Yapı Sektörünün Haber Portalı

Delik Deşik Başkent

Talât Halman Birkaç aydır, Ankara'nın altı üstüne geldi... Caddeler, yollar delik deşik. Birçok semtin yüzü çopur şimdi, hani eskiden frengi ku

Delik Deşik Başkent
Birkaç aydır, Ankara'nın altı üstüne geldi... Caddeler, yollar delik deşik. Birçok semtin yüzü çopur şimdi, hani eskiden frengi kurbanları vardı onlar gibi.

Abartmak istemiyorum ama içimden şöyle demek geliyor: Başkentte nereye gitseniz, hangi güzargâhtan geçseniz, bir kazı var, bir çukur, bir onarım...

Kimisi hayırlı işler için: Metro, üniversite, kavşak, hastane inşaatı...

Gelgelelim, birçoğu çürük çarık yapımları düzeltmek için, onarım, yeniden düzenleme, yıkıp baştan inşa etme. Yap-boz-yap-yık-onar-boz-yap.

Üstelik, onarım olsun, yeni yapım olsun, başkentteki işler, hiç de iyi planlanmıyor. Ya da iyi sonuç verebilecek planlar, doğru dürüst uygulanmıyor, hesapta olmayan gecikmeler yüzünden işler aksıyor.

Sözüm ona, Esenboğa Havaalanı'na giden "protokol" yolu 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda törenle açılacaktı. Sonra işittik ki; 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda açılması mümkün görünüyor. Bu iki bayramdan birine yetiştirmek amacıyla, aylardır, üç vardiya çalıştırılıyor: 500 iş makinesi, 2 bin işçi, her gün, her saat... 14,5 kilometre uzunluğundaki yolun bir kesimi tamamlandı. Birkaç ay, protokolle yakınlarındaki yolların hali berbattı. Acaba bir savaş mı oldu diye düşünmemek elde değildi, sanki havadan ve karadan bombardımana uğramış gibi... Esenboğa'ya gidip gelmek, normal sürenin bir katına çıkmıştı. Trafik tıkalı, yollar toz duman, taşıtlar karman çorman. Öyle girintiler çıkıntılar vardı ki; arabayla, otobüsle, kamyonla oralardan geçenlerin içi dışına çıkıyordu.

Şimdi durum biraz düzeldi ama bu sefer Büyükşehir Belediyesi kötü bir haberle moralimizi bozdu: Protokol yolu, 29 Ekim 2006'da açılamayacak, ne zaman açılacağını kimse bilmiyor. Çile, Ankaralı, çile... Havaalanı yolunu kullanan yolcuların meşakkati de sürecek.

Türkiyemizde de dünyanın dört bucağında da vaktinde biten inşaat azdır. Gel gör ki; başkentimizde her yapım her zaman gecikir. Bu, bir Ankara kuralı ve kaderi olmuştur. Öyleyse niçin tamamlanma tarihleri, çok önceden, dramatik ifadelerle bildirilir? Temkinli davransalar olmaz mı? Önceleri kabataslak tahminler yürütmek, sonra yolun sonu ve inşaatın bitimi görünür olduğunda hedef tarihini açıklamak, daha akıllıca değil midir?

Ümitköy metrosunun inşaatı için, iyimser beklentiler dile getirildi. Son belediye seçimlerinden önce, oy kazanmak uğruna haftanın yedi günü, üç vardiya, her gün 24 saat çalıştı metro şantiyeleri. "Yakın tarihte bitecek!" gibi vaadlerin hepsi boş çıktı. Seçimlerden sonra, iki vardiya... Daha sonra tek vardiya ile inşaat yavaşladı. Aylardır pek az ilerleme görülüyor. Söylentilere göre, Büyükşehir Belediyesi Dünya Bankası'ndan kredi sağlayamadığı için işler sarpa sarmış. Şimdilerde, galiba bazı günler, hiç çalışma yapılmıyor. Eskişehir Yolu'nun birçok kesimlerindeki çukurlar, onyıllarca süren arkeolojik kazıları andırıyor. Ankaralıların hakkı yok mu bu işin ne zaman biteceğini öğrenmeye?

Yeni Gençlik Parkı ne zaman açılacak? Niçin her şey gecikiyor? Ve niçin bitiş müjdeleri ve açılış tarihleri hep yanlış çıkıyor?

Bu, halka haksızlık ve kabalık türünden bir "bilgilendirme sorunu". Pek vahim sayılmayabilir. Başka kentlerde ve ülkelerde de oluyor diyerek geçiştirilebilir.

Ancak, gecikmelerin çok daha ciddi sonuçları var: Bunlardan birisi, halkın nahak yere sıkıntı çekmesi ve daha iyi hizmetlere kavuşamaması. İkincisi de uzayan inşaatta yapılmış kısımların, konulmuş olan altyapının ve bazı araçların durduğu yerde aşınması, yıpranması, bozulması, bu yüzden yatırım ve harcamaların artması ya da ilerde sorunlar çıkması...

Görüştüğüm birçok kimselerin kuşkucu düşünce ve spekülasyonları var. Ben onların yalancısıyım, diyorlar ki: "(Bazı) yetkililer, kasten yalapşap işler yaptırıyorlar ya da göz yumuyorlar... Kısa bir süre sonra düzeltim ya da onarım gerekli oluyor... O zaman, yeni ihaleler çıkararak tekrar rüşvet alıyorlar."

Bu gibi yorumlarda haşin varsayımlar söz konusu: "Her ihalede rüşvet var, yolsuzluğa yönelmeyen ihale yok" tarzında kötümser genellemeler. Tümden katılmak ve aynen bu doğrultuda peşin hüküm vermek zor.

Yadsınamayacak bir gerçek ortada. Ülkemizdeki kentler, bu arada Ankara, özellikle zengin ve ileri ülkelerde benzeri görülmüyor denecek kadar geniş onarım alanlarıdır.

Onyıllar boyunca o kadar düşük kaliteli inşaat yapılmış, yollar ve binalar öyle yetersiz, altyapı o kadar cılız ya da eksik ki; onarmaktan veya yeniden yapmaktan başka çare yok.

Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya kentlerinde uzun süredir sağlam binalar kurulmuş. Evler evladiyelik. Yollar, üç beş yıl için değil, uzun bir gelecek için.

Bizim, ruhumuzda ve yerleşim anlayışımızda hâlâ göçebe tarihimizin izleri var. Sanki hiçbir yerde temelli kalmayacağız, uzun süre bile kalmayacağız diye düşünüyoruz. O yüzden, ebedî olması umulacak yapılar yaratmıyoruz da çadır gibi geçici barınakları yeğliyoruz.

En özenli ve dayanaklı olması gereken kamu yapıları başka nice ülkelerde yüzyıllarca hizmet verecek kadar sağlam yapılıyor da bizde derme çatma... Çoğu konutlarımız, depremde iskambil kâğıtları gibi devriliyor. Mükemmel mühendislik fakülteleri bulunan bazı üniversitelerimizde damlar akıyor. Caddelerimizin, sokaklarımızın, yollarımızın hâli yürekler acısı...

Onarımları, biz kendimize ve geleceğimize zorla uyguluyoruz. Bu gidişle, kentlerimizin bağrında, kısa süreler sonra yeniden yapım, düzeltim ve onarım, irinli yaralar gibi, gözümüzü tırmalayacak, yüreğimizi burkacak.

Başkentimiz, küresel kent olabilecekken yarasal kent olarak kalmaya mahkûñm görünüyor.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.