İstanbul daha henüz bu kadar büyük değilken bile sahil
şeridi, kent yaşamı için çok önemliydi. O zamanlar sayfiye yeri ya da tatil köyü
olarak adlandırılan sahiller artık kentin içinde. Yaşanan ani büyümenin
yarattığı çarpık kentleşme, belki de kendini en çok sahillerde gösteriyor. Uzun
sahil şeritleri farklı kesimden insanlar için kurtarılmış bölgeler haline
geliyor, tabii her kesimin kendi bölgesi var! Bunun en somut ve yakın örneği,
Beşiktaş’ta Kadıköy İskelesi’nin yanındaki çay bahçesinin
yıkımı sırasında yaşandı. Belediye ekipleri, yıkım için sahile geldiklerinde
karşılarında, oranın devamlı müdavimi olan gençleri buldular. Ancak sonuç
değişmedi, yılların çay bahçesi yıkıldı.
Asya yakasında, Moda’dan başlayan sahil şeridi
Bostancı’daki vapur ve deniz otobüsü iskeleleri dışında bir
kesintiye uğramadan Pendik’e kadar uzanıyor. Böylesine
iletişime açık bir hat içerisinde otonom bölgeler oluşturulması bir hayli zor
görünüyor. Ancak İstanbul’un sakinleri, upuzun sahilde kendi anlayışlarına göre
mekânlar belirlemişler. İlk ziyaretimizi yaptığımız Bostancı
Sahili, tabiri caizse tam bir aile yeri. Piknik yapanlar, mangalda et
kızartanlar, arkadaşlarıyla top oynayanlar; herkesin keyfine göre bir eğlence
mevcut. Tabii içki içmek ya da sevgilinizle el ele dolaşmak gibi bir derdiniz
yoksa. Hava güzelse ve bir de hafta sonuysa Bostancı sahilinde adım atacak yer
olmuyor.
İlk defa sahili ziyaret eden Mustafa Amca da şaşkınlığı
üzerinden atamamış görünüyor. Heyecanını “Burada güzel bir macera yaşıyorum”
sözleriyle özetliyor. Tıpkı Mustafa Amca gibi denize uzak bölgelerde yaşayan ve
Bostancı sahiline nadiren uğrayanların sayısı bir hayli fazla. 56 yaşındaki
Fadime Teyze de yılda iki ya da üç defa gelip sahilde ailesiyle
piknik yapanlardan. Evdeki sıcaktan bunalmış, sahilin esintisinin iştahını
açtığını söylüyor. Kalabalığın içinde en neşeli olanlar ve sesleri çıkanlar
tabii ki çocuklar. 18 yaşındaki Aykut ve ondan altı yaş küçük kuzeni İlker’in
vakitlerini nasıl geçirdiklerini anlatırken ağızları kulaklarına varıyor. Izgara
yapıyor, yemek yiyor ve tabii top oynuyorlarmış. Onlar da denizden uzak
yaşadıkları için Bostancı sahilinde geçirdikleri süreden farklı bir keyif
aldıklarını gizlemiyorlar.
Hava kararmaya başladığında bile insanlar sahile akın etmeye devam ediyor. Bu
kez ızgaraların ve mangalların yerini nargilelerle tavla takımları alıyor.
Bostancı sahilinde güvenlik açısından bir endişe yok. Ailelerin bir arada olması
suç unsurunu sahilden uzak tutuyor. Sanırız, gençleri de, çünkü gençlerden
oluşan arkadaş grupları pek ortalarda görünmüyor.
Bostancı’dan birkaç durak sonra vardığımız Caddebostan
sahilinde ise bambaşka bir kitle ile karşılaşıyoruz. Bostancı’da gözlerimizin
aradığı gençler burada. Birçokları için kent içi yaşamında var olmayan özgürlük
Caddebostan’da deniz kıyısındaki banklardan ağaçların arasına gizlenmiş
çimenlere kadar yayılıyor. Genelde gençlerin uğrak yeri olan sahil, plajın
açılmasıyla, farklı kesimlerden insanlar tarafından da sık sık ziyaret edilir
olmuş. Plajın açıldığı ilk günlerde, “donla, pantolonla denize
giriyorlar, ortalık yerde mayolarını değiştiriyorlar” eleştirilerine
maruz kalan bu kitle hakkında Caddebostan müdavimleri ne düşünüyordu acaba?
Haftada bir sahile uğrayan Gülnur Ürgüpoğlu, taciz
edilmediği sürece plaja gelenlerin kendisi için sorun olmadığı görüşünde. Ancak
kendisini rahatsız eden laf atma, gözle taciz gibi olaylardan şikâyetçi.
Arkadaşı Ceylan Ertem de Ürgüpoğlu’na katılıyor. O da şortuyla
bisiklete bindiği zaman sıkıntı yaşamış. “Maganda ya da kıro, adı neyse onların,
insanları rahatsız etmesi hiç hoş değil, bu durum erkekler için sıkıntı
yaratmadı, ama kadınları birçok şeyden alıkoydu” diyor. Ona göre etrafta oturan
orta ve üst tabaka insanların aşağılayıcı tavırları da aynı şekilde rahatsız
edici. Gençler plajdan daha çok çimenlerde oturmayı, gitar çalıp şarkı
söylemeyi, arkadaşlarıyla muhabbet ederek içki içmeyi tercih ediyorlar. Bir de
tabii emekliler var. Onların mekânı banklar, ama gençlere karıştıkları da yok.
Bazısı spor yaparak zinde kalmaya çalışırken, çoğunluk banklarda arkadaşlarıyla
muhabbet ediyor. 1962 yılından beri Caddebostan’da oturan emekli subay
Ersin Görüş, sahilde son yıllarda var olan yapılanmadan memnun,
“Burası oturulabilecek, gezilebilecek bir yer haline geldi” diyor. Ancak
insanların sahile yeteri kadar sahip çıkmamasından şikâyetçi.
Aileler Bostancı’da, gençler ve genç kalanlar Caddebostan’da. Ancak Asya
Yakası’nda birkaç yıl öncesine kadar ikisinden de çok daha popüler olan bir
sahil vardı: Moda sahili. Şimdi oranın durumu ne mi?
Moda sahilini anlatmadan önce kısa tarihine göz atmakta fayda var. Sahilin
birinci kısmı, 90’lı yıllarda özellikle Akmar Pasajı’na “takılan” gençlerin
sıklıkla ziyaret ettiği bir yerdi. Haftanın hemen her günü görüntü ve
hareketleriyle “Türk örf ve âdetlerine ters düşen” bu alt kültür kitlesinin
toplandığı “Aygır” isimli dalgakıran, sık sık polis tarafından
basılırdı. Satanist olaylarının gündeme oturmasından sonra, Aygır kapatıldı.
Şimdi ise üstünde arıtma tesisi yükseliyor. Artık Moda sahili çok daha sakin bir
yer. Ancak sahili terk etmemekte direnen tek tük gençlere bakış aynı. 26
yaşındaki Kasım Yılmaz, hafta sonları sahile uğrayanlardan.
Özellikle pazar günleri insanların rahat bir ortamda bulunmasının hoşuna
gittiğini söylüyor. Memnun olmadığı bazı şeyler de var. Polislerin yoldan
geçerken kendisini süzmesi, Yılmaz’ı rahatsız ediyor, ama polislerin sahilde
olmasının her şeye karşın iyi olduğunu da söylüyor. Anlaşılan kafası bir hayli
karışık, “satanist” ve “kıl kuyruk” diye tanımladığı tiplerin dengesiz
hareketleriyle çevreye rahatsızlık verdiklerini ve aileleri kaçırdıklarını
söylüyor. Onlardan hoşlanmama nedenini, “Çünkü tipleri bozuk, dudaklarının
altında klips midir nedir onlardan var, vücutlarının her tarafı dövme, burada
kendi kendilerine birtakım triplere giriyorlar” diyerek açıklıyor. Görülen o ki,
insanlar için “öteki”ler her yerde. Sahil, girişteki lokantaları, çay
bahçeleriyle, diğerlerinden bir hayli farklı. Hâlâ çimlerde oturup muhabbet eden
gençleri ve kayalıklarda sevgilileriyle oturanları görmek mümkün. Ancak eskiden
Moda sahilinde gezenler artık pek görünmüyorlar.
[Sayfa]
Kentin diğer yakasında...
İstanbul’un Avrupa Yakası’nda karşıdakine benzer bir sahil hattı, Samatya’dan
Avcılar’a kadar uzanıyor. Bu yakanın en rağbet görülen sahili ise Bakırköy.
Bakırköy’de konuştuklarımız, durumdan oldukça şikâyetçi. Gerçekten de orada
bulunduğumuz süre boyunca ne Caddebostan’daki kadar rahat ne de Bostancı’daki
kadar eğlenceli bir ortama tanık olabiliyoruz. 55 yaşındaki Rahmi Lale, iki
yaşından beri Zeytinburnu’nda oturuyor. Balkanlar’dan ailesiyle birlikte göç
etmiş. Bizimle konuşurken iki ağacın arasına kurduğu hamağında bir hayli rahat
görünüyor. Sahil hakkında tüm bildiklerini de bu rahatlıkla anlatıyor. “Buraya
Bakırköylü gelmez” diyor Rahmi Lale. Nedenini çevredeki gecekondu mahallerinden
gelenlerin çokluğuna bağlıyor. Kaba konuşan, çevreyi kirleten ve kadınları
rahatsız edenlerin Bakırköy yerlilerini sahilden uzaklaştırdığını düşünüyor.
Bütün gününü Bakırköy sahilinde anketörlük yaparak geçiren İbrahim Altun da pek
olumlu şeyler söylemiyor Bakırköy sahili hakkında. “İnsan kitlesiyle birlikte
burası çok değişti, kadınların belli bir saatten sonra tek başına dolaşması
mümkün değil” diyor “Çiftler ise uygunsuz hareketlerde bulunabiliyor. Saat
12’den sonra zaten buralarda durulmaz”. Kendisi de iş dışında sahile pek
uğramıyor.
Boğaz güzergâhında iskeleleri, oteller ve çeşitli kamu binaları denizle sahil
şeridi arasındaki bağlantıyı koparsa da müdavimi bol. Tophane’de Mimar Sinan
Üniversitesi’nin hemen yanındaki Fındıklı Parkı, yıllardır farklı yaş
gruplarından insanların bir araya geldiği bir yer. Balık tutanlar, içkisini
yudumlayanlar, ayakkabı boyacıları, seyyar satıcılar, çayocağının yanında boğaz
manzarasına dalıp gidenler hep bir arada. Yine de herkesin durumdan memnun
olduğunu söylemek zor. Onur Bahçıvan 20 yaşında. Fındıklı’ya ara sıra uğruyor.
Kendisiyle konuşurken Anadolu yakasında oturduğu için pek bu tarafları bilmeyen
kız arkadaşıyla birlikteydi. Gül satmaya çalışan seyyar satıcılardan ve çevrenin
kirliliğinden bir hayli şikâyetçi. Bunlara rağmen Fındıklı’ya gelmeye devam
etmesinin nedeni, “dünyada az rastlanır manzarası”. Onur Bahçıvan’a göre
Fındıklı sahilinin unutulmuş bir hali var. Bu terk edilmişliği daha derinden
hissedenler ise sahilde balık tutanlar. Ancak bu durum kendilerini hiç de
rahatsız ediyormuşa benzemiyor. Kader Gibi 47 yaşında. Balık tutmaya genelde
akşamları başlıyor, ama o ve arkadaşları sabah 10’dan itibaren sahili mesken
tutuyorlar. Peki bu kadar saat ne mi yapıyorlar? “Bizimkisi balık kardeşliği,
muhabbet ederiz, şakalaşırız, bazen mangal yaparız, rakımızı içeriz”. Onlara ara
sıra aileleri de katılıyor. Gerçekten fazlasıyla mutlu görünüyorlar. Kader Gibi
bunun nedenini şöyle açıklıyor. “Burası biraz rahat bir bölge”...
Sahile gidenler arasında şikâyeti olanların sayısı fazla, ama hafta sonu
geldiğinde havalar da biraz sıcaksa, kent içindeki bunaltıcı hayattan kaçmak
isteyenler yine sahillerde toplanıyor. Sahil, herkes için farklı bir kavram.
Kimisi ailesiyle gelip mangal yapacağı, kimisi sevgilisiyle yalnız kalabileceği
ve kimileri de arkadaşlarıyla denize karşı içki içip muhabbet edebileceği yerler
olarak görüyor İstanbul’un sahillerini. Birçokları farklı gördüğüne uyuz oluyor,
ama ne olursa olsun müdavimi olduğu deniz kenarından kopamıyor. Sonuçta ortaya
çıkansa İstanbul mozaiğinin küçük bir yansımasından ibaret.
0 Yorum
Yorum Yap