Yapı Sektörünün Haber Portalı

Çatalhöyük: Eşitliğe Dair Büyük Umut

Tarihe, kadın-erkek ilişkilerine başka türlü bakmamıza yol açacak bir kazı alanı Çatalhöyük. Neolitik dönemi, yani homo sapiens'in ilk hallerinden birini anlatıyor, yaşama biçimlerini, kültürlerini, ritüellerini... Onlarca ülkeden arkeolog, antropolog, aynı tarihin izini sürüyor..

Çatalhöyük: Eşitliğe Dair Büyük Umut
Tarihe, kadın-erkek ilişkilerine başka türlü bakmamıza yol açacak bir kazı alanı Çatalhöyük. Neolitik dönemi, yani homo sapiens'in ilk hallerinden birini anlatıyor, yaşama biçimlerini, kültürlerini, ritüellerini... Onlarca ülkeden arkeolog, antropolog, aynı tarihin izini sürüyor... İstanbul'da açılan "Topraktan Sonsuzluğa Çatalhöyük" sergisi ise hem çalışmaları, hem de hiyerarşisiz, kadın-erkek eşitliğinin yaşandığı dokuz bin yıllık dönemi anlatıyor...

Berat Günçıkan

Catalhöyük'teyiz. Dokuz bin yıllık tarihin karşısındaki hiçleşmeyi, ne uçak yolculuğu, ne 25 katlı otel, ne Mevlana türbesinde dua ederken cep telefonuyla fotoğraf çektiren kalabalık engelleyebiliyor. Belki de hiçleşme tam da teknolojinin bu, "var da ne oluyor" safhasında başlıyor... Çatalhöyük kazılarında bulunup da sergilenen takıların bugünün tasarımcılarına örnek oluşturması ya da seramik kapların, figürinlerin dokuz bin yıllık mesafeyi umursamayan estetiği de cabası...

Ya Kibele? Hâlâ ana tanrıça, ama birkaç yıldan beri biliyoruz ki, ne hiyerarşi var Çatalhöyük'te, ne kadın ve erkek birbirinden sert rollerle ayrılıyor.

Çatalhöyük'ün yüksekliği 21 metre. Araştırmalar gösteriyor ki, İÖ 7400 ile 6000 yılları arasında, yani 1400 yıl boyunca üç binle sekiz bin nüfusu ağırlamış. İlk yerleşimle son yerleşim arasındaki fark ise 18 kat. Evler eskidikçe içleri doldurulup bir üst kata çıkılmış... Bir evin ömrü ise taş çatlasın 80 yıl... Çatalhöyük her adımda bir soru sorduruyor insana, su nereden gelmiş, çöp nerelere atılmış, insanlar nerelerde toplanmış, evler niye birbirine bitişik, niye hiç sokak yok, ne yiyip içmişler? İyi de mezarlık nerede? 1950'lerin sonunda James Mellaart'la başlayıp bugün Ian Hodder'la süren kazılar gösteriyor ki, Çatalhöyük, ilk tarım toplumlarının yaşadığı merkezlerden biri. Bataklıkla çevrili, su da bu bataklıktan sağlanıyor, ölüler evlerin tabanlarına gömülüyor, arpa, bakla, mercimek, bezelye ekiliyor, meyve niyetine kuş kirazı, erik ve badem yeniyor, her türlü delici kesici işlerde obsidyenden yapılmış aletler kullanılıyor... Elbette hastalanıyorlar da, kemik hastalıkları, anemi, diş çürükleri başlarının belası. Leopar da yakınlarına kadar geliyor, yaban domuzu da, evcilleştirdikleri hayvanlardan biri ise sığır... Kil toplarla ısınıyor, su ısıtıyorlar...

Her kazı biraz da binlerce yıl öncesini ortaya çıkarıyor... Kazı ekibi kalabalık mı kalabalık... Amerikalı, İngiliz, Bulgar, İtalyan, Rus, Polonyalı, İranlı, Sırp, Kanadalı, Pakistanlı arkeologlar, antropologlar birlikte çalışıyorlar. Sonya Atalay Amerikalı. Anishinaabe yerlilerinden. Bugün geleneklerinin çoğunu kaybetseler de atalarının da tıpkı Çatalhöyüklüler gibi kil toplarıyla suyu ısıttıklarını söylüyor. Geleneği sürdürmeye çalışanlar da var elbette, bir de tanrıları, Gitche Manitou. "Kültürel olarak yok edilmeye çalışılmış, bu kadar eski bir geleneğe sahip olmaktan gurur duyuyorum" diyor. Nurcan Yalman, arkeolojiye başlarken bugün yaşanan haksızlıkların, mutsuzlukların nedenini bulabileceğini de düşünmüş, nerelerde yanlış yapıldığını, hangi hatalı yollara girildiğini de... Kendi türünü yok etmeye çalışan tek canlının insan olması da tetiklemiş bu düşüncesini. Çatalhöyük'te evlerin bitişik olmasının, hiç sokak ve meydan yapılmamasının hiyerarşinin olmadığı bir sosyal yapıya bağlanması sorularının yanıtlarından birini vermiş. "Bize göre" diyor, "burası anaerkil değil, mutlaka bir organizasyon var, anarşist bir yapı da değil, belki yaşlılar deneyimlerini aktarıyor, iş ve görevi paylaşıyorlardı." Çatalhöyük'te yaşayanların düş ve sanat gücüne de hayran Yalman. "Görüyoruz ki, bu topluluklarda kadın-erkek eşitliği de var" diye ekliyor. Sonya Atalay da onu destekliyor. Anishinaabe'lerle Çatalhöyük arasında bir de bağ kuruyor, "Bizim klanımızda da kadın ve erkek eşitti. Klanlar arasındaki fark ise bazılarının bilgi ve deneyimlerinin onları güçlü kıldığı kadardı. Temel olan saygıydı, daha güçlü olanların saygı toplamak için ezmesi gerekmiyordu" diyor.

VE SERGİ...

Eğer Çatalhöyük'e gidemiyorsanız, gidemeyecekseniz ve İstanbul'da yaşıyorsanız, kazıların başladığı ve her yıl yeni buluntuların eklendiği 1960'lardan bugüne uzanan zengin bir Çatalhöyük sergisiyle hayal gücünüzü zorlayabilirsiniz. Yapı Kredi Kültür Merkezi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde, 20 Ağustos'a kadar açık tutulacak "Topraktan Sonsuzluğa Çatalhöyük" sergisi bu zengin kültüre ve tarihine doğru bir yolculuğa çağırıyor sizi. Sergi alanında yeniden canlandırılan evler, damga ve mühürleri, sanatsal ve gündelik yaşam objeleri, atölye çalışmaları ve bugünkü kazı alanından görüntülerle oluşturulmuş geniş bir tarihi koleksiyon sunuluyor. Ian Hodder sergi için "Bu, bir neslin yaklaşık 25 yıl olduğunu kabul edersek, 376 nesil boyunca geçmişe doğru bir yolculuk" diyor.

Sergi 197 sayfalık kitapta, aralarında insan iskeleti, damga mühür, obsidyen alet, sepet, boncuk gibi kil, taş ya da kemik buluntuların resimlerinin yanı sıra höyüğü gösteren ve anlatan fotoğraflar, illüstrasyonlar, çizimlerle de belgeleniyor. Ayrıca 1961-1965 yılları arasında Çatalhöyük'teki ilk kazıları yapan James Mellaart'ın duvar resimlerinin birebir çizimleri de ilk defa bu kitapta yayımlanıyor. l

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.