Van Yüzüncü Yıl, Erzurum
Atatürk ve İstanbul üniversiteleri ile
ÇEKÜL ve Mimarlar Odası Van Şubesi’nin
işbirliğinde 6-8 Haziran 2007’de Hakkâri Valiliği’nin ev
sahipliğinde gerçekleşen “III. Uluslararası Van Gölü Havzası
Sempozyumu” kitaplaştı. Kapsamlı bir “ansiklopedi”yi andıran muhteşem
kitap, yörenin binyıllara uzanan geçmişinden çıkarsamalar yapan çok sayıda bilim
ve kültür insanının araştırma ve değerlendirmelerini kapsıyor.
Kitabın editörü ve bu sempozyumların baş emektarı Prof. Dr. Oktay
Belli diyor ki: “Özellikle Hakkâri bölgesinin kültür tarihinde çok
önemli bir dönüm noktasıydı; tüm Cumhuriyet döneminde, Hakkâri’de böylesine
önemli ve geniş katılımlı bir uluslararası bilim, düşünce ve kültür buluşması
gerçekleşmemişti...”
Tarihî buluşmada, bölgenin 12 bin yıllık yaşam ve uygarlık geçmişini
belgeleyen arkeoloji, sanat tarihi, coğrafya, madencilik, edebiyat, ekonomi,
etnoğrafya, müzik ve mutfak kültürü, ayrıntılarıyla ele alındı. Şimdi de aynı
değerlendirmeler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yla birlikte Hakkâri’nin de
“deştikçe derinleşen” görkemli geçmişini öğrenmek isteyenlere armağan
ediliyor.
Sempozyuma ve dev kitabına destek sağlayan Vali Ayhan
Nasuhbeyoğlu’nun şu tanımlaması, Hakkâri’ye ne denli içtenlikle
bağlandığını yansıtıyor: “Gökyüzüne uzanan yüksek ve haşmetli dağları, derin
vadileri, buzullu göl ve dorukları, yüksek şelaleleri, rengârenk ot ve
çiçeklerle bezenmiş alpin çayırları, devamlı karlarla kaplı yüksek zirveleri,
soğuk sulu serin yaylaları ile geçmişte pek çok uygarlığın ilgi odağı olmuş
tarihi ve kültürel dokusuyla Hakkâri ilimiz...”
Böylesi duygularla Hakkâri’ye kazandırılan bilim ve kültür rehberinin yöre
insanı için taşıdığı değeri de “Hakkâri’den Anlamlı Sesleniş” başlıklı
makalesinde Prof. Dr. Metin Sözen özetle şöyle vurguluyor: “Bu
birikim, güçlükleri yenmeye ve geleceğe dönük dayanışmanın kimlikli temellere
oturmasına katkılar sağlayacaktır. Dünü bugüne bağlamak, günümüzü geleceğe
bağlamanın en sağlam zeminini yaratmaktadır...”
Geçmişin 'zengin bilge'si
Her bir sayfası işte bu bağların tarihsel kazanımlarıyla donanmış kitapta,
mimari ve antik yerleşimlerle birlikte müzikten danslara, halk sanatlarından
felsefeye kadar efsanevi bir geçmişin destanlaşan mirası sergileniyor. Bugün
“Hakkâri” denince ilk akla gelen “yoksulluk”la, tamamen çelişen muazzam bir
uygarlık zenginliği; hatta yine bugünkü etnik çatışmalarla da asla ilişkisini
kuramayacağınız “bilge”likteki bir “görmüş geçirmiş”lik insanı sarsıyor.
Örneğin 70’lerde “Hakkâri” denince, aklımıza hemen “Zap
Suyu” gelirdi... Boğaziçi’ne ilk köprü tartışılırken, devletin
öncelikli görevi olarak Zap Suyu’na köprü yapmasını; böylece hastalarını bile
hastaneye yetiştiremeyen yöre insanına ulaşım olanağı sağlanmasını anımsatan
gençlerimizin, gidip köprü inşaatına katılmaları, nasıl unutulabilir?
Aradan onca yıl geçtikten sonra, Yrd. Doç. Dr. Salih
Mercan’ın “Zap Nehri Üzerine Yapılacak Köprünün Geçiş
Ücretleri” bildirisi bir başka anlam kazanıyor. Zap’a 1914’te yapılan
köprüden, yeni köprülere kaynak için “geçiş parası” alınmış. “Tarife”sine göre
yüksüz deve, beygir ve öküzlerden 2 para, yüklü olanlardan ise 20 para alınarak;
tüccarlar 1 kuruş, “tahtırevan”la geçenlerin ise 3 kuruş ödedikleri köprü,
“devlet malları” ile “askeriye”ye parasız hizmet veriyor.
Bin yılların çalgıları
İşte bu gibi ayrıntılarla geçmişi günümüze taşıyan kitapta, “Tarihöncesi
Kayaüstü Resimleri”, “Erken Demir Çağı’nda Hakkâri”, “Urartu Sulama Tesisleri”
gibi uygarlık araştırmalarının yanı sıra “Hakkâri Bölgesinde Geleneksel Müzik
Aletleri” ve “Mutfak Kültürü” gibi binyılların yaşanmışlık değerleri de artık
elimizin altında.
Örneğin düğünlerin en neşeli anlarında diz kırarak oynayanların, aslında
Urartulardan bu yana aynı figürü yaptıklarını bilir miydiniz? Ya da
müzisyenlerin çaldıkları telli, üflemeli ve vurgulu çalgıların da binyıllardır
bölge insanını neşelendirdiğini?
Eğer müzikli bir lokantada bardağa çatalla vurarak çalgıcılara eşlik
ediyorsanız, yine Urartu’nun “kâse” geleneğini sürdürüyorsunuz… Hele Hakkârili
“pik”çilere ne demeli? Bir tür “kaval”ı dağlarda yankılanırcasına
üflemelerindeki ustalıklarını da birkaç bin yıl önceki “kamış” çalan atalarına
borçlular.. kadınlar da “tef”teki maharetlerini aynı geçmişin yine tefle oynayan
kim bilir kaç kuşaktan analarına...
Bunları, Oktay Belli’nin Urartu’dan günümüze müzik aletleri ve halk
oyunlarını antik belgelere dayanarak anlattığı bildirilerindeki “resim”leriyle
okuduğunuzda; eminim, “keşke bir çalan olsa da oynasam” diyeceksiniz. Tıpkı
tarihin derinliklerindeki Doğu ve Güneydoğu insanı gibi, el şaklatarak ve belki
de el ele tutuşup ateşin etrafında dönerek...
Evet... Hakkâri’nin artık ansiklopedisi var. Edinmek isterseniz, valilik size
telefonunuz kadar yakın.
0 Yorum
Yorum Yap