Yapı Sektörünün Haber Portalı

Gündemi Kaçırmak...

DŞG Kongresi hakkında çeşitli yerlerde yazılar yayınlandı. Bunlar içinde en 'ilginç' olanı, kanımca, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan Oktay Ekinci imzalı "Şehircilik ve Siyaset" başlıklı yazıydı

Gündemi Kaçırmak...
Bundan bir ay kadar önce, bu sayfada, Dünya Şehircilik Günü (DŞG) nedeniyle Şehir Plancıları Odası tarafından düzenlenen 6. Türkiye Şehircilik Kongresi konu edilmişti. İki farklı yazı ile "Planlama, Siyaset ve Siyasalar" temalı kongrede yapılan tartışmalar aktarılmış, siyasal alanın kent planlama süreçleri ile şehircilik alanında yarattığı tahribata dikkat çekmeye ve bu ilişki biçiminin yeniden kurgulanmasına yönelik görüşler aktarılmaya çalışılmıştı. DŞG Kongresi hakkında çeşitli yerlerde yazılar yayınlandı. Bunlar içinde en 'ilginç' olanı, kanımca, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan Oktay Ekinci imzalı "Şehircilik ve Siyaset" başlıklı yazıydı. Cumhuriyet Gazetesi-'nin uzunca bir süredir şehir plancılarına ve hatta üniversitelerin şehir ve bölge planlama bölümlerinden bazılarına karşı sergilemekte olduğu (anlamakta gerçekten güçlük çektiğim derecede) saldırgan ve hasmane tutumun bir örneğini daha sergileyen söz konusu yazı, DŞG Kongresi vesilesi ile şehir plancılarına, onların meslek örgütüne ve düzenlenen kongreye yönelik eleştiriler, suçlamalar ve çeşitli imalar içeriyor. Bu eleştiri, suçlama ve imaların her biri hakkında bir şeyler yazma çabası içine girersek, bir yazı dizisi ile masadan kalkarız. İddialar içinde kriminal olanlar da var. Onlar hakkında bir şeyler yazmaya da uzmanlığımız el vermez. Bu nedenle, burada yanlızca, "Siyaset ve Planlama" başlıklı yazıda yer alan eleştiri, suçlama ve imalardan, teknik ve mesleki nitelikli olanları hakkında bazı değerlendirmeler yapmakla yetineceğiz.

Şehircilik ve siyaset
Oktay Ekinci'nin yazısında; "Şimdi ise bakıyorum; ŞPO'nun 'şehircilik ve siyaset' metinlerinde, mimarlıkla şehircilik arasında örülen 'bilim ve kültür yoksunu' duvarların, 'imar rantı siyaseti'nin ürünü olduğu belirtilmediği gibi, bu 'tahribat' konu bile edilmiyor. 'Mimarinin, planlamadan dışlandığı yeni yasalar' da 'şehirciliğin içini boşaltan düzenlemeler'den sayılmıyor..." deniliyor. Bu tartışmaya yabancı olmayanlar Ekinci'nin söylemeye çalıştığının ne olduğunu anlamışlardır. Biz, yabancı olanlar için söylenenleri bir miktar açalım. Sayın Ekinci aslında diyor ki; Türkiye'de planlama ve şehircilik alanında yaşanan sorunların kaynağında, planlama ve mimarlık arasındaki uzaklaşma, bu mesleki pratiklerin birbirinden koparılması yatıyor. Bu durumun sonucu kentlerimizde ciddi tahribatlar olarak karşımıza çıkıyor ve tüm bunlar da aslında siyasetin planlama alanına müdahalesinin bir sonucudur.

Bu görüşlerin semantik arka planını daha iyi görmek için, söylenenleri biraz kavramsallaştırarak devam edelim. Söz konusu görüşlerin sahibi, Türkiye'de planlama ve şehircilik alanında karşımıza çıkan sorunları, örneğin kentlerin rant koalisyonları eliyle parça parça biçimlendirilmesini, giderek artan altyapı sorunlarını vs. plan yapım sürecinin 'sorunlu yapısına' bağlamakta ve bu sorunların çözümü için de, plan yapım sürecinde aktörler arası rol dağılımının yenilenmesini önermektedir. Bir başka deyişle yazarın görüşlerine göre, Türkiye'de eğer planlar, şehir plancıları ve mimarların ortak sorumluluk taşıdıkları bir pratik içinde üretilirse karşı karşıya bulunduğumuz sorunlar çözülecek ve ülkemiz kentleri "bilim ve kültür yoksunu" bir yaklaşımın yarattığı "tahbibaf'tan kurtulacaklardır. Görüşler ya da Türkiye'nin şehircilik ve planlama alanındaki mevcut durumuna ilişkin bakış açısı bu şekilde ortaya konulunca, bunların dayandıkları bazı varsayımlar da açığa çıkıyor. Bu varsayımlar;

Türkiye'de hemen her kent için (yanlış ya da eksik bir pratik yoluyla da olsa) planlar yapılmaktadır. Söz konusu planların hazırlanma sürecinde, özellikle mimarları dışarıda bırakan bir biçimde asıl sorumluluğu şehir plancıları üstlenmektedir. Kentsel mekânın üretilmesi süreci, bu planların uygulanması marifetiyle olmaktadır. Yani yapılmakta olan planlar uygulanmaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkan olumsuz durum uygulanan planların üretilmesi sürecindeki yanlışlığın/eksikliğin düzeltilmesi ile giderilebilir.

Varsayımlar çözümden uzak
Ekinci'nin dile getirdiği görüşler ile görüşlerinin dayandığı varsayımlar, planlama ve şehircilik alanındaki sorunları ve çözüm yollarını kavramaktan uzak kaldığı gibi, çözümleri de yanlış yerlerde görmektedir. Galiba tam da bu noktada, şehir plancılarının dikkate değer bir bölümü ve onların meslek örgütü, Oktay Ekinci'den ve onun bu görüşlerini benimseyenlerden ayrılmaktadır.

Şehir Plancıları bu yılki kongrede planlama ve siyaset ilişkisini tartışmaya açtıklarında ve kongre çağrısını formüle ettiklerinde, bir anlamda, Ekinci'nin görüşünün dayandığı varsayımların bile artık Türkiye'de geçerli olmadığını üzülerek söylemekteydiler. Plancılar yıllardır, planlama sürecinin nasıl daha iyi ve etkin hale getirileceği, planlama yedtilerinin yerelleşmesi-merkezileşmesi, planlama yetkisine sahip kurumların sayısının giderek artması gibi konular yanında, planlama süreci içinde farklı meslek grupları arasında işbölümü ve işbirliği modellerinin ne olması gerektiği konularını da tartışmaktadır. Bu konuda yapılmış birçok kongre, üretilmiş birçok görüş ve doküman bulunmaktadır. Ancak geride bıraktığımız son 3-4 yıllık dönemde kenderdeki fiili durum ve gündem öylesine önemli bir kayma yaşadı ki, içine düştüğümüz ortamda, planlar ile, bunların nasıl yapıldıkları ve benzeri tartışmalar oldukça naif kalmaya başladı. Planlar, kentlerdeki önemli yapılaşma kararlarını içeren ve kentsel mekanın oluşumu sürecinin ilke ve esaslarını belirleyen yasal belgeler olmaktan iyice çıkarıldılar. Kentlere ilişkin önemli kararlar, ana bileşenlerini sermaye, siyaset ve üst düzey bürokrasi çevrelerinin oluşturduğu rant koalisyonlarmca alınmakta, planlama ise bu tür temel kararları etkilemekle ilgisi olmayan kentsel tasarım projelerinin çizilmesine indirgenmektedir.

Kentler saldırı altında
Şöyle bir hatırlarsak, başta İstanbul olmak üzere, büyük kentlerimizde gündeme gelen projeler ve kararların hangisi mevcut planların bir sonucu olarak karşımıza çıkmıştır? Dubai kulelerinin yapımı, orman alanlarını traşlayan konut siteleri, üçüncü Boğaz köprüsü ve benzeri kararlar, (mimarlar ile plancılar arasında duvar ören bir planlama süreci sonucu yapılan) İstanbul'un üst ölçekli planından gelen kararlar mıdır? Ankara'da her gün bir yenisi ile karşılaştığımız köprülü kavşakların ve "iş/alışveriş merkezleri" adı altında üretilen rant tesislerinin yapımına olanak veren Ankara'nın (sadece şehir plancıları tarafından yapılan) planı mıdır? Aslında Ankara ya da İstanbul'un üst ölçekli bir planı var mıdır? Ne yazık ki bu soruların hiç bir ehemniyeti kalmamış durumda. Planların varlığı ya da yokluğu, bunların hangi süreçlerle elde edildiği, bunların üretilmesinde hangi aktörün ne şekilde rol aldığı gibi değişkenler artık pek de fazla bir şeyi değiştirmemektedir. Kentler, daha önce hiç olmadıkları düzeyde bir saldırı altındalar. Bu saldırı süreci içine plancılar plan yapım süreçlerini yenilemek gerekir mi, gerekirse bunu nasıl yenilemeliyiz gibi tartışmaları bir tarafa bırakıp bu saldırının kendisini tartışmayı tercih ettikleri için suçlanıyorlar.

O suçlamalardan birisinde, Ekinci, "Bunu da görünce yine o telefon sapığımı düşünüyorum: Bu 'siyasi destekli' ayrıştırmayı eleştirmek 'hangi büyük çıkarlar'ı sarstı ki, sonunda böylesi bir 'gizli kahraman'ını da yaratıverdi?" demektedir. Yazının başında sözünü ettiğim ima ve suçlamalardan birisi de bu. Bu suçlamaları herkes birbiri için yapma şansına sahip. Örneğin ben de bu yazıyı bitirirken, şöyle bir kurgunun varlığına işaret edebilirim: Türkiye'de bazı çevreler kurdukları rant koalisyonlarının eliyle kentleri parça parça biçimlendirirken, bu sürece karşı duracak plancıları ve mimarları "planı kim yapacak" tartışması içine itmeye ve böylelikle de kendi işlerini kolaylaştırmaya mı çalışıyorlar acaba? Dedim ya; yeter ki suçlama yapmaya niyetimiz olsun, içinde bulunduğumuz sisli havada her şeyi söylemek mümkün.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.