Yapı Sektörünün Haber Portalı

Havzanın derinliklerindeki güzellikler

Havzanın derinliklerindeki güzellikler Dünya, var olduğundan beri büyük değişikliklere uğramış. Bilimsel verilere göre Zonguldak havzasında kömür, 30

Havzanın derinliklerindeki güzellikler
Dünya, var olduğundan beri büyük değişikliklere uğramış. Bilimsel verilere göre Zonguldak havzasında kömür, 300 ile 500 milyon yıl önce, “karbonifer” dönemde, yeryüzünün kalın katmanlarının alt - üst oluşması sonrası, büyük ağaçların yeraltında fosilleşmesiyle oluşmuş. Havza, yeraltındaki kalın kömür damarlarının yanı sıra, doğal mağaraları ile de, milyonlarca yıl öncesinden günümüze görsel zenginlikler sunuyor.

Çocukken, arkadaşlarla ormana kestane, töngel veya kızılcık toplamaya gittiğimizde, yanımıza çıra alırdık. Çünkü, ormanın derinliklerinde daha önceden bildiğimiz veya yeni öğrendiğimiz mağaralarda gizemli geziler yapardık. Kanat çırpıp, üstümüzdeki kayalara ampul gibi asılan yarasaların altından elele tutuşarak, küçük adımlarla ilerlerken, kaybolmayalım diye, geçtiğimiz karmaşık yollara defne dalları bırakırdık. Büyük heyecanla bazen, kral koltuklarına benzer travertenlere oturur, bazen de mezar taşlarına benzeyenlerin önüne yatar hayaller kurardık. Hatıra olarak, su yatağından bir avuç kil alır, mağaradan çıktıktan sonra kilden gemi, araba, mask yapardık. Mağaralarla ilgili çeşitli söylentilere de inanırdık çocukken. En ilginci de, yıldırım düşmesi sonucu yeryüzüne yakın kömür damarının kıvılcımdan tutuşarak içten içten yanıp kül olması ve yeraltı suları ile külün derelere karışmasıyla mağaraların oluşmasıydı.

Havza, mağara sayısı ve uzunlukları bakımından ülkemizin önemli bir bölgesi. Ilıksu, İhsaniye, Erçek, Sofular, Çayırköy, Kızılelma, Kuyu Tarla, Tulumba, Cumayanı mağaraları doğallıkları ile, Gökgöl Mağarası gezi amaçlı altyapısı ile mağara meraklılarına yeni heyecanlar katıyor.
Gökgöl Mağarası, yıllarca kömür ocaklarında çalıştığım Asma İşletme Müdürlüğü’ne yakın bir tepenin altında, Büyük Madenci Yürüyüşü’nde işçilerin Ankara’ya rota vurduklarında, lambalarını yakarak geçtikleri ilk karayolu tüneline girmeden, yolun solunda, şehir merkezine 5 km. mesafede. Doğu - batı yönündeki ana galeriye bağlı kuzey ve güney iki koluyla toplam 3 bin 350 metre uzunluğundaki mağarada, dar ve sulu bir sifonla sona eren ana galeriden sonra yan kollardan gelen suların birleşerek oluşturduğu büyük çöküntü salonunda bir yeraltı deresi var. Bu dere, mağaranın aktif ağzından Erçek Deresi’ne dökülüyor. Damlataş birikimi yönünden son derece zengin olan Gökgöl Mağarası traventen, sarkıt, dikit, sütun oluşumları yanında; bayrak, perde, akma damlataşları ile süslü. Aktif ve yarı aktif katlarında duvar damlataşları, makarna sarkıtlar, mağara gülleri, mağara iyneleri ve içi su dolu damlataş havuzları bulunmakta.
Zonguldak İl Turizm Müdürlüğü tarafından 1994 yılında ele alınarak, İl Özel İdare Müdürlüğü’nce, Maden Teknik Arama Jeolojik Etüdler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Mağara Araştırma Grubu’na projelendirilen Gökgöl Mağarası; köprüler, su kanalları, aydınlatma ve ses donanımlı yaklaşık 875 metrelik yürüyüş yolu ile Haziran 2001’den bu yana, her gün 09.00 - 18.00 saatleri arası ziyaretçilere açık.
Doğal halindeyken, 14 yıl önce, bir grup arkadaş, madenci lambalarımızla Gökgöl Mağarası’nı gezmiştik. Çocukluğumda, çıra alevleri ile aydınlatarak gördüğüm mağaralardan sonra, madenci lambası ile istediğim yeri aydınlatarak gördüğüm güzel bir mağara gezisi olmuştu. Sarkıtlar, dikitler, damlataşlar, travertenler... Önceki gün, Gökgöl Mağarası’nı, elimde çıra ve madenci lambası olmadan gezdim. Mağara dokusunu, yıllar önceki doğal durumundan çok farklı buldum. Damlataşlarla mağaradaki oluşum halen devam ediyor gibi görünse de, ziyaretçilere her gün açık olması nedeniyle, aydınlatma ve ısıdan etkilenen doğal doku tahribata uğramış. Mağara dokusunda, yer yer kararmalar ve yosunlanmalar görülüyor. Üstelik, ziyaretçileri denetlemek zor olduğundan, hatıra niyetine alınan sarkıt veya dikitlerden koparılan parçalar, milyonlarca yılda oluşan görsel güzelliklere vurulmuş balyoz gibi izlenim yaratıyor.
Havzanın derinliklerinde güzelliklerin devam etmesi için , günün her saatinde ziyaret edilmesi gereken yer maden ocaklarıdır bence. Hem de, elde kazma, kürek veya balyoz; üreterek... Mağaralarımız, madem ki altyapısı tamamlanmış, milyonlarca yıl öncesinden oluşmuş görselliği ile ziyaretçilere sunulmak isteniyor; ışıktan ve ısıdan etkilenerek zarar görmemesi için, belli gün ve saatlerde açılmalı.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.