Cumhuriyetimizin “altın yıllar”ını karalamak isteyenlere
en anlamlı yanıtı veren “Güzel Sanatlar Akademisi’nde Yabancı
Hocalar” adlı kitap, okulun emektar profesörü Ataman
Demir’in kaleminden Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nce
(MSGSÜ) yayımlandı. Okulun asırlık arşivinden yararlanılarak
“Nazi”lerden kaçıp “biz”e sığınan, “Akademili Sanatçılar”ı anlatıyor...
MSGSÜ Rektörü Prof. Rahmi Aksungur, özellikle Atatürk’ün
ilgisi ve davetiyle başlayan tarihsel buluşmalar için diyor ki: “..ülkelerini
terk etmek zorunda bırakılan onlarca yabancı aydına okulumuzda eğitim verme
imkânı tanınmış; bu sayede birçok değerli sanatçımız yetişmiştir.”
Prof. Ataman Demir de şunu anımsatıyor: “Ülkelerindeki ırkçı
iktidarla çatışarak göç eden bu insanlara ‘vatansız’ denirdi; Türkiye vatanları
oldu...”
Nitekim ressam Léopold Lévy, 1937’den itibaren 12 yıl
Akademi’nin “Resim Şubesi Şefliği”ni yürüttükten sonra 1 Kasım 1949 tarihli
“veda” dilekçesinde demiş ki: “Burada geçirdiğim uzun zaman zarfında,
memleketimde biraz unutulmuş sayılma tehlikesi mevcut olmakla beraber, inanınız
ki her zaman benim de vatanım sayılan memleketinizden en güzel hatıralarla
dönmüş olacağım...”
'Emek'lerinin karşılığı
Akbank’ın desteğiyle hazırlanan kitapta 17 Alman, 1 Avusturya, 2 İsviçre ve 3
Fransız uyruklu 24 akademisyenin serüveni yer alıyor.
Örneğin 1936’dan 54’e kadar “Heykel Şubesi Şefliği”ni yapan Rudolf
Belling’le Kültür Bakanlığı arasındaki 8 Aralık 1936 tarihli
sözleşmede; “Her ay emeğine karşılık peşin alacağı 1138 TL brüt maaşı,
kesintilerden sonra 750 TL’den aşağı düşmeyecek. İstanbul’a göç masrafı için
1000 TL ve kontrat bitiminde ülkesine dönüş masrafı olarak da 1000 TL
ödenecektir” hükmü var.
Belling’in öğrencileri arasında Nijad Sirel, Kenan Yontuç, Ali Teoman
Germaner (Aloş), Hüseyin Anka, Hüseyin Özkan, Yavuz Görey, Kâmil Sonad, İlhan
Koman, Şadi Çalık, Hüseyin Gezer, Turgut Pura gibi heykeltıraşlarımız bulunuyor.
Taksim Gezisi için istenen, ancak oraya konulmayan İnönü Anıtı’na da imza atan
Belling’e, 1955’te ülkesine dönünce, sanki “gönül alma” anlamında “Federal
Almanya Büyük Hizmet Nişanı” verilmişti…
1939-43 yıllarında “Tezyini Sanatlar” (Daha sonraki ismi: Dekoratif Sanatlar)
şubesinde şeflik yapan Fransız mimar Marie Louis Süe ise bir
konferansında diyor ki: “Öğrencilerine bu kadar olanak sunan başka bir akademi
bilmiyorum. Heykel ve mimarlık bölümlerinin bir arada oluşu eğitiminiz için çok
uygun bir ortam yaratmaktadır. Sanatın altın çağlarında ressamlar,
heykeltıraşlar, mimarlar ve dekoratörler, işbirliği içinde
çalışmışlardır...”
Akademi’de yakın yıllara kadar süregelen bu birlikteliğin, “üniversite
düzeni”nden sonra giderek ortadan kalkması, eski hocaları ve öğrencileri üzerken
Süe’nin de kemiklerini sızlatıyor olmalı.
Efsanevi mimar
Modern mimarlığın ünlülerinden Bruno Taut da 1936-38 dönemi
mimari şubesi şefi... Ataman Demir’in deyimiyle “Hayatının son yıllarını
geçirdiği Türkiye’de inşa ettiği binalar ve eğitime katkısıyla bir
efsane...”
Genç Bruno, 1. Dünya Savaşı’nda İstanbul’a gelerek “Türk - Alman
Dostluk Evi” projesi yarışmasına katılmıştı. Nazilerle çatışan
düşünceleri ve Sovyetler Birliği ziyaretleri nedeniyle tutuklanmak üzereyken
kaçarak Japonya’ya gitti. 1936’da da Türkiye’ye sığınıp mimarlık şubesinde
hocalık yaparken 1938’de yaşamını noktaladı... Mezarı da İstanbul’da olan
Taut’un okuldaki cenaze törenini Prof. Maruf Önal şöyle anlatıyor: “Sandukasının
başucunda ünlü kemancı Mischa Elman, Beethoven’in bir sonatını çaldı; öyle
istemiş… O güne kadar hiç böyle bir cenaze töreni görmemiştim...”
“Tatbikat Bürosu”ndan mimar Şinasi Lügal da şunları söylemiş; “Memleketimize
gösterdiği muhabbetin samimiyetini hayatından sonra da topraklarımızdan
ayrılmamak arzusu ile ispat etti. Biz de onu kalplerimizden hiçbir vakit
ayırmayacağız...”
Hitler faşizminden kaçanlar, sadece Yahudiler değil, sosyalist, devrimci ve
yurtsever aydınlardı. Kendilerine en güvenilir sığınak olarak Türkiye’yi
seçmeleri, Cumhuriyetin de onları kucaklayarak eğitime kazandırması, yakın
tarihimizin en onurlu sayfaları arasındadır.
Ataman Demir’e, o sayfaların en insancıl ayrıntılarını kitaplaştırdığı için
kuşaktan kuşağa teşekkür borçluyuz.
0 Yorum
Yorum Yap