Örnek olsun, kapının özel bir önemi var öyküde.. İsyanın başlatan eşya olmanın yanı sıra, öykü boyunca, güvenli, alışılmış, sıradan hayatla; tehlikeli, tanımsız, belirsiz bir akıntı arasında sınırı oluşturuyor. Bürokratın evinin kapısının da kaçmasıyla, korku onu da sarıyor.. Eve girmiştir kargaşa.. İç mekan ile dış mekan arasındaki bu gerilim öykünün sürükleyici etmenlerinden biri.. Ev eşyaları ile bürokratın ilişkisinden tutun da, kentsel yaşamın ayrıntılarına kadar, mimari öğeler öyküde önemli bir rol oynuyor.. Evini halıyla kaplamak en büyük hayali olan bir adamın yaşadığı kentte, yağmur ve kar bile hükümet (H) tarafından yönlendiriliyor..
Kentteki kargaşa insanların sadece yaşadıkları mekana değil birbirlerine de düşman kesilmelerine yol açar.. Bir suçlu bulup, her şeyin sorumluluğunu yükleyerek kurtulacaklarına inanıyorlar.. Bir kişiyi suçlayıp, ilgili cezayı infaz etmek işin bir yanıysa, diğer yanı bir kahraman ortaya çıksa da her şey eskiye dönse beklentisidir. İnsanları birbirini gammazlamasından, sokakta ulu orta adam dövme sahnelerine kadar varır iş.. Hükümetin aldığı bin bir garip önlemden biri sorumluları ihbar edenleri ya da önemli bilgileri verenleri ödüllendirecek olmasıdır.. Toplumsal statü yükselmesi oldukça caziptir de.. Ama ne fayda.. Ortada ne suçlu vardır ne de kahramanlar.. İnsanların hükmettikleri kent çıldırmıştır işte düpedüz.
Ne gariptir ki, çıldıranlar, ezilen, insan yerine konmayan, bir eşyanın hissetikleri ile yaşayan insanlar değil, eşyalardır..
 |
12)Elbette eşyalar daha
farklı bir şekilde ayaklanıyorlar
Saramago'nun öyküsünde, ama
benim yaratıcılığım bu kadar!
13)Of, kısa ama bir
paragraflık güzelim cümle güme
gitti.. Silahlar olacak!
14) Sinema yazarı cümlesi oldu sanki..
15)Burada "bizim" dünyamızdan
mı, yoksa öykünün Yokistan'ından mı
söz edip etmediğim anlaşılmıyor.
Böyle kalsın ama. |
Komik değil mi?
[Bir pencereye pencere gibi davranırsanız kafanızı sıkıştırır! Halıya halı diyecek olursanız, sizi dürüm gibi sarar.. Araba, sonsuz kadar hapseder içinizde, uçaklar bir apartmanın çatısına çakar sizi!]12
Ve
[islahlar]13, size döner..
Elbette kent ile insanların savaşı, bir "I, Robot" hikayesi değil.. Terminatör'ü de andırdığı söylenemez.. Toplumsal yaşamın içinde devinen bir kurgusu var.. Heyecanın dorukta olduğu savaş sahneleri gelmesin aman aklınıza..
[İnsanın kendine yabancılaşması, insanın çevresine yabancılaşması üzerinden okuyucunun suratına vuruluyor adeta!]14
Böylesi yapay bir düzende, başkaları için çalışıp, "boş vakit" kavramı ile baş başa bırakılmak yetmezmiş gibi, bu "boş vakitler"in de insanı kendinden uzaklaştıracak şekilde programlandığı, adı demokrasi olsa bile bir yanıyla emir komuta zinciri içinde yanşana bir yerde,
[ insanın kendini yabancı hissetmemesi çok doğal..]15 Kendi için değil, emir aldığı insanlar zenginleşsin diye çalışmak boğmaz olur mu insanı?
Kes, kes, kes!
Bu sorunun cevabı da, yazının başındaki kadar basit.. Bir daha deniyorum yazıyı bir sonuç bölümüne bağlamayı.. 3,2,1,motor
Eşyalar nerdeee, mimarlık nerde? Diye düşünmemek lazım.. Mimarlık tanımı yapmaya kalkmayacağım, iki üç paragraf kalmışken yazıyı bitirmeye.
 |
16)Sanırım, sohbet
havasını biraz abarttım.
"Onunla" olacak.
17)Bunu iddia eden var mı sahi?(18)
18)Vee.. Son açıklmaya bir açıklama.
A2: mekanın edebiyatında
bahsediyorken, bir yandan da
metnin mimarisinden bahsetmiş
olduk.. Kentsel sayrıları metinde
de öne öçıkarmak için madem
yazım hatalarını sevdik bu yazıda,
mimarisi de biraz "tamamlanmamış"
olmalı öyle değil mi?
19)Başlangıç için birkaç deneme
yaptım. Sonuç için de öyle.
Yanlışlar atılmadı yazı boyunca.
Ama sanki giriş-gelişme-sonuç
bölümlerinden ortadakini unuttuk.
Ama onu da bir iki defa yazmaya
kalksam sanırım dergiye girerken
benim haberim olmadan atılırlar.
20)"Halı" olacak. Ama haklıya da iyi
davranmakta fayda var.
Ne de olsa bugün'de yaşıyoruz.
21)"Güsel" sözcüğü ile "güzel"
sözcüğünü açıkça ve bir süredir
farklı göndermelerle kullanıyorum.
Bununla ilgili gayet başarılı
kuramsal açıklamalarım mevcut,
soran olduğunda anlatıyorum..
Ama gerçeği itiraf etmek
gerekirse, sadece bir
gönderme sevgilime!
|
Ama hem mekan hem tüm mimari bileşenler, sonuç itibariyle bir şekilde kullanıldıkları için oradadırlar.. İnsan hayatını sarmış,
[onla]16 bitişik tüm "eşyalar" mekanın bir parçasıdır.. Ve meşhur "genius loci" kavramına göre, mekan dediğimiz, uzunluk, genişlik ve yükseklikten ibaret olamaz..
[Mekanın, sadece yaşamın bir zemini olmadığı, basit bir nesne ise hiç olmadığı vurgulansa yeridir..]18
Çünkü, sadece mekan değil, insan da herhangi eşya gibi muamele görüyor.. Öyküyü ilginçleştiren de bu zaten..
[Bu da mı olmadı? Daha siyasal bir sonuç denesek..]19
Öyküden çıkarılacak sonuç, (elbette okuduktan sonra), odanızdaki
[halkıya]20 iyi davranın mı olacak? Yoksa, işyerinde karşı sandalyede oturan adamın bir ruhunun derinliklerinde incelikler olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayacak mıyız?
Marx'a göre, çalışma için yaşamın özgür bir dışavurumu olduğu kadar bir keyif olmalıdır da.. Ancak özel mülkiyet işin içine karışınca, çalışmak, hayata bir yabancılaşma halini alır.. Öyküde biraz da abartılarak ifade edilmiş olmakla birlikte, sınıflı toplumlara yönelik keskin bir eleştiri söz konusu. Sınıfsal egemenlik ve insanların tek tek hayatları arasında ilişkileri incelikli olarak kurmuş bu öykü, olmayan insanlar hakkında, olmayan bir yerde geçen, insanlaşan ve dünyanın tüm işçilerinden önce birleşen eşyaların bir arada barındığı bir kenti konu alıyor.. Her şeyin kentseli oluyor da, kentsel korku olmaz mı.. Gayet de
[güsel]21 oluyormuş.
Öykü bu anlamda bir "ütopya" değil.. olması gerekenden ziyade olmaması gerekeni anlatıyor.. Yokistan'dır burası endişelenmeye gerek yok demekse mümkün değil.. Çünkü olmayandan çok, olanı anlatıyor Saramago.
Bir Yokistan'da bu kadar kendi hayatımızdan bölümler yakalamak oldukça hoş.. Dahası, biraz da korkutucu..
Ya bizim kentte de eşyaların ayaklanacağı tutarsa diye değil!
Ya kimse ayaklanmaya kalkmazsa diye…
Ve bir de soru: Dünyanın tüm yanlışları birleşirse, bir doğruyu mu götürürler, yoksa bir doğru mu ederler?
Göreceğiz!
Efe Duyan
0 Yorum
Yorum Yap