Yapı Sektörünün Haber Portalı

Doğal ve Tarihi Çevrenin Katli

Doğal ve Tarihi Çevrenin Katli
Aylardır akıl almaz toplumsal ve siyasal ateş çemberinin içine hapsedildik. İç acıtan çevre sorunlarına yönelemedik. Bu kapsamda çevreci bir derneğin (Ada Dostları Derneği) yönetim kurulu başkanı olarak, kendimi çok suçlu görür oldum.

İlk akla gelen, yıllardır altın arayıcılarıyla savaşım veren Bergama’nın hâlâ düğümlenmiş durumu gözler önündeyken, buna daha onlarcası da acımasızca eklendi. Koza’cılarca üstündeki pırlanta niteliğindeki tarihi ve doğal yapısı yok sayılarak altın için delik deşik edilen Homeros Destanı’nın Kaz Dağları’nı, giderek Madra Dağı, Kozak Yaylası, hemen tüm Ege ve Akdeniz kıyılarının katli yetmedi. Batı Karadeniz’in Fatih Sultan’a “cennet” dedirten çift koylu Amasra’sı da kömürlü santral yapılmasıyla cehenneme çevrilecek. Bunun büyük bir başarıymışçasına Enerji Bakanı tarafından övünçle duyurulmasının bizden başka bir yerde yapılabileceğini hiç sanmıyorum.

Geçen hafta önce basından, sonra da ağlamaklı bir sesle çevre gönüllüsü bir arkadaşımın gözlemlerinden duyduklarımı rüya saydım. Konu Adana ile Osmaniye’nin de çevre değerlerinin katliydi. 1940’lardan beri ömrünü Kastabala’daki Karatepe Açık Hava Müzesi’ne adamış olan Arkeolog Prof. Halet Çambel’in koruma savaşıydı. Eşi değerli insanımız Nail Çakırhan’ın da eşliğinde Türkiye’de tek örnek olan, Hitit Uygarlığı’nın bir kısım (çoğu hâlâ çıkarılamamış olan) ürünlerinin ve Kuş Cenneti Kırmıtlı’nın, Kasdabala’ya çimento fabrikası kurdurtularak yok edilmesiydi. Zaten daha önce yörenin yarısı Aslantaş Barajı’na kurban edilmişti. Yıllar önce Karatepe Müzesi’ni görme mutluluğuna erdiğimde Halet Hoca’yla Çakırhan’ın ellerini öpmek borçluluğunu duymuştum. Bir de o tepeden Ceyhan Nehri’nin iki yakasındaki yeşillikler arasından akışının sarhoşluğunu yaşamıştım. Müze dışında her yıl UNESCO ve Doğa-Der’lilerce hayranlıkla ziyaret edilen Kırmıtlı Kuş Cenneti de çimento tozlarıyla yok edilecek. İlçenin Belediye Başkanı Ali Murtaza Bey tarafından bu cennette hayat bulan 129 çeşit kuşun fotoğrafları çekilerek izleyicilerini hayran eden bir sergi düzenlenmiş. Bu kuşların arasında benim güzel İzmir’imin artık nesli tükenmiş yalıçapkınının hiçbir yörede bulunmayan üç çeşidi de varmış. Bunları görmezden gelenleri nitelemeye benim dilim yetmiyor. Bir de pek olası sayamayacağım, K. K. Komutanlığı’nın burada talimgâh yapacağı söylentisi varmış. Bundan Org. İlker Başbuğ’un haberli olduğunu sanmıyorum. Böyle bir dramı biz Heybeliada Deniz Lisesi’nin depremde hasar gören bölümünün yeniden yapılanmasındaki Tarihi ve Kültürel Varlıkları Koruma Kanunu’na aykırılığına tepkimizi gösterdikten sonra Dz. Kuvvetleri’nin üst makamlarının konudan habersizliğini yazılı yanıtlarıyla öğrenmiş ve iki katının yıktırılmasını da yaşamıştık. Belki bu da İlker Paşa’nın yıpratılma senaryosunun bir parçasıdır.(!)

Bu kadar karamsarlık içinde bir nebze de olsa Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği’nin, bu yıl dördüncüsünü düzenlediği “Özgür İnsan” ödülünü Çambel’e değerbilirlikle vererek göstermesi çok yerinde olmuş. Daha önce bu ödül Sayın Muazzez İlmiye Çığ’a da verilmişti. Böylece Atatürk’ün kadınlarımızın da erkeklerimiz kadar başarılı olacaklarına inandığı, övüncümüz olan bu iki başarılı kadınımızın şahsında hepimiz de gururla ödüllendirilmiş olduk.

Bunun mutluluğunu yaşarken, gene basından, şimdi de Fethiye’nin Yeşil Üzümlü’süne bir çimento fabrikası yapılacağını öğrendim. Böylece o güzelim Yeşil Üzümlü’nün de endemik yapısı, eşi bulunmaz meyve ve sebzeleri, turizm gelirleri yok edilip gidecek. Yaradan’ın insanlığa bahşettiği bu değerleri yok etme psikolojisi, insanlığın ve tüm inançların büyük günahı olmuyor mu?

***

İnsana, çevreye, doğaya düşman, para ve yüksek makam tutkusundaki bir toplumda izlenenler hiç de şaşırtıcı değil. Akla ve bilime dayandırılmayan bir eğitim sistemi içinde bu görüntülerin doğallığı yadsınamaz. Aynen Fatih Altaylı’nın Teke Tek programındaki tesettürlüden birinin şeriatçı Humeyni sevdası, Atatürk düşmanlığıyla işgalcileri yeğlemesinden, eğitime yıllarını veren bir kişi olarak utanç duyarken, o zavallı yaratığı bu hale getirenlere dünya nimetleri haram olsun diyorum. Gençleri akıl ve bilimden uzak tutarak cemaat ve tarikatların dogmalarla doldurulmuş ağına bırakanlar utansın.. makamlarına otururlarken Cumhuriyetimizin Kuruluş döneminde Atatürk’ün “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” ğüdünü anlasın ve lütfen hiç unutmasınlar...

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.