Ankara Tabip Odası Sağlık Politikaları Komisyonu üyesi,
kamu yönetimi uzmanı Dr. Selçuk Atalay, 29 Mart yerel seçimleri
öncesinde yerel yönetim ve sağlık hizmeti ilişkisi
konularındaki sorularımızı yanıtladı.
Türkiye 29 Mart yerel seçimlerine nasıl bir ortamda
giriyor?
Küresel ekonomik krizin ülkemizde etkilerinin açık ve ağır şekilde görülmeye
başlandığı bir dönemdeyiz. İşten çıkartmalar her geçen gün artarak devam ediyor,
üretim ve vergi gelirleri ciddi olarak düşüyor. Ülkemiz hem içinde bulunduğu
coğrafyada hem kendi içinde barışçıl, “iyi” ilişkiler kurmak konusunda etkin
politikalar üretemiyor.
Merkezi yönetimin olduğu gibi yerel yönetimlerin de ciddi cari açıkları, borç
yükleri var. Kentlere doğru yaşanan göç, çarpık kentleşmeyi ve varoşları
yaygınlaştırmış durumda. Bugün kentlerin sorunlarının katlanarak büyüdüğünü ve
piyasacı, rantçı yönelimlerle yeni yapısal sorunlar oluştuğunu görüyoruz.
Buradan baktığımızda 29 Mart yerel seçimlerinin merkezi seçimler kadar önemli
olduğu ortada.
Yerel yönetimlerimizin mevcut durumu hakkında neler
söylersiniz?
Türkiye’de yerel yönetim sistemi; il özel idaresi, belediye ve köy olmak
üzere üç kademeli. Türkiye mevcut yerel yönetimlerin idaresinde sermayenin
küresel yayılmasına açık hale getirildi. Yerel kamu hizmetleri bu süreçte daha
fazla ticarileştirildi. Belediyeler sermaye gruplarına rant dağıtan yereldeki
temsilciler haline geldi. Belediyeler çalışma tarzı olarak işletmelere dönüştü,
belediye başkanları iş insanı kılığına girdi. Bu belediyecilik anlayışı kent
halkını müşteri olarak görüyor. Öte yandan yoğun göçlerle yaygınlaşan varoşlarda
yaşayan insanlar, kentle entegre edilmek yerine “sadaka siyaseti” ile adeta
“dilencileştirildi”. Ankara örneğinde belediye için kent ikiye ayrılmış olarak
görülebilir: mal ve hizmet satılan müşteriler ve mal ve hizmet dağıtılarak “oy
deposu” haline getirilmeye çalışılan yoksul insanlar.
Sözünü ettiğimiz bu ticari belediyecilik anlayışı uzun dönemli planlama
yapmaktan uzak, kentin kaynaklarını hesapsızca kullanan, para veya oy
getirmeyecek hiç bir konuyla ilgilenmeyen bir anlayış.
İktidarın yerel yönetimlere bakışı ve "yerelleştirme politikasını"
nasıl değerlendirirsiniz?
Mevcut iktidar döneminde yerel yönetimler sermayeye kaynak aktarmak için
kullanışlı birer araca dönüştürüldü. Örgütlenme ve kendine yakın olanların
ranttan nemalandırılması meselesi de unutulmamalı. Aslında AKP Hükümeti Kamu
Yönetimi Temel İlkeleri Yasası ile yerel kamu hizmetlerini özelleştirmek,
taşeronlaştırmak için uygun yasal yapıyı oluşturmak için yola çıktı ancak bu
olmayınca ufak ufak yasal değişikliklerle amacına ulaşma yoluna gitti. Bugün
belediyeler şirketleşme, şirket ortaklıkları kurma, vakıflaşma, döner sermaye
kurma gibi yöntemlerle piyasaya entegre oldu.
Öte yanda yerel yönetimlerin mevcut yapısıyla ve ülkemizde kent içi ve
kentler arası düzey farklılıkları sebebiyle ulusal düzeyde yürütülen hizmetlerin
yerelleştirilmesinde ciddi sıkıntılar ortaya çıkacak. Örneğin sağlık alanından
bakarsak, merkezi sağlık hizmetlerinin yerele devredilmesinin önemli olusuz
sonuçlarını tespit edebiliriz: Yerel yönetimler arası ve merkezi yönetim yerel
yönetimler arası koordinasyon sorunları olacak ve ulusal düzeyde zaten ciddi
yetersizlikler ve yanlışlar içeren sağlık politikaları uygulanamaz hale
gelebilecer. Bu konu özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde bir felakete
dönüşebilme potansiyeli taşıyor. Yerel yönetimlerin yapısal yetersizlikleri,
yetişmiş insangücü eksiklikleri sağlık hizmetinin niteliğini düşürecek,
kaynakların da yanlış kullanımına yol açacak. Zaten varolan denetim zorluğu daha
da artacak. Partizanlık, hemşehricilik, tarikatçılık v.b. ayrımlar üzerinden,
hem hizmet alanların hem hizmet verenleri eşitsizlikleri artacak. İşletmeleşmiş
belediyecilik anlayışı, sağlık üzerinden oy getirecek sağlık şovlarına yönelecek
ve toplum sağlığı süreç içinde daha da bozulacak. Piyasacı mantıkla çalışan
yerel yönetimler zaman içinde sağlık hizmetlerini sermayeye devretme yoluna
gidecek.
Belediyelerin verdiği sağlık hizmetleri ne durumda?
Yasalarla belediyelere tarif edilmiş bir çok sağlık hizmeti var. Bunlar
koruyucu sağlık hizmeti içinde olan hizmetler. Öte yandan belediyelerin
yurttaşlarla daha etkin temas olanağı yaratan tedavi edici sağlık hizmetlerine
yöneldiklerini görüyoruz. Bugün yerel yönetimlere ait sağlık tesisleri ile
ilgili durum oldukça karışık durumda. Belediyelerin verdiği sağlık hizmetlerinde
politika, hedef ve standart problemi var. Bakanlık nazarında belediyelerin
sağlık hizmeti konumları belirsiz. Belediyelerin sağlık alanında üstlendikleri
ve üstlenmeleri gereken rol, üzerinde ciddiyetle tartışılması gereken bir konu.
Koruyucu hekimlik faaliyetlerinden poliklinik ve hastane işletmeciliğine kadar
değişik alanlarda yapılan hizmetlerin ne kadarının doğru ve yerinde olduğu ve bu
tesislerin geleceği belirsiz.
Aslında işin tuhafı Sağlık Bakanlığının hastanelerini, “hastane birlikleri”
projesiyle yerel yönetimlere devretmeyi planladığı biliniyor. Sağlık
Bakanlığının SSK ve diğer Kurum ve Bakanlıkların hastanelerini nasıl devraldığı
da hala akıllarda.
Yine Ankara örneğine bakarsak; Ankara Büyükşehir Belediyesi sağlık
hizmetlerini şöyle sıralıyor:
* Doktor ve hemşirenin de olduğu bir grupla yapılan ev
ziyaretleri ve muayeneler
* Sağlık tesislerinde hangi
kriterlere göre seçilmiş olduğu anlaşılmayan bazı parametreler üzerinden,
check-up diye adlandırdıkları bir tarama
* Yaz aylarında
açık hava muayeneleri
* Sosyal güvencesi olmayan
vatandaşlarımızın Belediye Hastanesinde muayenesi
*
Yatalak hastalarının sağlık kurumlarına nakli amaçlı ambulans gönderilmesi
Bu hizmetlere toplu sünnet şölenlerini de eklemek gerekir. Bu hizmetler
üzerinde çalışılmış bir planlamadan yoksun, sağlık birimleri ile koordine
olmayan hizmetler olarak görünmekte.
Oysa Beldiyelere verilmiş sağlık hizmetleri sağlığın tedavi edici alanının
dşındaki diğer bileşenlerini içeren oldukça kritik hizmetlerdir. Ankara’da her
yaz yaşanan ishal salgınlarını ilgili herkes biliyor. Ankara’da yıllardır
yaşanan temiz su sıkıntısı, katı atıklar sorunu v.b. temel halk sağlığı
sorunları. Yine gıda hijyeni, hava kirliliği gibi konular belediyenin sağlıkla
ilgili sorumlulukları arasında.
Belediyeler sağlık alanıyla ilgili nasıl bir rol üstlenmeli?
Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, kişinin bedensel, ruhsal
ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içerisinde olması. Mevcut yasal
düzenlemeler sağlık hizmetlerinin en önemli ve temel ayağı olan koruyucu sağlık
hizmetlerinin önemli bir kısmını belediyelere yüklemiş durumda. Belediyelerin;
sağlıklı ve güvenli konut, temiz su ve kanalizasyon, ulaşım, çevre ve çevre
sağlığı, temizlik ve katı atık, gıda hijyeni, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve
ambulans, defin ve mezarlıklar, ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar, kültür ve
sanat, gençlik ve spor, sosyal hizmet ve yardım, meslek ve beceri kazandırma,
sağlık eğitimleri, okul öncesi eğitim, afetlerden korunma ve afetlere müdahale
programları gibi hizmet alanları doğrudan yada dolaylı olarak sağlıkla
ilgilidir. Bu hizmetler yeterli, etkin bir biçimde yerine getirildiğinde
kişilerin ve toplumun sağlık düzeyi yükselecektir.
Örneğin, konutlar insanların güvensiz ve olumsuz çevre koşullarından
etkilenmesini önler. Belediyelerin kent halkının sağlıklı konutlarda oturması
için ileriyi gören, planlı çalışma içinde olması gerekir. Yine beslenme
konusunda belediyelere düşen ciddi görevler var. Belediyeler kente giren
besinleri sıkı bir şekilde kontrol etmeli, üretim ve tüketim aşamalarında halkın
sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamalı. Öte yandan yeterli besin alamayan
özellikle çocuk ve kadınların desteklenmesi gerekir. Temiz ve güvenilir içme
suyunun sürdürülebilir biçimde kente sağlanması toplum sağlığı için olmazsa
olmaz bir şart. Özetle, belediyelerin zaten sağlıkla ilgili oldukça yüklü
görevleri vardır. Sorun toplumun bu konularda yeteli bilgiye sahip olması ve
denetleme mekanizmalarına katılımı ile ilgili görünmektedir.
Sağlık personeli üzerinden, doğrudan sağlık hizmeti verilmesi konusunda
belediyeler kendilerini “handikaplı gruplar” (yaşlılar, çocuklar, gebeler,
özürlüler) konusunda sorumlu hissetmeli ve bu noktalarda merkezi yönetimin
yetişemediği yerlere müdahale eden; yaygın, eşitlikçi, planlı ve bilimsel, makul
hedefleri olan çalışmaları yürütmeli.
224 Sayılı Yasanın ruhunu oluşturan temel bileşenlerden birinin sağlık
hizmetleri süreçlerine toplum katılımını sağlamak olduğunu biliyoruz. İşte bu
noktada birinci basamak koruyucu ve sağlığı geliştirici olarak hizmet veren
sağlık ocakları ile belediyelerin dirsek teması içinde koordineli çalışması
gerekmekte. Belediyeler sağlık ocakları ile aynı hane halkı kayıtlarını
kullanmalı. Belediyeler ayrıca yaşlı bakımı, gebe beslenmesi, çocuk sağlığı v.b.
konularda sağlık ocakları ile birlikte halka yönelik eğitim programları
düzenlemeli.
Belediyelerin biraz önce sözünü ettiğimiz sağlıkla ilgili müdahale
alanlarının belirlenmesinde sağlık ocaklarının çalışmaları yol gösterici olmalı.
Bu hizmetler birbirini tamamlar ve geliştirir bir biçimde yürütülmelidir.
Halkın, tüm bu süreçlere katılımı teşvik edilmeli.
Sağlıklı kentlere nasıl ulaşacağız?
Her şeyden önce kentlerin sahibinin kent halkı olduğunu, ancak insanların
sahiplenmesi durumunda kentlerin sağlıklı hale gelebileceğini bilmeliyiz. Ancak
bugün insanların kentleri sahiplenebileceği bir kültürün önünde engeller
oluşmuştur. Kentte yaşayan insanlar kente yabancılaştırılmış, mahalle ilişkileri
zedelenmiştir.
Kentleri bir rant merkezi, pazarlanacak bir mal olarak gören zihniyet;
kentlerimizi yağmalamaktan, yurttaşları müşteriler veya oy depoları haline
getirilecek yoksullar olarak ayırmaktan başka bir sonuca ulaşamaz.
Bugün sağlıklı kentlere ulaşmamız için, su kirliliği yanında, hava kirliliği,
gürültü kirliliği, görsel kirlilik gibi sorunların çözülmesi gerekir. Bugün
örneğin Ankara’ya baktığımızda ticari olmayan tüm ortak yaşam alanlarına
saldırıldığını görüyoruz. Bu kent çarpık bir betonlaşma ve alt-üst geçitlere
teslim edilmiş görünüyor. Yeşil alanlar diye sözü edilen çalışmalar otabana
çevrilen kentin tretuvarlarına sıkıştırılmış durumda. Ankaralılar otoban
kıyılarındaki ufacık yeşil alanlarda kurumuş ithal ağaçların yanında piknik
yapıyorlar. Şüphesiz bunlar bu kentin insanlarının sağlığını tehdit
etmekter.
29 Mart seçimleri yaklaşırken bizler, kentte yaşayan insanlar demokratik,
katılıma açık, kamu yararı gözeten çağdaş bir yerel yönetim anlayışını, sağlıklı
kentleri talep edebilmeliyiz.
* Mutlu Sereli / Tıp Dünyası editörü.
0 Yorum
Yorum Yap