Yapı Sektörünün Haber Portalı

Bienal'de Sanja İvekoviç'e Dikkat!

10. İstanbul Bienali'nin sanatçı listesi tanınmış adlardan çok tanınmamış adlarla dolu özellikle de Çinli adlarla. Türkiye listesi de bienal yönetimi ve çevresiyle ilişkilerini sağlam tutan sanatçılardan oluşuyor; bir-iki sürpriz ad dışında. Hou Hanrou'nun sanatçı listesinde bir ad beni heyecanlandırdı: Sanja İvekoviç.

Bienal'de Sanja İvekoviç'e Dikkat!
10. İstanbul Bienali'nin sanatçı listesi sistemdeki son eğilimlere uygun olarak bienalden üç hafta önce açıklandı; böylece hem heyecan yaratılıyor hem de olası polemikler geciktiriliyor. Ne ki, cumhurbaşkanı seçilirken, hükümet kurulurken (yazı yayınlandığında seçilmiş ve kurulmuş olabilir), yazarlar vatandaşlıktan çıkarılırken kimsenin bienal listesi dolayısıyla heyecanlanacak durumu yok.

Liste tanınmış adlardan çok tanınmamış adlarla dolu; özellikle de Çinli adlarla. Türkiye listesi de bienal yönetimi ve çevresi ile ilişkilerini sağlam tutan sanatçılardan oluşuyor; bir iki sürpriz ad dışında... Bienalin kente yayılması da mevcut altyapılara bağlı olan zorunlu bir yöntem; küratörlerin büyük bir seçeneği yok bu konuda. Yakın geçmişte tarihsel yarımada, şimdi sanat ve kültürün yoğunlaştığı Beyoğlu kullanıma açık. Bu yıl bienal dışında çok sayıda etkinlik gerçekleşiyor; İstanbul sanat ortamı uluslararası uzman, galerici, koleksiyoncu kitlesini kaçırmak istemiyor ve hazırlıklarını yaptı, tatlı bir rekabet ortamı oluşacak...

'Zamanında ucuzdular'
Onuncu yıllar nedense önemlidir. 10. İstanbul Bienali de, bienaller Türkiye kültür ortamına neler getirdi, neleri götürdü açısından masaya konmasını sağlıyor. Nitekim, izleyici bunu İstanbul Modern'de David Elliot ve Roza Martinez'in ortaklaşa düzenledikleri bienal retrospektifinde algılayabilecek ve anlayabilecek. Dışardan iki gözün bu işi üstlenmesi çok yerinde bir iş! Elliot, bu retrospektifi düzenleyerek çağdaş sanat bağlamındaki ağır belleksizlik ve aymazlık sorununa bir neşter vuracak. Örneğin, İstanbul sanat ortamının gedikli yabancı küratörü Rene Block, son dönemde verdiği röportajlarda ve sanırım Hale Tenger katalogu yazısında "Ben geldiğimde (1990'ların başında) Türkiye'de çağdaş sanat yoktu" diyor. Bu retrospektif, bienalin nasıl doğru ve açılımlı bir noktadan başladığını ve o dönemde olgunlaşmaya başlamış bir post-modern üretimi içerdiğini gösterecek. Rene Block da zaten ilk üç bienalin yarattığı yankı dolayısıyla gelmişti Türkiye'ye; yani burada epeyce şey oluyordu o sırada...

Bugün çağdaş sanat yapıtlarına ilgi göstermeye başlayan ve yabancı uzmanlar yardımıyla ya da el yordamıyla birer ikişer yapıt satın almaya çalışan varsıllar bu retrospektifte yer alan yapıtları zamanında almadıkları için hayıflanabilirler. Zamanında bu yapıtlar indirimli fiyatlarla koleksiyoncuların beğenisine sunulmuştu da kimse ilgilenmemişti. Kuşkusuz, bu retrospektif aynı zamanda günümüze özgü bir müzenin görkemli, çekici sergiler yapma işlevine de işaret ediyor.
Hou Hanrou'nun sanatçı listesinde bir ad beni heyecanlandırdı açıkçası: Sanja ivekoviç. Bu sanatçıyı iyi izleyin derim, özellikle erkek egemenliğine boyun eğen ve eğmeyen, örtünen ve açılan kadınlara.

Bu müthiş kariyeri özetlemeye çalışayım. 1949'da Zagreb'de doğan Sanja ivekoviç, ülkesinde feminist söylemi ve yapıtlarıyla ünlenmiş, video ve filmleri sayısız ödül kazanmış ve koleksiyonlara girmiş bir sanatçı. Zagreb'de yaşanan İvekoviç Kadın Araştırmaları'nda ders veriyor, birkaç sivil örgütün kurucusu ve savaş karşıtı kampanyayı (Arzkin) yönetmiş.

İvekoviç yapıtlarında erkek bakışını, siyasal çevre içindeki gövde, cinsellik ve cinsiyet sorunlarını irdeliyor ve kadınlara ve kendisine gönderme yaparak gerçek ve kurgulanmış gerçeği arasındaki çatışkıyı işaret ediyor. Fotoğraf ve video yapıtları izleyiciyi ilk bakışta kitle ve tüketim kültürünün ışıltılı, çekici dünyasına götürüyor; ancak bu yapıtlar insanın günlük yaşamının moda, reklâm, magazin iktidarından nasıl etkilendiğini gösteriyor.

İktidarları ürkütüyor
1975'de ürettiği 'Çift Yaşam' başlıklı dizide moda dergilerinden topladığı kadın fotoğraflarıyla aynı pozlardaki kendi fotoğraflarını karşılaştırmalı olarak yan yana diziyor ve kadın gövdesinin gözleme açık bir çeşit sahne olduğunu işaret ediyordu.
İvekoviç'in başına neler geldi 2002'de? Ülkesini temsil etmek üzere 'Metropolis Ikonografileri' konusuna odaklanan Sao Paolo Bienali'ne seçildi ve 'Miss Hırvatistan ve Miss Brazil Zizek ve Chomsky Okur' başlıklı bir proje sundu. İvekoviç bienal olayının arkasındaki ulusal temsiliyeti ve görsel sanatın tüketim kültürü ve küresel iktidar kuralları dışına çıkamayışını sorgulayarak ve bienali dünya güzellik kraliçesi seçimine benzeterek iki video üretmek istiyor: Miss Hırvatistan ve Miss Brazil kendisinin hayran olduğu iki filozoftan metinler okuyacak. İki filozofa da yazarak onlardan bu işin ideolojisini irdeleyen özel metinler istiyor. Bu proje gerçekleşmiyor, çünkü bienalden kısa bir süre önce küratör Leonia Kovacs İvekoviç'i azlederek yerine başka sanatçı seçiyor ve http://syndicate.anart.no/-art_world/grzinic.html'da izleneceği gibi kızılca kıyamet de kopuyor. Bu olay İvekoviç'in yapıtlarının iktidarları ürküttüğünü gösteriyor.

Türkiye'yi anlatan video
İsterdim ki İvekoviç'in 1982'de yaptığı 3'40"lik 'Kişisel Kesikler' adlı performans videosu gösterilsin. İvekoviç bu performansta başını ve yüzünü tümüyle örten siyah bir çorabı elindeki makasla delerek kesiyor. Her delik açılışında ulusal televizyon yapımı Yugoslavya tarihi belgeselinden kısa bir bölüm görüntüye geliyor. İvekoviç'in yüzü tümüyle açıldığında video bitiyor. Kısa ve etkili bir video ve bana Türkiye'nin durumunu çağrıştırıyor. Türkiye ağır erkek egemen, ağır erkek sorunlu, tarihiyle ve kültürüyle hesaplaşamayan bir ülke görünümünde, şu sıralarda... Erkeğin iktidarını/iktidarsızlığını, sorunlarını/ sorumsuzluğunu kadın üstünden yaşamaya/aşmaya çalıştığı bir ülke. Kadının örtünmesi (saçının telinin görünmemesi) ya da açılması (kalçasındaki ve baldırlarındaki selülitlerin görünmesi) erkeğin siyasal, toplumsal ve kültürel iktidarının/iktidarsızlığının hastalıklı belirtileri olarak sürekli gündemde kalıyor. Kadın iki büyük çarpıklığın öznesi olarak oraya buraya çekiştiriliyor, Türkiye'de: Kadının örtünmesinde erkek bakışının müstehcenliği ve sapkınlığı ile Allah'ın bakışı özdeşleştirilirken, açılıp saçılmasında aynı müstehcen ve sapkın bakış serbest ekonominin kan damarlarını besliyor.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.