Yapı Sektörünün Haber Portalı

Göksu Deresi Yeniden Canlandırılıyor

Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) üyesi Gül Küçükserim, Göksu Deresi’nin kıyısında açtığı Göksu Marine Restaurant & Cafe’nin ardından şimdi de bölgeyi canlandırmak adına çalışmalara başlıyor. Beraber çalıştığı Anadolu Hisarı Güzelleştirme Derneği’yle “Baruthane Çayırı’nın Yeniden Hayata Geçirilmesi Projesi” uygulamaya

Göksu Deresi Yeniden Canlandırılıyor
Üsküdar’dan Beykoz’a doğru Boğaziçi sahil yolunu takip ederken varıyorsunuz Göksu’ya. İşte tam burası, Bizans döneminde “kutsal kuyular” denilen, Osmanlı döneminde padişahların saltanat kayıklarıyla gezdiği tarihi Göksu ve Küçüksu semtleridir. Tarih boyunca, büyük ağaçların gölgelediği düz yeşil alanlar mesire yeri olarak kullanılmış. Özellikle Osmanlı döneminde İstanbullular, bir yandan Göksu Deresi’nde sandal sefasına çıkarken, diğer yandan mesire alanında düzenlenen orta oyunları ve çeşitli eğlenceleri seyretmiş. Şimdi konumuz neden mi Göksu? Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) üyesi Gül Küçükserim, Göksu Deresi’nin kıyısında açtığı Göksu Marine Restaurant & Cafe’nin ardından şimdi de bölgeyi canlandırmak adına çalışmalara başlıyor. Beraber çalıştığı Anadolu Hisarı Güzelleştirme Derneği’yle “Baruthane Çayırı’nın Yeniden Hayata Geçirilmesi Projesi” uygulamaya alındıktan sonra, Göksu’nun yeniden tarihteki görkemli günlerine kavuşması yakın gibi görünüyor.

Bu bölgeye, Bizanslılar tarafından “Kutsal Kuyular” anlamına gelen “Potamonion” adı veriliyor. Burada yer alan dere ise, güzellikler anlamına gelen “Aretea” diye isimlendiriliyor. Çayıra canlılık katan bu suların; günahlardan arındırıcı, hastalıklara şifa verici özelliklere sahip olduğuna inanılıyor. Bu nedenle, her bir su kaynağının başına, bir ayazma yaptırılmış. 16. ve 17. yüzyıllarda nergis ve gül gibi çiçek bahçeleriyle anılan Göksu’yu padişahlar da sıkça ziyaret etmiş.

Göksu, 18. yüzyıldan itibaren, devlet erkânının ve Osmanlı ahalisinin sıkça uğradığı bir mekân haline geliyor. En haşmetli devrini ise, 1730’da çıkan Patrona Halil Ayaklanması’nda, Kâğıthane mesiresinin harap olmasının ardından yaşıyor. Göksu Deresi, saltanat kayıklarıyla yapılan sandal sefaları ve Baruthane çayırında yapılan eğlenceleriyle ün kazanıyor. 19. yüzyıl sonlarında yaygınlaşmaya başlayan orta oyunu temsilleri, genellikle Göksu’nun en gözde eğlence mekânı olan Baruthane çayırında sergileniyor. Baruthane çayırından sonra, derenin sonu sayılan “Dört Kardeşler” denen yere geçiliyor. Dört gövdeli ve heybetli bir çınardan adını alan bu mevkide, meşhur bir kır kahvesi bulunuyor. O yıllarda tepeleri; çam, çınar ve çitlembik ağaçları süslüyor. Mesire alanında panayırlar kuruluyor. Her yerde laternalar çalınıp, sirtaki oynanıyor, eğlence ağaçlara asılan fenerlerin eşliğinde gece de devam ediyor. Şimdilerde ise pek çoğu harap durumda. Göksu’nun tüm bu tarihini zamanla öğrenen Gül Küçükserim de açtığı mekânla beraber Göksu’nun eski günlerine kavuşması için çabalıyor.

Göksu Marine Restaurant&Cafe, geniş bir rıhtıma sahip. Bahçesinde salkım söğüt ve doğu ladini, Karadeniz’in kara üzüm salkımlarıyla süslü asmaları bulunuyor. 200 yıllık ağaçtan yapılan kamelyası ve mevsim çiçekleri de tam Göksu’nun yeşilliğini destekler nitelikte. Türk, Osmanlı ve dünya mutfağı, tekne içinde hissi veren dekorasyonu, Piri Reis ve eski deniz haritaları ile tarihi gemilerden çıkan antikalarla farklı bir yapıya sahip. Ulaşımı teknelerle yapmak isterseniz tıpkı eski günlerdeki gibi tekne hizmeti de sağlanıyor. Ayrıca tarihi Göksu Deresi’nde “Fasıllı Sandal Sefaları” başlatarak, İstanbullulara seneler öncesinin eski İstanbul’unu yaşatmayı hedefliyor Küçükserim. Mekân ilk açıldığında saten kıyafetler, eski uzun tuvaletler, kanunlar ve udlarla nostaljik geziler yapılmış. Yazın da devamı düşünülüyor.

Küçükserim, “Açtığınız mekân ne kadar güzel olursa olsun, bölgeye bir katkınız olmadığı sürece bir anlam ifade etmez” düşüncesiyle yürütüyor çalışmalarını. Yakın zamanda basacakları tanıtıcı broşür ile seyahat acenteleriyle irtibatlanarak bölgeye turist çekmeyi hedefliyorlar. Keşfedilmeyi bekleyen Göksu’yu bu yolla canlandıracaklar. Ayrıca Baruthane çayırında bir etkinlik alanı yaratmayı da planlıyorlar. Aralarında yürüyüş yollarının da bulunacağı gül ve nergis bahçeleri de yine yapılmak istenenler arasında. Projelerin hayata geçmesiyle beraber geçmişten günümüze Göksu’da küçük bir tarihi yolculuk mümkün olabilir.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.