Yapı Sektörünün Haber Portalı

Bitlis'in 'Soylu Derinliği'nde

Bitlis'in 'Soylu Derinliği'nde
" Bu sempozyum, bölgemiz ve Bitlis için büyük önem taşıyor. Geleceğe ışık tutacağı gibi ilimizin gelişimine de katkı sağlayacaktır..."

Vali Mevlut Atbaş , bu sözleri 4-7 Eylül 2006'da Bitlis'te gerçekleşen " 2 . Van Gölü Havzası Sempoyumu" nu açarken söylemişti. Valiliğin evsahipliğinde, İÜ Avrasya Arkeoloji Enstitüsü, Van Yüzüncü Yıl ile Erzurum Atatürk Üniversiteleri ve ÇEKÜL'ün katkılarıyla düzenlenen sempozyumda 50'ye yakın bildiri sunulmuştu...

Doğu Anadolu için tarihe geçecek bu "umut buluşması" nın gerçekten "geleceğe ışık tutabilme" si için, sempozyumun emektarı Prof. Dr. Oktay Belli de şunları eklemişti: "Katılımcılar ilin tarihi, kültürü, ekonomisi ve coğrafyasıyla ilgili çok değerli bilgiler verecekler; ancak tüm katkıların bir kitapta belgelenmesi de çok önemlidir..."

Aradan sadece 1.5 yıl geçti. Kitap ise haftalardır masamda... Bilimsel etkinliklerimizin, yıllar sonra yayına dönüşebildiğini bilenler, bu "çalışkan" lığı hemen fark edeceklerdir.

Kutlanması gereken bir duyarlılık daha var ki o da Vali Atbaş'ın, kitap için de tüm olanakları seferber etmesi; Oktay Belli'yi "özlemi" nde yalnız bırakmaması...

Yaklaşık 460 dolu dolu sayfa, bildirilerle birlikte yöre zenginliklerine ait diğer katkıları da içeriyor. Belli'nin mutluluğu da öylesine "belli" ki 38 yıldır yöre tarihiyle sarmaş dolaş yaşayan arkeolog, sunuş yazısında bakın neler tasarlıyor: "En büyük dileğimiz, Van Gölü Sempozyumu'nun her yıl bir il ya da ilçede yapılarak gelenekselleşmesi... Böylece Van Gölü Havzası'nın prehistorya, arkeoloji, tarih, sanat tarihi, jeoloji, jeomorfoloji, coğrafya, edebiyat, etnoğrafya, ekonomi ve turizm ile tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin değerlendirilmesi..."

Çağlar boyunca Anadolu'nun Mezopotamya, Asya ve Kafkasya kültürleriyle tanışmasına kucak açan bu çok özel "dünya" da, ticaret yollarının buluştuğu Bitlis'i ise aynı zamanda "Doğu'nun evladı" olarak Cumhuriyet aydınlanmasını da temsil eden "Karslı vali" şöyle özetliyor:

"Kaleler, anıtsal mezarlar, kümbetler, camiler, hanlar, hamamlar, medreseler ve köprülerin yanı sıra; Van Gölü'nün üçte ikisi ile Türkiye'nin en büyük dağlarından Nemrut ve Süphan da ilimiz sınırları içindedir..."

M. SÖZEN'İN ÇAĞRISI

Kitabın ilk sayfalarındaki bu değerlendirmeleri, ilerleyen bölümlerdeki saptamalarla birlikte düşünmek akla şu soruyu getiriyor: "Mademki böylesine duygulu bir farkındalık ve böylesine içten bir sahiplenme vardı; Bitlis neden şimdi bu halde?"

Nitekim aynı soru, yıllarını Anadolu kültürlerine adayan Prof. Dr. Metin Sözen' in de öncelikleri arasında...

"Büyük Birikimin Coğrafyası" adlı makalesinde, Van Gölü Havzası'ndaki tüm kurum, kuruluş ve kişileri, bu eşsiz coğrafyaya "ortak sorumluluk" la sahip çıkmaya çağıran hocamız, geçmişe duyarsızlığın yok ettiği efsanevi kentleri bakın nasıl betimliyor:

"Hazır bu yerlere gelmişken yolumuzu sürdürsek, Kurtalan'dan kopup gelen kenti boydan boya aşan yola çıksak, vadinin sol yanını izlesek, bir süre sonra başımızı arkaya çevirip baksak; bizlerin düşüncelerinden, günümüz kent anlayışından uzak, ortaçağda atlıların gürültülerle girip çıktığı bir kenti bırakıp gittiğimizi bir kez daha anlarız..."

Bunları okuyunca, hemen her "Bitlis" dendiğinde anımsadığım o unutulmaz şaşkınlığım yeniden aklıma geldi. "Günümüz kent anlayışı" nın tarihe karşı nasıl acımasız olduğunu en çarpıcı biçimde 2003 yılında izlemiştik. Yine Metin ve Oktay Hocalarla birlikte Doğubayazıt'tan yola çıkıp Bitlis'e vardığımızda karşılaştığımız görüntü, deyim yerindeyse "ürperti" ciydi...

Nedenini anlatabilmem için, önce kentin doğal ve tarihsel dokusunda belirleyici olan özgün topoğrafyasını özetlemeliyim...

NE 'ÇAY' VAR, NE 'KÖPRÜ'LER!

Bitlis Çayı kimbilir kaç bin yıldır bölgeye yaşam sunarak akarken iki yanında sarp yamaçların yükseldiği gizemli bir vadiye girer. Aynı vadide, yine sarp kayalıklarla yükselen bir "ada" nın iki yanına iki kol şeklinde ayrılarak aşağılarda yeniden birleşir.

İşte o göklere tırmanan adanın üzerinde, adeta "âlemi seyreden" destansı kalesi yükselir. Çayın iki kolundaki öbür kıyılardan yamaçlara doğru ustalıkla sıralanmış özgün evleri ve aynı vadinin Bitlis Çayı ile buluştuğu yerlerde çarşıları, pazarları, camileri ve çok sayıdaki zarif köprüleri, dünyada eşi benzeri olmayan bir kent topoğrafyasıyla mimarlığın mucizevi bütünleşmesini yaratırlar.

Ne var ki bu tanımlama artık "yaratırlardı" diye yazılabiliyor.

Kale ve evleri kuşatan niteliksiz ve özensiz apartmanlaşma yüzünden, kentin eşsiz zenginliği olan Bitlis Çayı neredeyse hiç görünmüyor; çünkü etrafındaki çirkin ve yüksek yapılaşma şöyle dursun, "tam üzeri" ne de koca koca işhanları yapılmış. Tarihe uygarlık kazandıran bir akarsu, üstelik yakın geçmişteki "valilik yatırımları" ( ! )nın, yani özel idareye ait rant bloklarının temellerinin altından akmaya çalışıyor.

Geçmişte kültürleri besleyen çay, adeta bir yeraltı kanalizasyonuna dönüşmüş! Eski resimlerdeki o kemerli taş köprülerini bile yitirerek...

Bir umut toplantısının kitabını tanıtırken böylesi hüzün veren görüntülerden söz etmek hoş olmasa da Sözen'in çağrısındaki tarihselliği kanıtlamıyor mu?

İşte bu "yüz kızartıcı" gerçekleri de sorgulayan kitabın tasarımında Zeki Okur' un, grafiğinde Ayşe Altınbaş' ın, derlemesinde de Vedat Evren Belli' nin imzaları var. Serhat Karahüseyin ve Tolga Mertoğlu' nun koordinatörlüğü, Başak Bilen' in düzeltmeleri, İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüsnü Işıkgör ve Metin Çoban ile yörenin kültür sevdalılarından Oktay Kutlu' nun destekleri de büyük değer taşıyor.

Umarız, bu alçakgönüllü kadronun ülkeye ve Bitlis'e kazandırdığı bu eşsiz kaynak, soylu kentimizi tarihinden kopartan şu "soysuz yapılaşma" ya son verecek bir uygarlık bilincine de katkıda bulunur...

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.