürdürmektedir. Zeytinburnu Pilot Projesi bu atölyemizin uygulamalarından bir tanesidir. Zeytinburnu Pilot Projesi sadece binaların deprem performanslarını ölçen bir proje değildir. Deprem performansları sonrasında kent gelişiminde nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiğini de hedefe odaklı proje planlaması mantığına göre ortaya koyar. Bu büroyu rakip planlama, şehircilik veya proje bürolarından ayıran özelliği hedefe odaklı proje planlamasına göre bütün çalışmalarını sürdürmesidir. Sonuç odaklı değil, vizyon odaklıdır. B.A.: Danışmanlarla birlikte mi çalışıyorsunuz? L.A.: Şimdi projelerin oluşumu için... En büyük projelerden bir tanesi Zeytinburnu Pilot Projesi... veya ondan önce Avrupa Birliği’ne yönelik hazırladığımız projeler vardır. Galata Bölgesi için hazırlanan proje “space syntax” yöntemiyle ele alınmıştır. ‘Space syntax’ kullanımı proje bürosu olarak kullandığımız teknolojinin en son teknoloji olduğunu göstermesi açısından önemli. Bugün New York’ta İkiz Kulelerin yerine yapılacak olan binalar için de aynı yöntemle çalışılmaktadır. Bu teknolojiyi kullanan bir proje paketiyle tarihi mekanlarda bile 400-500 yıllık geçmişten gelecek 15-20 yıla kadar sorgulama yapabiliyoruz. Ve bunu mesela İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ilgili, bu konuda ihtisas yapmış hocalarına danışarak yapıyoruz. O İstanbul Teknik Üniversitesi ile İstanbul Şehircilik Atölyesi’nin ortak bir çalışmasıydı. Önemli bir projedir. Önümüzdeki günlerde daha da geliştirilecektir. Bir başka, gecekonduların dönüşümü projesi söz konusudur. Zeytinburnu’nda 8 üniversite, 240 uzman çalışmaktadır. Bu projede müdürlük son MIPIM organizasyonuna da katılandır. İstanbul’un potansiyellerini, İstanbul’un geleceğine yönelik fırsatlarını anlatabilmek açısından bir altlık hazırlamıştır. Bu ortak dili yakalamak açısından önemliydi. Neticede “developerlar” (geliştiriciler) proje geliştirirler. Bizim Şehircilik Atölyesi geliştiricilere bu ortamın sağlanabilmesi açısından kendi özgün tavrıyla öncülük yapmıştır. Aslında saha geliştiricilerin sahasıdır. Geliştiriciler İstanbul’u İstanbul yapan değerlerine, tarihine, kültürüne, coğrafyasına, ekolojisine, birikimlerine zarar getirmeden, ama bu potansiyeli en üste taşıyacak projeleri belediyeden kamudan bir beklenti içine girmeden geliştirebilirler. Bunları belediyenin ilgili departmanlarıyla tartışabilirler. Şehircilik Atölyesi bunun öncülüğünü yapmıştır. Yani dünyadaki örneklerinden hiç de geri değildir. Şu yaptığımız toplantıya Dünya Bankası uzmanları da, Avrupa Kalkınma Bankası uzmanları da geliştiricilerin bizzat üst düzey yöneticileri ve teknik uzmanları da gelirler, gördüğünüz yuvarlak masadan bilgi alırlar. Şimdi çok rahat söyleyebilirim; İstanbul şu anda dünyadaki trendlerden dolayı tekrar bu rüzgarı yakalamak üzeredir. O rüzgarın önünün çekilmesi için Beyrut daha önce bir açılım yapmıştır. Şu anda o şansı tekrar ikinci plana düşmüştür. Şimdi Dubai büyük bir açılım yapmaktadır. Dubai’nin çok sınırlı potansiyeliyle böylesine dev bir imkan çektiği ve dünyada söz sahibi olmaya çalıştığını düşünürsek İstanbul’un bunun on katını, yüz katını yapabilme potansiyeli vardır. B.A.: Şehircilik Atölyesi, fuara giden projeleri hazırlayan ekip, bunların ne kadarı mimar ne kadarı şehir plancısı... L.A.: Şehircilik Atölyesi’nin insan profili bir kere multidisipliner. İnsan profili, beyin profili olabildiğince tüm mesleklerden. Bir gayrimenkul uzmanı ve yabancı yatırımcı rehberi, yabancı sermayeyi bilen bir ekonomist, bir şehir plancısı, bir mimar, istatistikçi kendi sahasında fevkalade uzman eksperler, otomasyonlar ve bu konuda özellikle CIS operatörleri, onların derin teknolojik bilgiyi kullanan servisleri gibi farklı meslekler kendilerine verilen roller çerçevesinde görev icra eder. Bir yönetimi vardır, yönetim benim tarafımdan icra ediliyor. Dolayısıyla bir ortak zemindir. Projeye göre ekip genişletilip daraltılabilir. Örneğin Zeytinburnu Pilot Projesinde 240 kişiye çıkıldı. Ayrıca 24 saat esasına göre çalışıldığından atölyenin çalışmaları İnternet sitemizden gün boyunca izlenebiliyor. B.A.: MIPIM’deki projeler hakkında bilgi verir misiniz? Geleceğin İmaj Kuleleri gibi bir konsepte nasıl geldiniz? L.A.: Şimdi bir kere belediyenin 1994’ten bu tarafa olan bütün yatırım programlarını izlerseniz İstanbul’un geleceğine yönelik bir takım işaretleri görürsünüz. 2010 hedefli İstanbul Metropoliten Nazım Planında bir takım tespitler yapmıştık. Ama ben daha evveliyatına gideyim. İstanbul’un kurulmasında etkin olan en büyük özelliklerden biri topoğrafyasıydı. Üzerinde şehirlerin gelişmesi bu coğrafyasından etkilenerek olmuştur. Nitekim İstanbul’un ilk kurgusundaki akropolis bu günkü Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde şekillenirken şehrin kimlik verecek bütün binaları bu coğrafyada yoğunlaşmıştı. Ve giderek İstanbul’un yedi tepesi kendine özgü bir silüet kazanmıştı. Daha sonraki imparatorluklar döneminde - Roma, Bizans, Osmanlı dönemi - de kent kimliğini taşıyacak olan binalar kent topoğrafyasıyla büyük bir uyum ve iddia içinde sergilenmiştir. Şimdi Cumhuriyet dönemine girildiğinde, bu güne kadar geçen süreçte İstanbul gelecek bin yıllara, gelecek yüzyıllara mesaj taşıyacak bu birikimi doğrusu yönlendirememiştir. Oysa şu anda dünyadaki trendler İstanbul’un geleceğine damgasını vuracak kimlik öğelerinin gerçekleştirilmesi noktasına yönelmektedir. Bunun doğru yönlendirilmesi gerekir. Kentin kimliğine katkı verecek halde şekillendirilmesi önem arz etmektedir. Şehrin 2030 omurgasının kent geleceği açısından ne şekilde olabileceğine dair senaryolar hakkında bir fikrimiz var. Bunu biz 1994-95’teki süreçten bu tarafa olan bütün çalışmaların içinde, nazım planda da ulaşım nazım planında da yer aldığımızdan biliyoruz. Eğer İstanbul’un yatırım programlarına bakarsanız geçmişten beri bir takım şekillenmeler olduğunu görüyorsunuz. Ama ben bunlardan çok çarpıcı olan bir kısmına, özellikle belediyenin arşivlerinde imar daire başkanlığının E5 omurgasına yaptırdığı yarım bırakılan bir çalışmaya değinmek istiyorum. O çalışmada yer alanların bir kısmı şimdi başkanın etkin danışmanlarıdır. İstanbul’un şekillenmesinde görüş ve önerileri olan Wolfram Becker’inki gibi yaklaşımlar hakkında da fikrimiz var. Wolfram Becker’in İstanbul’un geleceğine yönelik omurgalarla ilgili – iki sene kadar çalıştık biz onunla İstanbul Belediyesi’nde – fikirleri önemli idi ve bunların şehrin 2023 konseptiyle, nazım planı konseptiyle, gelecek senaryolarıyla örtüşen yanları vardır. Bir şehrin omurgalarını doğru yönlendiremezseniz şimdiki şekilde olduğu gibi kent yanlış yönlere gelişir ve o yönlerde de baskı oluşturur. Bugün şehrin geleceğine yönelik kuleler veya kimlik öğeleri derken iki noktadan konuya bakıyoruz. Birincisi mevcut ortam içerisinde, asgari koşullar içerisinde şehre kimlik verecek olan vistalar ve fizibilitesi olan yerler nerelerdir ve bunlar nasıl bir proje konseptiyle şekillenmelidir. Biz bunu düşünmüşüzdür. Buna yönelik programların ve kent kimliği üzerindeki roller üzerinde proje geliştiricilere açık olduğumuzu söylemişizdir. MIPIM böyle bir süzgeçtir. Bu vistalar hakkında bilgi verilmiştir ve buralara geliştiricilerin tekliflerinin görülmesinin beklendiği söylenmiştir. Belki de proje geliştiriciler bu vistalara yönelik açılım sergileyeceklerdir. Ama esas verdiğimiz mesaj İstanbul’un gelecek omurgalarının şekilleneceği ulaşım akslarının yeni alacağı boyutlardır. Orada da olayı esastan çözen kentin rekabet potansiyelini artıran, kenti geleceğe, bilgi toplumuna, bilgi toplumu sonrasına hazırlayan, ulaşım ve iktisatlaşmayı ve kent içinde buluşmayı, birbirinden ayrışmayı değil birbiriyle kucaklaşmayı öne çeken kentin yeni omurgalarının şekillendiği yeni kimlik öğeleri üzerine çalışmışızdır. Ve bunu çalışırken de İstanbul’u geçmişindeki topoğrafyasıyla yani yedi tepesiyle, bugün yirmi üç tepesine yansıtarak değil İstanbul’ın direkt gerek Avrasya’da gerek Avasaf (Avrupa, Asya, Afrika) coğrafyasında üstleneceği rolle ilgili tanımlanmıştır. Çünkü bu rol çok önemlidir. Niye önemlidir? Çünkü üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul bugünlerde enteresan bir taleple karşı karşıyadır. Bunlar İstanbul üzerinden bilgi toplumunu üç kıtaya ulaştıracağını söyleyen Bill Gates’inki gibi veya Sophia Antipolis gibi taleplerdir – bunlar bilgi çağının imparatorlarıdır. Yani İstanbul’un dördüncü kez tarihteki rolünü bilgi toplumu sürecinde ve sonrasında da yakalayacağını düşünüyorum. Şimdiki başkanımızın mimar olarak özellikle atölyemizi ziyaretlerinde sergilediği cesaret verici geleceğe yönelik mesajlarla bu söylediğim arayışlara bizi itmiştir ve bu arayışlar aslında benzer konuda çalışma yapacak olan bütün ofislere, bütün bürolara, bütün proje geliştiricilere fırsat verecektir. Bunu İstanbul yapmak zorundadır. Bunu da bir şehircilik atölyesinin bünyesi içerisinde yapamaz ama bu şehircilik atölyeleri, çeşitli platformlar şeklinde olabilir, planlama boyutuyla olabilir, turizm boyutuyla, proje boyutuyla bunların sağladığı açılımlarla pekala bu işte ciddi örnekler gündeme getirilebilir. B.A.: Konferansın sonuçlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Büyük ilgi bekleniyordu. Basında gördük İstanbul birinci öncelikli yatırım bölgesi ilan edilmiş. İstanbul nasıl ilgi gördü? Diğer standlar nasıldı? Siz bir değerlendirme yapabilir misiniz? L.A.: Yaparız tabi. MIPIM kentlerin yarıştığı bir platform. Yatırımcıların buluştuğu bir platform, liberal ekonominin aktörlerinin buluştuğu bir platform. Kaynak sağlayıcılarının, işletmecilerin, hükümet ve belediye, yerel yönetim temsilcilerinin, dünyada ünlü mimarların, mühendislik organizasyonlarının, hukukçuların, uluslararası ilişkilerde uzman departmanların yer aldığı, halka kapalı bir platform. Dünyanın belki en prestijli platformu. İçine giriş fevkalade pahalı. Ama katılımcı profili de iş dünyası için dünyanın en üst profili. Dünyada yatırım yapan grupları temsil bakımından en yüksek bir profil. Bir kere bu profilde bugüne kadar İstanbul’un olmaması özellikle Yunanistan, Rusya, Ortadoğu üzerinde çok fazla yatırım yayılmasına imkan vermiştir. Çünkü eskiden baktığınız vakit rahmetli Özal zamanında bir Avrasya projesinden bahsediliyordu. Onun getireceği dinamiklerin neler olacağının ve ateşleyici projelerin bu platformda tartışıldığını biliyoruz. Bu projenin gerçekleşebileceğinden hareketle Yunanistan’ın Türkiye üzerinden Avrupa’ya geliştirdiği proje omurgalarını bu platformdan yararlanarak finanse ettiği söylenebilir. Daha sonra bu proje gündeme gelemeyince, zayıflayınca, bu projenin dinamikleri, kuzeyde Rusya’nın yine Avrupa Birliği ile beraber geliştirmeyi düşündüğü projeye dayalı omurgalar üzerinde bazı yatırımcı ve girişimciler yatırımlar çekmişlerdir. Burada çarpıcı olan Yunanistan’ın bu sefer Türkiye üzerinden değil Rusya üzerinden bir omurgayla tekrar bu platformda destek araması, bu projede de gelişme olmayınca doğrudan Avrupa Birliği ve kent linkleri üzerinden operasyon yapmasıdır. Bunu şunun için söyleyeceğim İstanbul, Türkiye üzerinden açılımlar tam anlamıyla olmayınca Beyrut’un yeniden şahlandığını ve bu platformdan çok ciddi kaynaklarla desteklendiğini, sonra Dubai’nin çok büyük kaynak çektiğini görüyoruz. Şimdi, bu platformda İstanbul’un bulunmamasının başta Moskova olmak üzere Doğu Bloku ülkelerine ve burada da görüldüğü gibi 10-15 tane Sovyetler Birliği’nden dağılmış ülkeye çok ciddi kaynakların yönelmesine neden olduğuna şahit olduk. Şimdi İstanbul bu sene ilk kez katılmıştır. Katılınca ne olmuştur? Bence etkilediği coğrafyadaki rolünü oynayacak bir görüntü sergilemesi, özellikle sayın başbakanın Avrupa’daki ve dünyadaki prestiji sayın başkanımızın mimar kişiliği ve dünyaya verdiği mesajı yatırımcılarda bir ilgi uyandırmıştır. Doğrusu büyük bir merakla beklediğimiz yatırımcıların davet edildiği sayın başkanımızın resepsiyonuna akıl almaz derecede bir talep, ilgi olmuştur. Şöyle söyleyelim. MIPIM’in bu işe tahsis edilmiş otelinin tüm salonları resepsiyonun katılımcılarını almamıştır. Yedek, dışarıdaki salonlar ve özel açılan çadır salonları ile sahilde yapılan dev salonlar da dolmuştur. Dünyanın en seçkin platformunda şeref konuğu olarak sayın başkanımızın yer aldığı ve bu organizasyonun başkanıyla beraber bir kısım bölgelerine ancak ulaşabildiği bu ortamın her noktasında İstanbul ciddi bir iz bırakmıştır. Bu daha sonra bu seneki ve önümüzdeki yılların yatırımcılarının yöneleceği şehir veya alan tercihinde İstanbul’un hiç zorlanmadan rakiplerine fark atacağının işaretlerini vermiştir. Çünkü dünyanın ilgili borsalarının sinyalleriyle yatırımcılar İstanbul’un yükselen trendini görmüştür. Şimdi burada “biz doğru ve etkin bir performans sergileyebildik mi?”ye gelince tabi ki burada bir öz eleştiri de yapmak lazım. Dünyada böylesine çeşitlilik arz eden bir platforma devletin tüm kurumlarıyla katılması gerektiğini düşündüğümüz için böyle hazırlanmıştık. Doğrusu son dakikaya kadar da bu beklenti içinde olduk. Başbakanlık tanıtma fonunun dahi programına aldığı bu süreç özellikle başbakanlık müsteşarlığının da talimatlarıyla merkez yönetimin çeşitli birimlerinin de rol alacağı şekilde düşünülmüştü. Ancak çok sınırlı zaman olması nedeniyle organizasyon Büyükşehir Belediyesinin ağırlıklı rol aldığı bir yapıda gelişmiştir. Onun için özellikle biz davet ettiğimiz kesimlerin; Özelleştirme İdaresi gibi, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi gibi, Turizm Bakanlığı gibi, Ulaştırma Bakanlığı’nın ilgili birimleri gibi, İstanbul’la ilgili yatırımları olan büyük gayrimenkulleri olan, İstanbul’la ilgili projeler ve katma değer oluşturabilecek olan bütün devletin kurumlarının bu platformda yer alabilmesini tabi isterdik. Eğer bu olsaydı ne olurdu? Eğer bu kurumlarımız, – Vakıflar Genel Müdürlüğü katıldı, bu organizasyonda yer aldı – yetişebilseydi Turizm Bakanlığı, özellikle Turizm Tanıtma Genel Müdürlüğü olabilseydi sayın başbakanımızın katılımıyla yatırımcıların bu eğilimleri çok daha üst boyutlarda olurdu diye düşünüyorum. Ama bu seneyi bir hazırlık, ‘herşeye rağmen İstanbul bu platformlarda artık var, bundan sonra geliyor’ dediğimiz bir rüzgar yılı olarak görüyoruz. Önümüzdeki 4 sene için, çünkü önümüzdeki 4-5 senelik bir süreçte 20-25 milyar dolarlık yatırım çekmeyi düşünmüştük. Bu sene belki bir kasırgaya dönüştü bu. Şimdi maalesef bunlara servis yapacak kalkınma ajanslarının Türkiye’de olmaması da büyük boşluk. En azından bu süreci hızlandıracağını düşünüyoruz bu çalışmaların. Çok daha iyi olabilirdi ama varılan düzey de katedilen yol açısından faydalı denebilir. Ama benim şahsen buradaki beklentim büyükşehir belediyesinin, sayın başkanımızın liderliğinde, sayın başbakanımızın himayesinde dünyaya ve yakın bölgemize kaçan yatırımları çekinceye kadar yapılanları yetersiz görmek, 20-25 milyar doları çekmek için bütün gücümüzle çalışmak. B.A.: Belli projelere ilgi oldu mu platformda? İhaleye açıldılar. Sonuçlar nasıl oldu? Teklif aldınız mı? L.A.: Şimdi ilginçtir, İstanbul’un “waterfront” (deniz kıyısı) dediğimiz projelerine ilgi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle İstanbul turizminin geleceğine yatırım yapmak isteyenler başta yat limanları olmak üzere İstanbul’un bütün deniz potansiyeline ciddi ilgi gösterdiler. Bence İstanbul’un sayın başbakanımızın söylediği 20 bin turist hedefine çıkarılmasının, mevcut turizm potansiyelinin 10 kat artırılmasının, İstanbul’un turizm işletim sisteminde konaklama, eğlence ve diğer turizm servislerini yakında harekete geçireceğini düşünen yatırımcılar, turizm ağırlıklı olanlar başta olmak üzere projelere yoğun ilgi göstermişlerdir. Şimdi deniz kıyısı projelerinin talep gördüğünü söyledim. Depreme yönelik kentsel dönüşüm projelerinin, konut yatırımlarının İstanbul için cazibe oluşturduğunu görmek de ilginçti. Bunlar risk yönetimi kapsamında yeniden yapılacak olan büyük çaplı projelerdir. 240 bin kadar konutun da bu platformlarda uzun dönemli fonlardan destek görebileceğine dair mesajlar verildi. Ama bunların altlığının ilgili devlet birimlerince takip edilmesi gerekir. Bizi çok aşan şeyler bunlar ama böyle bir ortamın olduğunu ve görüşmelerin yapıldığını, İstanbul’a ilgi gösterildiğini söyleyebiliriz. Yani gecekondu alanlarının dönüşümü, riske dayalı yeniden yapılandırma programlarının finanse edilmesi, yeni şehirlerin kurulması bunlar önemli ve bize de ilginç gelen şeylerdi. Diğer taraftan şehrin yeni vistalarının, kimlik omurgalarının da ilgi gördüğünü, hatta birkaç kimlik noktasına çok sayıda ilgi gösteren yatırımcının bulunduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki burada projelerden ziyade şehrin potansiyelleri öne çıkarılmıştır. İstanbul’un potansiyellerinin böyle on – yirmi projeyle değil Barselona gibi binlerle ifade edilmesi gerektiğini düşünmek lazım. Önemli olan bu yatırımcıların harekete geçirilmesi, proje geliştiricilerin sağlanmasıdır. Çünkü siz proje geliştiricileri harekete geçirirseniz ve onları şehrin katma değerini artıracak, şehrin var olan değerlerini geleceğe taşıyacak şekilde doğru yönde yönlendirirseniz o zaman yatırım sıkıntısı çekilmeyecektir. Bu arada bazı projelerin tek başına uygulanabilir olmadığından hareketle uygulanmalarını sağlayacak yan unsurlarla desteklenmeleri ve geriye dönüşlerinin sağlanabilmesi halinde bu projelere yatırım sıkıntısı çekilmeyeceği görülmüştür. Bu süreç dünyada kalkınma ajanslarınca gerçekleştirilmektedir. Şimdi de yatırım alanında 100 milyon dolar kalkınma ajansları sayesinde çekiliyor. Yani Türkiye bir İrlanda’nın yaptığını, bir Barselona’nın yaptığını, bir Paris’in, Londra’nın yaptığını, bir Şangay’ın yaptığını vakit geçirmeden yapması halinde projelerine talep patlaması yaşayacaktır. Ama belki doğrudan finans değil de, projelerin öne çıktığı bir yeni dönem olacaktır. Fikri olan, hayali olan, vizyonu olan, iddiasını projeleriyle sergileyen kentler, şu anda Dubai’nin öne çıkmaya çalıştığı bilgi toplumu sonrası kent modeliyle yaptığı gibi dünya yatırımcısını çekmektedir. İstanbul hala endüstri toplumunun kafa yapısında düşünmemek, pek çok bileşenini bilgi toplumu sonrası düşünme şekline çevirmek durumundadır. Eğer öyle yaparsa bu trendlerden büyük çapta kaynak çeker, yoksa bu trendler bilgi toplumunu ve sonrasını düşünen kentlere gider. Çünkü bu platformlar sizin gelecek 10-20 yılınızı gören ve gelecek 20 yıl sonranızı bugüne çeken platformlardır. Eğer sizin gelecek 20 yıl sonranız, 30 yıl sonranız için bir projeniz varsa, bu yatırımcı bunu bugün için uygulanabilir görüyorsa, bugüne yatırım yapar, bugün gerçekleştirir. Çünkü bunların iddiası şudur: Biz hayallerinizi gerçekleştiren projeleri yapan çevreleriz. Dolayısıyla bugün söylediğiniz geleceğin pek çoğunu biz geçmişte yapmışızdır zaten. Onun için beklemeye gerek yok. Sadece siz uygulanabilirliği olan bir proje paketini sunun veya bizlerin geriye dönüşümü olan proje tekliflerimize ortam sağlayın. B.A.: Teknokent projesi – Teknokent teklifi hakkında ne düşünüyorsunuz? L.A.: Tabi görüşmeleri sayın başkanımız yaptı. Sürecin böylesine olumlu gelişmesi, bu rüzgardan öncülük yapan bir proje olarak çıkması bilgi toplumunun trendleri açısından çok önemli. Sophia Antipolis mahalli belediye örgütlerinin 1960’lı yıllardan sonra bir araya gelip belediyeler birliği gibi örgütlenip bölgelerinde bu girişimi başlatmaları, 40 yılı aşkın bir deneyiminin olması ve çok mütevazi koşullarda örgütlenmiş olmasıdır. Bugün eriştiği düzeyde Afrika’da, Avrasya’da yeni partnerler araması bu 40 yıllık tecrübelerinin bir sonucudur. Önceki yıllarda Afrika üzerinde genç nesle yönelik ciddi yatırımlar yaptıklarını biliyoruz. Bugün Anadolu’daki, İstanbul’daki gençlere yönelik duyarlılıkları, Bill Gates’in Türkiye’ye gelişinden sonra verdiği mesajlarla da doğrulandığı üzere bilgi toplumunun yeni başkenti olacak olan İstanbul’da böyle bir girişimde bulunmaları, çok hızlı bir trendin yakalandığını gösteriyor. Sayın başkanımız o konularda gerekli açıklamaları yaptı. B.A.: Mimari açıdan ne düşünüyorsunuz, böyle bir yerin kurulması ile ilgili?... L.A.: Hiç gördünüz mü Sophia Antipolis’i? B.A.: İnternet sitesinden gördüğüm kadar... L.A.: Sophia Antipolis’in özellikleri yanılmıyorsam 2500 hektar alan bir ormanlık araziye kurulmuş. Son derece mütevazi binalardan oluşuyor. Üniversiteleri adeta anaokulu gibi minyatür enstitüler şeklinde. İçerisinde gençlerin, genç beyinlerin şakalaştığı salonları, toplantı odaları, ofisleri olan, beyin fırtınalarının yapıldığı enteresan bir yer. Bunun özelliği halka açık adeta bir bölge parkı maiyetinde oluşu. Her isteyenin gidebileceği içinde doğal köyü olan, o köyde bankası, lokantası, alışveriş yerleri olan ve oradaki beyinlerin kendilerini doğal ortamda hissedecekleri, halktan kopmadıkları, halkın da kendilerini dışlamadığı enteresan bir merkez. İstanbul’a benzerliği; bir belediyeler organizasyonunda bunun doğmuş olması, mütevaziliği, doğaya olan çevreye olan duyarlılıkları özellikle kullandıkları insan profilinin doğu kökenli olması. Genç beyinler enteresan bir şekilde doğuda daha çok kendini gösteriyor. Türkiye’nin ve İstanbul’un etkiledikleri coğrafyadaki genç beyinleri çekecek güçte olması, sahip olduğu genç beyin potansiyeli bence Sophia Antipolis’le özdeşleştirilebilir. Projenin içine girdiğimiz vakit şirketlerin, üniversitelerin, otellerin, ofislerin nerede başlayıp nerede bittiği, bir odanın bir şirket merkezi olurken yandaki odanın bir otel odası, bir sonraki odanın bir toplantı odası olması ve hepsinin organik olarak doğa içine serpiştirilmesi bizim alıştığımız anlamda, bugüne kadar Türkiye’de yapılan yatırımlar anlamında, bir teknopark değildir. Çok daha insani, doğal ölçekte ve özellikle beyinlerin yönlendirildiği, beyinlerin iletimde bulunduğu bir merkez. Teknolojinin veya büyük endüstri yapılarının gölgesi altında bırakmadan aynı zamanda dış dünyadan da kopmadan geleceği şekillendirdikleri bir kent. Buradaki yerleşme, eğlence, rekreasyon unsurlarının mütevazilikleriyle ve yapı alanları itibariyle örnek olarak İstanbul için gerçekçi görünüyor. Ama bu demek değil ki dünyadaki diğer merkezlerin yok sayılacağı bir bakış açısı olacak. Tam tersine bu gibi merkezlerin ilgi odağı İstanbul. Onun için Bill Gates’in, sayın başbakanımızın başlattığı gelişim önümüzdeki yıllarda çok yeni adreslerle çok zenginleşecektir.
Konu Başlıkları Burada Görünecek

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.