- yapi.com.tr
- 03.04.2010
- GÜNDEM
- 16 okunma
Çanakkale İkibin10'da Sivillerle
Çanakkale’de hummalı bir gelecek hazırlığı sürüyor. Çanakkale İkibin10 (böyle yazmayı ben
icat etmedim, Çanakkaleliler’in logosu böyle) bir yıl boyunca kentin kendine bakma, 2020’ye doğru bakma çabası. Kültür kenti olmak için öyle AB’den unvan filan almaya gerek olmadığının kanıtı.
İstanbul’un başkentliği sürüyor. Sessiz. Şimdilik. Hele
bahar tam gelsin. Sesini duyacağız. Şimdilik yorum için erken.
İstanbul aday
olduğu zaman “eksik bir
proje’ demiştim. Sadece tanıtıma,
turizme, kentin
kültürel kalbine hapsolan
bir kültür başkentinin etkilerinin sınırlı
olacağına dikkat çekerek. Sayıları her
yıl yüzbinler artan bir kentte bir
avuç
insanın kültür başkenti olmanın
yetersizliği açıktı...
Küçükçekmece sessizce bayrağı devraldı. Kültür başkentini
fırsat bildi. ‘Küçük
İstanbul’ olarak bayrak açtı.
İstanbul’un
küçük ve uzak ilçesi olarak kültürel
canlanma için kalıcı
adımlar atmaya
başladı. Vizyoner bir belediye başkanının
bir ilçede neleri
değiştirebileceğini
göreceğiz. 2010, Küçükçekmece
için bir kazanım
olacak.
Çanakkale’ye sonunda gittim. Bir yıl kadar önce gidilemeyen
kent diye yazmıştım. Kent Müzesi yeni açılıyordu. Fetva dergisi
taze
çıkmıştı. Çanakkale’de tomurcuk görünmüştü. Çanakkale’ye gittim.
Çiçekleri gördüm.
Çanakkale’de hummalı bir gelecek hazırlığı sürüyor. Ece Ayhan’dan mülhem
“Kültürümüz budur abiler” cümlesi en başa yazılmış. Çanakkale
İkibin10 (böyle yazmayı ben
icat etmedim, Çanakkaleliler’in logosu
böyle) bir yıl boyunca kentin kendine bakma,
2020’ye doğru bakma
çabası. Kültür kenti olmak için öyle AB’den unvan filan almaya gerek
olmadığının kanıtı.
Çanakkaleli siviller kenti “baskın olmayan, farklı, dönüşen”
kültürel kimliğiyle tanımlamışlar. Ancak, orada
durmamışlar.
Bu tanımı da sorguluyorlar. Şimdi
sessiz sedasız
kültür merkezine
dönüşmüş Surp Kevork gregoryen
kilisesinde
oturmuş konuşuyoruz.
Sonlara doğru arka sıralardan
Fatma
Erdem söze giriyor. Gönüllü çalışmadan, engellilerden,
bilimden dem vuruyor.
Köyden geldiğini söylüyor. Fatma Erdem,
Çanakkale İkibin10’un tüm etkinliklerine
katılıyor...
Kentin kimliğini niteleyen
sıfatlar arasına ‘sivil’ de
eklenebilir
pekâlâ.
Surp Kevork kilisesi küçücük. Biz toplanıp gittikten sonra tiyatrocular
provaya girecek. Hiç ara vermeden. Kültürde hafif yatırımla
ağır işler
yapılabileceğine, ciddi bir kapasite
yaratılabileceğine küçük bir
örnek.
Küçük ama büyük bir örnek.
Kent Müzesi’nde Yalı Mahallesi sergisi var.
Tertemiz bir sözlü tarih derlenmiş. Ziyaretçiye meramını basit, apaçık anlatan
bir sergi.
Müze giderek ete kemiğe bürünüyor.
Kendi dilini oluşturuyor.
Hemen çıkışta dükkânda kente ait bir sürü nesne. Daha
bir yılı doldurmadan
müze, basbayağı Müze olmuş. (Kültür Bakanlığı ne zaman ‘Yılın
Müzesi’ ödülünü vermeye başlayacak?)
Çanakkale’de yapılan işler eksiksiz görsel
ve yazılı belgeye dönüşüyor.
İşte, O. Harmandar’ın çıkardığı, 49. sayısına
ulaşan
Kent-Kültür rehberi. İşte, belediyenin yayımladığı tertemiz
Çanakkale Kent Rehberi. İşte, Yalı Hanı broşürü. İşte dünyanın
kabuklu kabuksuz tüm deniz canlılarının
yendiği Yalova Restoran’ın
hazırlattığı
harikûlade balık kartpostallar... Bu çabalarda E.
Görgüler’in grafik cengâverliğinin büyük katkısı var kuşkusuz.
Şimdi sıra Yalı Hanı’nın avlusunu
doldurmuş, güneş altında, neşe
içinde
kahve-nargile içen Çanakkale gençlerini işin içine çekmekte. Varsın
üniversite kenarda dursun.
Çanakkale sivillere yol açan, ortam sağlayan bir yerel yönetimin neler
kazanacağını da gösteriyor.
Bir de Troya var. Troya derken o kikirik tahtadan at değil. Hatta o devasa
ören yeri de değil. Dünyanın kültürel belleğinin en değerli parçası, Truva
anlatısı. Homeros’dan, Joyce’a,
Karasu’ya. Çanakkale Truva’sız
olmaz.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap