Yapı Sektörünün Haber Portalı

Avrupa'nın Başına İstanbul Oturacak

Dünyanın gidişatını artık yaratan, keşfeden, düşünen insanlar belirliyor. Bu 'yaratıcı sınıf' nereye akın ederse orası bir cazibe merkezine dönüşüyor. Türkiye yaratıcı sınıfın en hızlı geliştiği beşinci ülke, İstanbul ise bu sayede aldığı 2010 Avrupa Kültür Başkenti payesiyle yeni çekim alanı.

Avrupa'nın Başına İstanbul Oturacak
Dünyanın gidişatını artık yaratan, keşfeden, düşünen insanlar belirliyor. Bu 'yaratıcı sınıf' nereye akın ederse orası bir cazibe merkezine dönüşüyor. Türkiye yaratıcı sınıfın en hızlı geliştiği beşinci ülke, İstanbul ise bu sayede aldığı 2010 Avrupa Kültür Başkenti payesiyle yeni çekim alanı.

Kavramı ABD'li ekonomist Richard Florida, 2005 basımı 'Yaratıcı Sınıfın Kaçışı' kitabında ortaya attı. Üretimde esas katma değeri çok uzun zamandır bu sınıf yaratıyor. Üyeleri mühendisler, yöneticiler, finansçılar, hukukçular, yazarlar, yönetmenler, ressamlar, mimarlar, dansçılar, müzisyenler... Yani topyekûn düşünceyle, düşlerle var olanlar. ABD'de vali ve belediye başkanlarına danışmanlık yapan Florida, geçen ekimde Washington'da Gallup Enstitüsü'nün düzenlediği ve Türkiye'den psikolog Emre Konuk'un da katıldığı Liderlik Zirvesi'nde (Leadership Summit) yaratıcı sınıfın dünyanın ekonomik dengelerini nasıl değiştirdiğini, hangi ülkelerin yükselişe geçtiğini, hangi ülkelerin düşüş kaydettiğini, hangi metropollerin yeni cazibe merkezleri olduğunu, istatistiklere ve kendi geliştirdiği göstergelere dayanarak ortaya koydu.
"Yaratıcılık, ekonominin ana motoru haline geldi" diyen Florida'ya göre cazibe merkezleri artık ülkeler değil, kentler. "Artık insanlar nerede iş varsa oraya gitmiyor. Epey zamandır yaratıcı sınıf farklı bir kriter uyguluyor, insanlar bir yer seçerken farklı şeyler arıyor: Orada sanat ve kültür hayatı ne âlemde, yaşama ortamı ve oturacağı yer nasıl, orada kimlerle birlikte olacak?.."

İstanbul, 52'nci sırada
Florida, yaratıcı sınıfın büyüme hızını kıstas alarak kentleri sınıflandırmış. Yetenekli insanları en çok kendisine çeken dört mega kent New York, Londra, Tokyo ve Paris. Bunu takip edenler Chicago, Los Angeles, Frankfurt, Hong Kong, Milano ve Singapur. Dünya ekonomisini yönlendiren 100 cazibe merkezi sınıflandırmasında İstanbul, 52'nci. Yarıştığı kentlere bakın; Boston, Washington, Miami, Osaka, Stockholm, Barselona, Berlin...

Bir bölge yaratıcı insanları elinde tutmayı ne kadar becerirse o kadar gelişiyor Florida'ya göre. Yaratıcı sermayenin gelişimiyle ilgili '3T'den söz ediyor: "Teknoloji, yetenek ve tolerans. Bir yerin yaratıcı insanları çekmesi, yeniliğe yol açması ve ekonomik gelişmeyi pekiştirmesi ancak bu üç unsurun bir arada olmasıyla mümkün. Yaratıcı sınıf çeşitliliğin olduğu yerlere kaçıyor. Bir toplumda toleransın olması, farklılıkların iyi hazmedilmesi, çok değişik yapıda ve kültürde insanların bir arada olması, bugün özellikle önemli. Ekibimde cumhuriyetçi, demokrat, bilim insanı, eşcinsel ve uçuk giyinen gençler var. Bizi bir arada tutan şey politika değil, kendimize koyduğumuz hedefler. Farklılıklar problem yerine besleyici bir özellik olarak görülmeli."
Global Yaratıcılık Çizelgesi oluştu-rulurken de 45 ülke esas alınıp bunların '3T' ortalamalarına bakılmış. Beş yıldızlı ülkenin İsveç (0.808) olduğu görülüyor. Onu Japonya (0.766), Finlandiya (0.684), ABD (0.666), İsviçre (0.637), Danimarka (0.613), İzlanda (0.612), Hollanda (0.611), Norveç (0.595) ve Almanya (0.577) izliyor. Türkiye, 0.186 puanla 45 ülke arasında 39'uncu...

Türkiye'de yaratıcılık büyüyor.Yaratıcı sınıfın ortalama yıllık büyüme hızı (%)
İrlanda: 7.64 l Güney Kore: 3.75
Meksika: 3.23 l İsrail: 3.23
Türkiye: 3.16, toplam işgücünün yüzde 14.74 'ünü yaratıcılar oluşturuyor.
Bulgaristan: 2.99 l İsveç: 2.73
Norveç: 2.44 l İsviçre: 2.32
Almanya: 2.20
ABD bu çizelgede 'düşüşe geçenler' arasında beşinci. En kötü durumda olan (yüzde -5.29) Gürcistan Cumhuriyeti. Ukrayna, İngiltere, Kanada, Urugay, Peru da ivmesi azalan ülkeler arasında.

SORULAR
1. İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesinde 'yaratıcı sınıf'ın katkısı nedir?
2. İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olması 'sıradan vatandaş'ın hayatını nasıl değiştirecek?
3. Siz İstanbul'u seçtirmek için 2000'den beri süren çalışmalarınız boyunca kentin hangi özelliğini ön plana çıkardınız?

ARHAN KAYAR (Tasarımcı-Dream Design Factory)
1. 'Yaratıcı sınıf'ın gelişmesi tabii ki bir şehirdeki dinamizmi artırıyor. İstanbul'un kültür sermayesi hem tarihsel hem güncel açıdan oldukça güçlü. İstanbul tarihi özelliklerinin yanı sıra son derece dinamik, genç ve yaratıcı bir şehir. Son yıllarda kendisini yeniliyor ve kendine özgü alt ve üst kültürlerini oluşturuyor. Bu açıdan İstanbul çok şanslı bir döneme girdi. Bunca kentsel altyapı eksikliğine rağmen son yıllarda dünyanın kültürel açıdan en önemli merkezlerinden biri haline gelmekte. Dünyanın en ilgi duyulan trend kentleri arasında yerini aldı.
2. Kentsel dinamizmin artmasının yanı sıra birtakım dönemsel etkinliklerin artık sürekli kültür yaşantımıza kurumlaşarak girdiğini göreceğiz. Yeni kültür yapıları ve organizasyonlarına sahip olacağız. En önemlisi sivil toplum, devlet, kamu sektörü ve özel sektörün bir arada projeler üretmeye başlaması. Kültür sermayesi, kent sermayesi ve kamunun bir arada yeni bir yapı oluşturmasını sağlayacak. Bu, sokakta pek çok alanda uzun vadeli proje ve ürünler olarak karşımıza çıkacak ve kent kültürüne çok şey katacak.
3. Organizasyonun 2000'de sivil bir girişim olarak başlaması, daha sonra yerel yönetimin ve devletin bu projeye katılmaları, İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesindeki en büyük etkendir. Sürecin doğal yoldan gelişmesi, uluslararası alanda kültür insan ve kurumlarıyla ilişki ve açıklık içinde olmamız, uluslararası jüriyi etkiledi. Bu arada Essen ve Pecs kentleriyle kurulan olumlu diyalog çok önemli.

MEHMET GÜLERYÜZ (Sanatçı)
1. Şüphesiz hem yaşayan sanatı veya düşünceyi hem de günü göstermesi ve yansıtması açısından önemli. Aktif ve yaşayan sanatın bugünkü halinin şehri yansıtacağı şüphesiz. Bunun şehrin bire bir yaşantısı ve kendi aurasıyla da ilgili olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla özellikle sanatçı ve düşünürlere geniş alan tanımak, çalışma alanlarını şeffaf kılmak lazım. Şu da var; proje çokluğu bir yandan arzulanan bir durum olsa da kalitenin yüksek tutulmasına dikkat edilmesi gerekir. Aynı zamanda belli bakışların hâkim olması yerine, farklı kulvarlara aynı yaklaşımda bulunulmalıdır.
2. Kültür başkenti olması çerçevesinde oluşacak aktivitelerin halkı içine alması ne derece sağlanabilir, düşünmek gerekir. Bu, konunun en zor noktalarından biri. Sanat ve kültürün şehirdeki her şeyi değiştirmesi gibi bir mucize beklenemez ama şüphesiz, yansımalarını göreceğiz. En azından görgü noktasında bazı katkıları olacağına inanıyorum. Halk, içinde bulunduğu ortamın nasıl vasıflandığını görecek ve kendi paylarını düşünecektir. Bu durumun bir tehlikesi de var; eğer bu durumu gereğinden fazla şıklaştırır ve üst kesime ait bir tavır haline getirirsek bazı kesimleri kaybedebiliriz. Kimi insanlar günlük ihtiyaçlarının bazılarını bile sağlayamazken bu durum onlara alay gibi gelebilir. Halka İstanbul'un 2010 yılındaki özel konumu özenle aktarılmalı.
3. İstanbul'un elbette tarihi yönü çok önemliydi. Kültürlerin katmanlar halindeki varlığı, onun üzerine de büyük bir değişimin geçirilmiş olması, şehrin karakteri açısından dikkate alınması gereken bir özellikti. Bizans'tan sonra Osmanlı, daha sonra da laik bir cumhuriyetin kurulduğu topraklarda yaşıyoruz. İstanbul'un jeopolitik konumunun hayata ve sanata nasıl yansıdığı da çok önemli bir etken.

KORHAN GÜMÜŞ (Mimar-İnsan Yerleşimleri Derneği)
1. İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi gibi stratejik bir iş, görevlendirilmiş önemli kişilerin, dev kuruluşların, büyük bütçelerin oynadığı bir sahada değil, yaratıcı uğraşlar edinmiş kişilerin girişimleri sonucunda gerçekleşti. Bu kişiler ne ölçüde bu niteliği taşıyor, bilemiyorum ama bu açıdan 'yaratıcı sınıf' olarak nitelenebilir. Bu kişileri bir araya getiren amaç, İstanbul'un yaratıcı faaliyetler konusunda kapsamlı bir atılım yapma ihtiyacı idi. İstanbul'da kültürün aktığı kanalların toplum yararına genişletilmesi gerekiyordu. İstanbul'un farklı görüşler taşıyan insanlar arasında diyalog kurulması kadar, geniş bir kesimin kültüre erişimi için fırsatlar sunacak, yaratıcılıkla kent arasında iletişim kuracak bir kültür girişimine ihtiyacı vardı. Bu söyleyeceklerim belki size fazla iddialı gelebilir, ama bence İstanbul'u Avrupa Kültür Başkenti olmaya taşıyan girişimin var oluş nedenini burada aramak yerinde olacak. Yaratıcı sınıfın bir özelliği diğer sivil toplum kesimleri gibi kendilerini temsil etmeleri değil, başkaları için çalışmaları. Yaratıcı insanların sorunu, kendilerini bir sınıf aidiyetinden kurtarmak. Geçen 'İstanbul Bienali' kitabında Saskia Sassen'in dediği gibi 'Yaratıcılık değişime işaret ettiği kadar, görünmez ve sessiz olanı devreye sokar, onu okunur kılar, ona mevcudiyet kazandırır' ve anonim, paylaşmaya açık bir enerji yaratır. Bu işin başarılmasında da bence, yaratıcı sektörlerin ortaya koyduğu dinamizmin toplumla iletişim kuracağı kamusal platformlar oluşturma ihtiyacı etkili oldu. 2010 projesi de kamusal gücü elinde tutan seçkinlerin kendilerine sunduğu bir fırsat olarak değil, yaratıcılığa açılan bir platform içinde gerçekleşti. Bu başarıyı sürdürülebilir kılmak için de bu girişimi yaratıcılığa açık kılmalıyız.
2. Asıl işin şimdi başladığını söyleyebiliriz. Bu süreçte sokaktaki insana biçilen rol, kültür karşısında edilgen bir izleyici olmak değil, kentin kamusal hayatında katılma, karar verici olma, kendisini eğitim ve beceri edinme fırsatlarıyla zenginleştirme imkânı. Bu, kentin dönüşüm süreçlerinin kültür aracılığıyla kentlilerin iradesine geçmesi demek. Bu amacın gerçekleşmesi, zenginlerin yaşadığı kapalı alanlardan fakir mahallelere kadar her mekân ve kesimden insanların yaratıcı katılımının teşvik edileceği sanat programları, eğitim-öğrenim inisiyatiflerinin geliştirilmesiyle mümkün olacak. İnsanlar kültür yoluyla kendisini geliştirebileceğini, para kazanabileceğini, çevresini iyileştirebileceğini görmeli. İstanbul'un genç nüfusunun risk alma potansiyeli ve kendisini geliştirme becerisi belki 2010 sürecinin en önemli avantajı. İstanbul'un kültür başkentliğinin anlamı İstanbul'un bütün kentlilerinin kentin dönüşümünde söz sahibi olabildiği, yaratıcı enerjileri besleyen, çeşitli kültürleriyle ve tarihsel mirasını geleceğe taşımadaki becerisiyle örnek bir kent olarak dönüşümü olacak.
3. Oybirliğiyle İstanbul'u seçen jürinin raporunda 'başvurunun bağımsız bir girişimin sonucu olmasının önemi' vurgulandı. Dikkat ederseniz bu girişim kamuya dokunan, onunla temas eden, ona başarıyı sahiplendiren bir girişim. Kamuyu yanına alıp İstanbul'u temsil etti. Siyasetçilerle rakipleşmeden, iktidar alanlarını paylaşmadan, bağımsız kalmayı başardı. Bu gelişme kamunun demokratik dönüşümü için de bir ipucu olma özelliğini taşıyor. Bunun bütçeler söz konusu olduğunda da devam etmesini diliyorum. Ancak bu başarıda İstanbul'un başvurusunun yarattığı heyecanı da dikkate almalıyız. İstanbul kendi içinde farklı dinamikler ve çelişkiler taşıyan, tarihsel anlamı Avrupa'nın köklerine uzanan bir kent. İstanbul'un Avrupa'ya kültürel farklılık üzerine birlikte düşünme fırsatları sunduğunu söyleyebiliriz. İstanbul'un kültür başkentliğinin bir diyalog başlatmak, ayrışmanın önüne geçecek girişimlerin önünü açmak, kültür paylaşımı yoluyla geliştirmek için Avrupa'ya da fırsatlar sunduğunu gözden uzak tutmamalıyız.

GÖRGÜN TANER (İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Genel Müdürü)
1. İstanbul'un kültür başkenti seçilmesinde öncelikle İstanbul oluşu, daha sonra ise kültür ve sanatı öncelikler listesinde yukarıya taşımak için senelerdir çalışan biz ve bizim gibi sivil toplum kuruluşlarının, sanat ve kültür kurumlarının büyük bir rolü oldu. Ayrıca sivil toplum, yerel yönetim ve merkezi idare ortak bir amaç için aynı masaya oturdu, neredeyse ilk defa asgari müştereklerde anlaşarak yola çıktı ve beraber hareket etti. Seçim kriterlerinde kültürel miras değil, 2010 ve sonrasına yönelik planlar ve kalıcılık çok önemli rol oynadığı ve bu konuda kent sakinlerinin yaşam kalitesinin ne derece yükseltileceğine bakıldığı içindir ki, adı geçen yaratıcı sınıfın (sivil toplum şemsiyesinde örgütlenmiştir) geliştirdiği projeler büyük bir öneme sahip ve sahip olacak.
2. Önemli olan yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve İstanbullulara kendilerini ifade edebilecekleri ortamları, demokratik ve özgürlükçü platformları sağlayabilmek. Ayrıca sanatın, kendini ifade biçiminin kullanılma zemininin hazırlanması ve bu zeminde birçok kişinin oturduğu semte, gelir grubuna bakmadan 'haberdar' olarak 'katılımcı' olması da aynı şekilde önem taşımakta. Ulaşmak ve ulaşılabilir olmak, zemin hazırlamak ve kalıcılık, 2010 yılı ve sonrasında en çok kullanılan kelimeler olacak kuşkusuz; anahtar kelime ise 'katılımcılık'...
3. Ben danışma kurulunda İKSV'yi temsilen bulunuyorum. İKSV, 35 yıldır yaptığı festivallerle sanat ve kültür ortamına katkıda bulunup 'meselenin' bayraktarlığını üstlendi. Ayrıca dünyada olan kültür ve sanat etkinliklerinin İstanbullular tarafından izlenmesini sağlayarak kuşaklar üzerinde eğitici ve öğretici etkisi de yadsınamaz. İşte bütün bu çalışmalar geleceğe yönelik umutlanmamızın en önemli nedenini oluşturuyor. İstanbul oldukça genç nüfusa sahip bir kent. Dolayısıyla bizim ön plana çıkarmak istediğimiz, bu genç kuşağın içindeki dinamizmi sanat üzerinden ifade etmesini sağlayacak bir ortamın kentin her noktasında hayata geçmesini sağlamaya çalışmak.

SERHAN ADA (İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi)
1. 'Yaratıcı sınıf', İstanbul'daki durumu yansıtmak için fazla 'rafine' bir kategori bana kalırsa. Keşke bu deyim -tanımında yer alan içerikle- İstanbul için gerçekten geçerli olabilseydi. Olsa olsa İstanbul'un (ki Türkiye'nin de desek yanlış bir şey söylemiş olmayız) kültürel elitinde yer alan bazı 'sivil' insanların kentin geleceğinde dönüştürücü etkisi olur umuduyla başlattığı, önce yerel yönetimi, sonra Ankara'yı ikna ederek bir somut projeye dönüştürdükleri, biraz Habitat'ta, biraz da Uluslararası Mimarlık Kongresi'nde benzerini gördüğümüz bir süreçten bahsetmek daha doğru olur kanımca.Yine de bu iki organizasyonun kente kazandırdıklarını uzun uzun tartışabiliriz. Bu iki organizasyon kentimize hiçbir şey kazandırmadıysa, yönetişim ve katılım temelli projeler kurgulanması ve işler yapılması iradesini taşıyan bazı inatçı bireyler kazandırdı diyebiliriz. Ama sorunuzu başka bir formülasyona sokup şöyle de demek mümkün: İstanbul 'un 2010'da Avrupa Kültür Başkenti olması bir 'yaratıcı sınıf' oluşturma konusunda kararlı adımların atılacağı tarihi bir fırsattır. Bunun dışında daha önce yazdığım bazı şeyleri tekrarlayabilirim. İstanbul zaten dünyanın kültür başkentlerinden biridir. Son bir ayda İstanbul'un sanat ve kültür sahnesinde olup bitenlere bakmak bile yeterli. Rembrandt sergisi, Venedik Bienali'nden bir kesit, Eleni Karaindrou resitali, Konstantin Grcic sergisi, Nobel alan İstanbullu bir romancı... Avrupa Kültür Başkenti seçilmek İstanbul'daki bu tabloyu ne kadar değiştirebilir? Biraz daha fazla festival yapılır, bunlar daha uluslararası nitelikte olur filan. Bir de diğer kültür başkentlerine bakın. 2010'da İstanbul'la birlikte aynı unvanı taşıyacak Pecz'i daha önce kim tanıyordu? Ya 2007'nin başkentlerinden Sibiu'nun hangi ülkede olduğunu kim biliyor? Dolayısıyla İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi zorlu olmuştur denemez. AB jürisi İstanbul'dan üretilen projelere bakarak değil, birkaç sivil önderle, yerel ve merkezi yönetimin bir amaç etrafında kenetlenmiş olmasına bakarak karar vermiştir kanımca.
2. İşte asıl sorulması gerekli soru. Kültürden payını hiç almayan 'varoş ' deyip yarı-yabanıl, yarı-romantik bir anlam verdiğimiz kentimiz hemşehrilerinin çoğunluğu, İstanbul 2010'dan ne alacak? Ayasofya'nın kapısından bir kez bile girmeyenler?.. Yılda bir kez bile olsun bir sinemaya gitmeyenler?.. Yani, Avrupa Kültür Başkenti'nin katılımcılık boyutu. İşte proje hazırlama süreci boyunca (Aslında işlerin son dakikada yapılmasının âdet olduğu bir coğrafyada üç yıl hiç de kısa sayılmaz) gözetilmesi şart, olmazsa olmaz bir kriter. Bir de Avrupa'daki geçmiş başkent uygulamaları gösteriyor ki, en başarılı örneklerde bile yapılan işlerin en büyük müşterisi, doğrudan o kentte yaşayanlar. İstanbul'da bu bakımdan çok geniş bir hedef kitle ya da başka deyişle 'müşteri potansiyeli' var. Şimdi, projeler ortaya çıktıkça, sizin bu sorunuzu her adımda, hep birlikte sormalıyız.
3. AB'den kararın çıkarılması için vargücüyle çalışan ekibin ön saflarında değildim. Ancak karar kesinleşti, 'iş' yapma, proje üretim sürecinde daha etkin ve eleştirel çalışma zamanı. Bir de bu çalışmaları yaparken 2010'un 2020'ye, 2030'a uzanan etkiler yapması, yani sürdürülebilirliği çok önemli. Bu anlamda İstanbul nüfusunun çoğunu oluşturan çocukların ve gençlerin bir yandan birlikte eğlenirken, kentin hayatında etkin rol oynamaya başlayacağı işlerin yapılması çok önemli. Yılbaşındaki Taksim Meydanı'nda toplanan güruh ya da AB ile müzakerelerin başlangıcı ya da Dünya Futbol Şampiyonası'nda derece alınması vesilesiyle toplanan kalabalıklar hariç, İstanbullular olarak bir arada eğlenmeyi, kentin sahillerini, meydanlarını yeniden hatırlamamız gerektiği kanısındayım. Bunun için 'muhtaç olduğu kudret' bizzat İstanbul'un derinliklerinde mevcuttur. Farklı kültürlerin, daha korkmadan söylersek farklı uygarlık izleri ve işaretlerinin alt alta, yan yana, çatışarak, anlaşarak var oldukları bir kaynayan kazan, bir palimpsest. Bütün bu iz ve işaretlerin serbestçe ifade bulacağı bir İstanbul, bu unvanı resmen taşımasa bile, kültür başkenti olacaktır.

Liselilerin 2010 projesi
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi, Kültür Yönetimi ve Sanat Yönetimi bölümleri İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması kapsamında 'Liseliler 2010'a Katılıyor!' başlıklı bir proje düzenliyor. Projenin planlama, koordinasyon ve uygulamasını okulun akademik kadrosu denetiminde, bölümün son sınıf öğrencileri üstleniyor. Proje, İstanbul'un farklı bölge ve okullarından lise öğrencilerini Avrupa Kültür Başkenti İstanbul 2010 organizasyonu çerçevesinde, kültür sanat alanında proje fikirleri oluşturmaları için yönlendirmeyi, bir üretim ve paylaşım platformu oluşturmayı amaçlıyor. 20 Aralık'ta İstanbul'daki tüm lise öğrencilerine yapılacak açık çağrı sonucunda, farklı bölge ve okullardan liseliler bir araya gelerek ortak kültür sanat projesi fikirleri oluşturacak. Bu öneriler, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrenci ve akademik kadrosu tarafından değerlendirilerek başarılı projeler belirlenecek. Bu projelerin İstanbul 2010 Yürütme Kurulu'na sunulmasının yanı sıra Haziran 2007'de bu süreçle ilgili bir kitapçık da yayımlanacak.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.