Yapı Sektörünün Haber Portalı

Doğan Hasol'la Röportaj

Doğan Hasol'la Röportaj
Türkiye’de iş alma süreci nasıl işlemektedir?

Devletin iş verme düzeni hâlâ çok kötü. Yeni İhale Yasası çıktı ama doğru dürüst işletilemiyor. Mimarlık hizmetleri alımı tıpkı patates nasıl satın alınıyorsa o şekilde yapılıyor. İş, en düşük ücret teklifini verene veriliyor. Bu ihale düzeniyle kamunun sağlıklı mimari projeler, tutarlı bir mimarlık elde etmesine olanak yok. Özel kesimi de ikiye ayırabiliriz: Birinci grup biraz daha bilinçli olanlar, yani mimarın ne yaptığını bilen kesim. Bunları da ikiye ayıralım: Bir bölümü yabancı mimar hevesine düşmüş; yabancı mimar arayışında olanlar; bir bölümü de yerli mimarlardan yararlananlar... Özel kesimin ikinci grubu ise, bildiğimiz yap-satçılar, konut yapıp satan sıradan müteahhitler. Onlar çoğu kez mimarlık işinin bilincinde değil. Mimara yalnızca belediyeye karşı sorumluluk imzası atacak kişi olarak bakıyorlar. Hepsinin dışında da zaten kaçak yapılaşma ve gecekondulaşma var. Onların da mimarla işi yok zaten.

Mimarlık eğitiminde sizce neler eksik? İdeal mimarlık eğitimi için neler değişmeli?


Dünyada ideal mimarlık eğitimi yok. Bunu veren hiçbir kurum yok. Yıllardan beri de mimarlık eğitiminin nasıl olması gerektiği her yerde tartışılıyor. Tartışmayanlar varsa, herhalde konunun farkında olmayanlardır diye düşünürüm. Türkiye’de mimarlık eğitiminde ciddi sorunlar yaşanıyor. Sürelerle ilgili sıkıntılar var. Okulun bitirilmesinden sonra elde edilen yetkilere ilişkin sıkıntılar var. Bir de okullar arasında çok büyük dengesizlikler görülüyor. Eğitim sistemi, kadroları, mekânları, okulların yerleştiği coğrafi noktalar bakımından çok ciddi sorunlar ve farklılıklar var.

Mimarlık yakın geleceğinde dünyada ve Türkiye’de ne gibi değişiklikler olmasını bekliyorsunuz?

Teknolojik olanakların, yeni malzemenin ve ekolojik kaygıların ön plana geçtiğini görüyoruz. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi mimarlara yeni ufuklar açıyor. Tabii, bunun kullanılmasında birtakım acemilikler ve tutarsızlıklar görülecektir, görülmektedir. Ama ben bilgisayarın zaman içinde daha olumlu sonuçlar getireceğine inanıyorum. Öte yandan, teknolojik olanakların yoğun kullanımıyla yapıya giren malzeme miktarının en aza indirilmesi, dolayısıyla az malzemeyle daha ekonomik ve sağlıklı yapılar yapmak söz konusu. Mimarlığın geleceğinin teknoloji-yoğun bir alanda olacağını düşünüyorum.

Ayrıca tasarım giderek önem kazanıyor. İyi tasarlanmış binaların daha kolay alıcı bulabildiği inancı pazarda giderek yaygınlaşıyor.

Strüktür sistemlerinin, malzemenin, teknolojinin gelişeceği ve ekolojinin kurallarına daha çok dikkat edileceği bir mimarlık türünün yaygınlaşacağını düşünüyorum. Tabii, mimariye hangi gözle baktığımız çok önemli. Mimariye yalnızca formlar yaratılması, mimarların kendi fantezilerini uygulamaları diye bakarsak, bu tutarsız bir bakış açısı olur. Mimarlığın toplumsal boyutunu hiçbir zaman gözardı etmemek gerekiyor. Bugün binlerce insan barınak peşindeyken mimarların onlara öncelikle hizmet etmesi, o doğrultuda çizimler üretmesi gibi bir zorunluluk var.

Meslek içi gelişim sürecinde ne gibi kaynaklardan faydalanıyorsunuz?

Günümüzde kaynaklara ulaşma konusunda çok önemli olanaklar var. Başta yayınlar... Bizim öğrencilik yıllarımızda yayınların sayısı son derece azdı. Onlar da zaten yabancı dildeki yayınlardı. Daha sonra basılı yayınların sayısı arttı. Bugün Türkiye yayınlar bakımından şanslı bir konumda. Amerika’da yalnızca iki mimarlık dergisi çıkıyor; Türkiye’de ben artık sayısını bilmiyorum. Basılı yayınların yanısıra internet çok ciddi olanaklar sağlıyor. Aşağı yukarı her mimarlık bürosunun kendi sitesi var. Ayrıca genel mimarlık siteleri, sanal mimarlık müzeleri var... Konferanslar, mesleki kurslar; bunlara ek olarak malzeme üretenlerin sağladığı bilgi akışı var. Bütün kaynakların mesleki eğitim ve gelişimi desteklediğini düşünüyorum.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.