- yapi.com.tr
- 24.04.2009
- GÜNDEM
- 2 okunma
Gezegeni Kurtarmak İçin 25 Nisan'da Kadıköy'e!
KEG'in düzenlediği miting, iklim değişikliği konusunda mücadele yılı olacak 2009'un ilk eylemi. Kapitalizm insanlığı iki krizle yüz yüze bıraktı. Bir yandan iklim krizi, bir yandan kapitalizmin kar oranlarının düşmesinden kaynaklanan kriz.
Küresel ısınmanın boş gezenin boş kalfalarının hobisi
olmadığı artık kesinleşti. Binlerce bilim insanından oluşan büyük bir kalabalık,
“0 noktasına" yaklaşmakta olduğumuzu söylüyor. Yani iklim değişiminin tedrici
bir seyir izlemekten çıkıp ani iklim değişimi evresine ulaşmamıza az kaldı.
Dünyanın sıcaklığı 1800’den bu yana 0.8 derece arttı. Bilim insanları
sıcaklığın 2 derece artması halinde ani iklim değişiminin başlayacağını
söylüyorlar. Yani 1.3 derecelik bir artış geri dönülmez sonuçlarla
karşılaşmamıza yol açabilir. Diyalektik burada da devreye giriyor, nicel
birikimler nitel dönüşümlere yol açmaya devam ediyor hala. 200 yılda dünya
ısısının 0.8 derece artmış olması 1.3 derece artışın 400 yılda gerçekleşeceği
anlamına gelmiyor. Gelmiyor çünkü dünyada artık çok daha fazla sera
gazı salımı var.
Geri dönülmez noktaya sıçradıktan sonra nasıl bir yaşam olacağı konusunda
rivayet muhtelif ama bunun, bildiğimiz yaşam olmayacağı çok açık. Dikkat ederek
bakılırsa, zaten uzun bir süredir, bildiğimiz dünyanın o dünya olmadığı da
görülebilir. 2003 yılında sıcak hava dalgasının Fransa’da çoğu yaşlı 3 bin
kişinin ölümüne neden olması nasıl açıklanabilir?
Isı dalgaları artıyor. Dünya yüzyıllardır en sıcak günlerini yaşıyor ve her
sıcak dalgası başta yaşlılar ve çocuklar olmak üzere on binlerce insanın ölümüne
neden oluyor.
Büyük çaplı yıkımlar yaşanıyor, türler ortadan kalkıyor.
Dünya üzerinde bir yandan kuraklık artıyor ve daha yaygın alanları etkisi
altına alıyor. Diğer yandan ise seller ve onlara bağlı olarak toprak kaymaları
artıyor.
Yağmurlar artık tahrip edici. Kasırgaların hem sayısı artıyor hem de
şiddetleri.
Küresel ısınmaya bağlı göçler çoğalıyor. Avrupa’da iklim değişimine bağlı
göçmenliği engellemek için yeni silahlı bürolar kuruluyor.
Kuraklık açlık getiriyor. Tarım alanları daralıyor. Tarım ürünlerine büyük
zamlar geliyor. Kapitalizmin varoluşunun kopmaz bir parçası olan gıda krizi ve
açlık, iklim değişimine bağlı olarak daha da derinleşen bir felaket haline
geliyor.
Vergi dışı karları milyarlarca dolarıbulan Exxon-Mobil en büyük ilk on şirket
arasında yer alan şirketler, karlaından 6 milyar dolar ayırsa, küresel açlık
krizinin çözümü yönünde çok önemli bir adım atmış olur. Hükümetler bütçelerinin
%1’ini iklim değişimine karşı tedbirlere ayırsa, sorunun çözümü için radikal bir
adım atılmış olur. Ama bu yaklaşım, şirketlerin ve hükümetlerin insanlığın ve
canlı yaşamının iyiliği için çalışabilecek yapılar olduğu naif düşüncesinden
üreyen bir ütopya. 2008’in sonlarında başlayan küresel krizin sonucunda çöken
şirketleri kurtarmak için trilyonlarca doları aktaran hükümetler, yeni bir
enerji, yeni bir ulaşım, yeni bir barınma yapılanmasıyla çözülebilecek iklim
değişimi sorununu çözmek için adım atmaktan her zaman çekinecekler. Karl Marks,
vakti zamanında devletlerin egemen sınıflar adına çalılan bir komite olduğunu
boşuna söylememişti.
Jonathan Neale, “Amerika’nın derdi ne?” isimli kitabında, ABD’deki imalat
sektörü firmalarının yaptıkları her bir dolarlık yatırım karşılığında elde
ettikleri 25 sent karın, sonraki on yıl boyunca 15 sente, 1980’li yıllarda ise
13 sente gerilediğini vurguluyor. Devletlerin onlar adına çalıştıkları egemen
sınıfların kar oranları radikal bir biçimde çökerken, kar oranlarının düşmesi
eğilimine karşı icat edilen yeni liberal politikaların çöküşü ise 2008 yılında
“Lehman-Brothers”ın ve tarihin gördüğü en büyük kamulaştırmanın (siz bunu şirket
kurtarma diye okuyabilirsiniz) şahsında tescillenmişken, iklim değişiminin
çözümü için kendiliğinden adım atmayacakları kesin.
Bu yüzden kapitalizm insanlığı iki krizle yüz yüze bıraktı. Bir yandan iklim
krizi, bir yandan kapitalizmin kar oranlarının düşmesinden kaynaklanan kriz.
25 Nisan’da Küresel Eylem Grubu’nun düzenlediği miting, iklim değişimi
konusunda insanlığın vereceği en önemli mücadele yılı olan 2009’daki ilk eylem
olacak. 2009’un sonunda Kopenhag’da, Kyoto Protokolü’nden sonra nasıl bir
uluslar arası anlaşmanın hazırlanacağı, şirket lobileriyle içli dışlı
hükümetlere bırakılmayacak kadar ciddi bir konu çünkü.
“Güneş, rüzgar, bize yeter” diyenler mi etkili olacak, her şeyi sermaye
birikiminin ihtiyaçlarına göre düzenleme meraklıları mı? 25 Nisan’a siz de
katılın, yanıtı şirketler değil bizler verelim.(ŞK/EÜ)
* Şenol Karakaş, Küresel Eylem Grubu.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap