Yaptığınız çalışmalarla ilgili sorulara geçmeden, mahallenizin
genel durumundan bahseder misiniz?Devrim
Boran: Mahalle 2B arazisinde yer alıyor ve aramızda tapu sahibi olan
yok. Mahalle aynı zamanda kentsel dönüşüm projesi kapsamında yer alıyor.
Herhangi bir yıkım kararı yok ama insanlara tapu dağıtılacağı yönünde çeşitli
laflar kafa karışıklığı yaratıyor. Çalışmanın kadastro aşamasından haberdarız.
Son durumdan ise haberimiz yok. Sosyo-ekonomik açıdan ise işçi ve emekçilerin
bulunduğu bir mahalle
Kazım Karabekir. Burada yaşayan insanlar
yıllardır vergilerini ödüyor. Nüfusun çoğunluğunu Aleviler oluşturuyor. İşsizlik
oranı çok yüksek. Çocuk ve genç nüfus yüksek oranlarda. Mahallede uyuşturucu,
çeteleşme maalesef çok yaygın. Kumar da kahvelerde oldukça yaygın. Fuhuş da
yapıldığını biliyoruz. Buna rağmen bize göre başka türlü bir yaşam olanaklı ve
başka bir mahalle mümkün.
Mahalledeki bu sorunların çözümüne
dönük ve başka bir mahallenin mümkünlüğünü sahici kılmak adına neler
yapıyorsunuz?2006’nın sonlarında liseli ve üniversiteli bir
avuç mahalleli genç olarak bir araya geldik. Mahallemizde yaşanan yozlaşmaya ve
yabancılaşamaya karşı bir alternatif oluşturmak iddiasıyla toplandık. Yozlaşmaya
ve yabancılaşmaya karşı alternatifi, bir dergi üzerinden hayata geçirmeye karar
verdik. Dergi üzerinden mahallemizde yaşanan sistemin dayattığı yabancılaşmaya
karşı bir alternatif oluşturalım dedik. Sonuçta yoksul insanlar, emekçi insanlar
kendini hiçbir şekilde ifade edemiyorlar. Kendini ifade etmek için araştırma
olanakları yok, ne TV, ne gazete, ne radyo ne de başka olanakları yok. Bu dergi,
bu imkânı sunsun istedik ve Çınardibi dergisini çıkartmak için uğraşlarımız
böylelikle başlamış oldu.
Derginin adını Çınardibi koyduğunuza
göre bu adın bir anlamı olmalı, sahi neden Çınardibi?Evet bir
anlamı var, ama o anlamdan önce derginin adının nasıl belirlendiğini anlatayım
size. Derginin adını belirlemeye çalışırken mahallelilerle ad tartışması yaptık
ve bu tartışma sonucunda 3 öneri ön plana çıktı; Karakalem, Zeytin Dalı ve
Çınardibi. Üç öneri üzerinde günlerce tartıştık, sonra bu tartışma sonucunda
oylama yapmaya karar verdik. Bir sandık kurduk. Oylama yaptık. Sonuçta Çınardibi
seçildi.
Çınardibi, mahallenin etrafında kurulduğu çınar ağacı ve
çeşmesiyle simgesel bir anlamı ve herkes açısından birtakım çağrışımları olan
sokağın adı. Ama bizim için yerel adından da öte. Çünkü Çınardibi aynı mahallede
yaşıyor oluşumuzu ve bir aradalığımızı en iyi anlatan isimdi. Bu nedenle
Çınardibi oldu ismimiz.
İsim konusunda oylama yoluyla
mahallelinin katılımını sağlama tavrınız derginin içeriği konusunda da sürdü
mü?Elbette… Bu kez toplantılar düzenleyip tartışmalar yaptık.
İçerik, derginin sloganı, logosu, yayın süresi, fiyatı vs gibi konular hakkında
bir ay boyunca tartıştık ve kararlar aldık. Bazen her gün, bazen iki günde bir
toplantılar yaptık. Ortalama 15, toplamda 50 mahalleli bir ay boyunca
toplantılara katıldı. Bu süreçte 11 yaşında da 40 yaşında da insanlar vardı.
Toplantılar sürerken bir taraftan da mahalleliden ürünler toplamaya başladık.
Şiir, anı, karikatür vs topladık.
Bir de şöyle bir şey oldu o süreçte;
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şehir Tiyatroları’nda bilet fiyatlarını 1 TL’ye
indirmişti. Biz de bu fırsatı değerlendirelim dedik. Mahalledeki anneler köyden
gelmiş insanlar, hayatlarında ne tiyatroya gitmişler ne de sinemaya… Mahalleli
kadınları tiyatroya götürelim dedik. 200 tane bilet aldık. O biletleri de 2
TL’den sattık. Tiyatro biletini satarken de neden 2 TL’ye sattığımızı söyledik
ve dergiyi de tiyatro biletlerinden gelen parayla çıkardık. Mahalleli dergiyi
biliyordu. 2006’nın aralık başında 160 adet çıkardık. Kapı kapı dolaştık,
sattık. Birkaç günde bitti. 2. baskı yaptık 60 tane, o da hemen bitti. Aralığın
ortalarında mahalleliyi tiyatroya götürdük kadın ağırlıklı. Sonra kendimiz
gençlik bazında tiyatroya gittik. Böylece Çınardibi başlangıcını sosyal
etkinliklerle yapmış oldu. Özellikle çocukların ilgisi çok
yoğun…
Çocukların bu dergiye olan yoğun ilgisi beklediğiniz bir
şey miydi?Aslında başta çocukların çok rolü yoktu, ama sonradan
çocuklar ağırlığını koydu. Biz çok sosyal ve kitlesel bir şekilde başladık.
Çınardibi’nin kuruluş aşamasına 50’ye yakın mahalleli katıldı ve ilk faaliyeti
200 kişiyi tiyatroya götürmek oldu. Mahalleli çıkar çıkmaz benimsedi ama
çocukların ağırlık kazanması 4. ve 5. sayı ile oldu. Çocuklar ilerleyen
sayılarda gittikçe dergiyi daha çok sahiplenmeye başladı. Okudukları için okuma
yazma ile içlidışlılar. Büyüklerde ise böyle bir şey yok. Bir kısmı gazete bile
okumayan insanlar ve okuma yazma ile çok alakaları yok. Dergiyi daha çok
“gençler iyi bir şey yapıyor” üzerinden sahipleniyorlar. Büyükler de okuyor, ama
çocuklar daha çok sahipleniyor, alıp okuyor ve daha çok yazıyorlar. 5. sayı ile
birlikte dergiye yazan çizen çocuklara kitap hediye etmeye başladık. Bu onları
motive edici bir davranışımız oldu. Yaptığımız film gösterimi, tiyatro gibi
faaliyetlere de çocuklar daha yoğun ilgi gösteriyorlardı. 2007’nin başlarında
bir futbol takımı kurduk onlar için ama doğal ve kendiliğinden gelişen bir şey
oldu, önceden düşünülmüş bir şey değildi. Düşünülmüş bir aktivite haline,
geçtiğimiz yıl futbol turnuvası şeklinde getirdik. Bizim bir takımımız vardı
13-15 yaş arası. 8 takım katıldı, onları da biz örgütledik. Kendi aralarında
takımlar kurdular. Sonra 3 ay boyunca turnuva yaptık. 13-15 yaş bitti, 9-12 yaş
arası bitti ardından 7-10 yaş arası. 3 ay boyunca 28 takım kuruldu. “Bize de
turnuva yapın” dediler ve o şekilde turnuvayı yönlendirdik. Yaptığımız
etkinliklerde mahallelinin talepleri en belirleyicisi… Kültür merkezinde
yaptığımız şeyleri de onlar belirliyor. O çerçevede hareket
ediyoruz.
[Sayfa]
Çınardibi dergisi ile başlayan süreçte
kültür merkezi fikri nasıl ortaya çıktı?Biz aslında başından
beri böyle bir şey düşünüyorduk. Çok erkenden bunu gündemimize almıştık.
Dergimiz çıktıktan birkaç ay sonra kültür merkezi açalım diye bir girişimimiz
olmuştu, ama çok erken ve koşulları oluşmamış bir girişim olduğundan bu fikir
gerçekleşemedi. Bu doğrultuda “kültür merkezi için el ele” adıyla 2007’de bir
dayanışma şenliği yaptık. O zaman bu çaba kültür merkezini kurmamıza yetmedi ama
iki buçuk yıllık faaliyetin sonunda kültür merkezini geçtiğimiz yıl hayata
geçirdik.
Peki kültür merkezi bünyesinde ne tür etkinlikleriniz
oluyor?Çocuklar için İngilizce, matematik, okuma yazma
kurslarımız oldu, kadınlar için okuma yazma kursumuz oldu. Gitar ve bağlama
kurslarımız var. 24-25 Kasım’da kadına yönelik şiddetle ilgili uluslararası bir
etkinlik yapıldı. Yine 8 Mart’ta kadınlar günü kutlaması yapıldı. Ayrıca salı
günleri kadın toplantıları gerçekleşiyor. Şenlikler, yazlık sinemalar, çocuklar
için futbol turnuvaları gibi etkinliklerimiz de var. İhtiyacı olana giysi
dağıtımı da yapıyoruz.
Kadın çalışmaları bağlamında neler
yapıyorsunuz? Kadın çalışmalarına mahalledeki erkeklerin bakış açısı
nasıl?Devrim Boran: Bizim çalışma yürüttüğümüz
kesimler mahallenin tamamından ziyade henüz daha çok kadın ve çocuklarla ilgili.
Kadın çalışmamız çok yeni, kültür merkezi ile birlikte başlamış bir çalışma…
Bundan 2 yıl önce dünya emekçi kadınlar gününde mahalleli 300 kadına karanfil ve
şiir yazıp vermiştik. Ama asıl olarak geçen sene başladı kadın çalışması… Bu
çalışmalar kadınların mahalleyi de belli bir düzeyde sahiplenmelerini sağlıyor.
Şu ana kadar kadın çalışmalarına dair erkeklerden kaynaklanan belirgin bir
sıkıntı da olmadı. Erkeklerin daha çok kahveye gitmek ilgilerini çekiyor; bu tür
çalışmalar, kültür merkezi ve dergi pek ilgileri dahilinde
değil.
Nazlı Baybars: Ben 20 yıldır bu mahallede esnafım
ve hemen hemen herkesi tanıyorum. Toplantılar yaptık, kadınlara çocuklarına
sahip çıkmalarını, burada matematik, Türkçe gibi dersler verileceğini söyledik.
Bu şekilde onları çekmeye başladık. Ancak kadınlarla çalışmak iğneyle kuyu
kazmaya benzer. Buradaki kadınların okuma yazma seviyeleri oldukça düşük.
Erkeklere göre kadınların işi zor. Önce güvenmeyip sonrasında güvenlerini
kazandıklarımız oldu. Okuma yazma kursuna gelen 30 kişi var şimdi. Saz kursları
veriyoruz, matematik kursumuz var. Okuma yazma derslerini de mahalleden
Emekli-Sen’den bir arkadaş veriyor. Buradaki kadınların bir kısmı kocalarının
korkusundan gelemedi. Hatta bir tanesi yine gelemiyordu, kocasıysa ya şimdi
babasının evindedir ya da kahvede. Ben de gittim adamla konuştum “neden karını
göndermiyorsun” diye sordum. “Eğer güvenmiyorsan gel bir çayımızı iç” dedim. Ama
adam “ben kahveden geldiğimde eşim evde olacak” diyor. “Çalışsan anlayacağım da
sen kahveden geliyorsun arkadaşım ayıp” dedim. Neyse şimdi geliyor, okuma
yazmayı da sökmeye başladılar yavaş yavaş.
Bunun dışında 25 Kasım’da
Gülten Mağdenli geldi ve burada otuza yakın kadınla tiyatro
çalışmamız oldu. Kadın sağlığı üzerine Sağlık-Sen’den arkadaşlar gelip çeşitli
bilgiler verdi, yaklaşık yirmi beş kadın vardı. Aile içi iletişime yönelik
seminer vermesi için bir psikolog davet ettik, gelip anlattı. Hala taleplerimiz
bu yönde devam etmekte tabi. Kadınların çalışmasına yönelik el işi becerileri,
ahşap boyama gibi taleplerimiz var. Özellikle sosyalist-feminist gruplarla
konuştum, Taksim’de, Kadıköy’de solculuk yapmak kolay, gelin buraları görün
dedim ama sonuç alamadım. Hâlâ çağrıma devam etmekteyim. Sosyalist ya da solcu
olmak zorunda değil destek verenler; ayırım yapmıyoruz. Her türlü desteğe
açığız.
“Yozlaşmaya ve yabancılaşmaya karşı olacağız” dediniz.
Sizce ne kadar başarabildiniz bunları? İleriye yönelik ne hedefleriniz
var?Aslında Çınardibi’nin yapmaya çalıştığı şey sosyal ve
toplumsal bir devrim. Toplumu değiştirmek, dönüştürmek. Nihayetinde bu çalışmaya
öncülük eden insanlar demokrat, aydın, devrimci, ilerici insanlar. Bizim genel
olarak derdimiz bütün dünyayı değiştirmek. Çınardibi de aslında bu mücadelenin
bir parçası. Bu yerellikte somutluk kazanmış hali. Toplumu iyiye güzele doğruya
doğru değiştirmek de bugün yarın olabilecek bir şey değil; çok uzun yılları
alacak bir süreç. Bizim yapmaya çalıştığımız bu yönde değerler yaratmak.
Çınardibi’nin ortak paydası, esas aldığı şey, insanın ortak değerleri; birlik,
beraberlik, sevgi, saygı, üretim, paylaşım hoşgörü vs. Bir özgürleşme,
insanlaşma arayışı... Bu yönde değerler yaratıyoruz, bir şeyler biriktiriyoruz.
Nitelik anlamında baktığımızda çok fazla değişimden söz edemeyiz. Sonuçta 3
yıllık bir çalışma ama yarattığımız çok önemli değerler var. Örneğin 12 sayı
dergi çıkardık, binlerce insana ulaştı dergi. Geldiğimiz aşamada 1.000 tane
dergi satıyoruz mahallede. Yaklaşık 1.000 çocuğa kitap, bir sürü insana elbise
hediye ettik. Bu faaliyete onlarca insan, özellikle çocuklar aktif olarak
katılıyor. Bu çalışmanın öznesi onlar. Dergi için yazıyor, çiziyorlar, bildiri
dağıtmaya katılıyorlar vs. Sinemaya gidiyoruz hep birlikte. Dergi sayesinde
özgüven ve irade sahibi, kendini ifade edebilen bir kuşak yetiştiriyoruz. O
edilgenlikte onları pasiflikten çıkarıp, kendi beklentileri doğrultusunda hayata
müdahale eden, değiştiren bir konuma getirmeyi
hedefliyoruz.
Sesinizi duyurmak için çıktığınız bu yolda sizi
aksatan, engelleyen ne gibi sorunlarınız var?Aslında bu çalışma
kendi öz gücüne yaslanan bir çalışma. Halkın maddi manevi desteğiyle ayakta
duruyor. Maddi anlamda herhangi bir dış destek almıyor. Kendi kendini var eden
ve ayakta durmaya çalışan bir çalışma. Ortak mücadelenin bir parçası… Şimdiye
kadar dışarıdan da bir takım destekler aldık tabii. Sanatçı Şevval Sam mahalleyi
ziyaret etmişti, bu çok anlamlıydı. Ama asıl bizim derdimiz bu çalışmanın diğer
emekçi mahallelere de örnek olması. Çünkü bildiğimiz kadarıyla bir model
özelliği taşıyor ve çok örneği olan bir çalışma değil. Yoksul mahallere de örnek
olsun bu tür faaliyetler ve yapılsın ki bu çalışma Türkiye’nin iklimini
değiştirecek bir potansiyel barındırıyor. Düşünsenize insanlar okuyor, çiziyor,
yazıyor, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılıyor. Gerçekten de ülkenin
atmosferini değiştirecek bir içeriğe sahip. Model olması ve bunun üzerinden
başka mahallere de taşınmasının üzerinde duruyoruz.
Not:
Çınardibi’nden Nazlı Abla, yürüttükleri kadın çalışmalarında yer almak isteyecek
gönüllülere ve özellikle psikologlara ihtiyaç duyduklarını duyurmamızı istedi.
İlgilenenler
ceyo.0062@gmail.com adresine mesaj
atabilir.
Çınardibi dergisinin birinci sayı giriş yazısı / Aralık
2006Duyuyor musunuz?İşte ilk çığlığını
koyverdi gökyüzüne. Ve nurtopu gibi bir dergimiz oldu. Adını “çınardibi” koyduk.
Gözümüz aydın, gönlümüz şen olsun!
Gör(e)meyenlere göz, duy(a)mayanlara
kulak, konuş(a)mayanlara dil olsun diyedir ki ÇINARDİBİ ete-kemiğe
büründü.
Hikâyemiz bir söz ile başlar. Önce bir söz idi yalnızca.
Yüreğimizin eldeğmemiş topraklarına ektiğimiz bir söz. “umut ile, sevda ile,
düş” ile suladık o sözü. Yeşerdi usul usul. Yeşerip boy verdi. Boy verip çiçeğe
durdu. Ve çatlatıp yüreğimizin kabuğunu bir gökkuşağı gibi açtı, siyah-beyaz
filmleri andıran hayatımızın üzerinde.
İpini koparmış gezegenimizde nasıl
bir yankı uyandırır bilinmez ama, “bir ihtimal daha var” deyip çıktık Yol’a.
Asıl olan da yoldur zaten, varmaktan öte…
Paranın egemen olduğu bir
dünyada kültürel bir çabaya girişmek, akıntıya karşı kürek çekmek belki. Ya da
“ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına / bir Temmuz sabahı / güzelin, doğrunun
ve de haklının fethine çıkan” Don Kişot misali yeldeğirmenleriyle dövüşmek.
Kısacası, “akıl karı” olmasa gerek çabamız! Oysa, insanı insan yapan kültürdür.
İnsan, doğayı gereksinimleri doğrultusunda dönüştürerek insanlaşmıştır.
Kültürden soyutlanmış bir insan, kurumuş bir ırmağa benzer. Özcesi, çabamız
insan olmanın bir gereğidir.
Ne “kültür” adı altında dayatılan yozlaşmaya
mahkûmuz, ne de yabancılaşmanın yarattığı yalnızlaşma kaderimiz. Her şeyin para
ile ölçüldüğü dünyamızda “başka türlü bir yaşam olanaklı”. Çınardibi Dergisi de,
başka türlü bir yaşam arayışının ürünü olarak var oldu. Yozlaşmaya karşı
kültürü, yalnızlaşmaya karşı toplumsallaşmayı koyarak, başka türlü bir yaşam
arayışımızı anlamlandırmaya koyulduk.
Hayatın rüzgârı ile bir yaprak gibi
savrulmak yerine, irademizle hayatımıza ve geleceğimize yön veriyoruz. Ve
sesimizin ulaştığı herkesi, çabamıza ortak olmaya çağırıyoruz.
Yolumuz
açık olsun!
0 Yorum
Yorum Yap