- yapi.com.tr
- 23.05.2010
- GÜNDEM
- 2 okunma
Antik dönemin kuyumculuk merkezi Aliağa
İzmir Arkeoloji Müzesi’nin Kyme antik kentine bir kilometre ötedeki bir “nekropol” alanında yaptığı kazılar sonucunda çeşitli altın takıların bulunduğu mezarlar gün yüzüne çıktı. Bu görkemli altın takıların bazılarının tam 135 yıl önce British Müzesi’ne kaçırılan parçalarla aynı kalıptan çıkmış olduğu görüldü.
İzmir Arkeoloji Müzesi’nin Kyme antik kentine bir kilometre ötedeki bir
“nekropol” alanında yaptığı kazılar sonucunda çeşitli altın takıların bulunduğu
mezarlar gün yüzüne çıktı. Bu görkemli altın takıların bazılarının tam 135 yıl
önce British Müzesi’ne kaçırılan parçalarla aynı kalıptan çıkmış olduğu
görüldü.
Günümüzden tam 5 gün sonra -ancak 135 yıl önce- İzmir’deki Osmanlı Bankasının
Müdürü Alfred J. Lavson, Londra’daki British Müzesi’ne (27 Mayıs 1875) şu
mektubu göndermişti:
“Bay Lambros’a sattığım altın takıların geri kalan bölümünü de kısa bir süre
önce satın aldım. Bu bölümü elinde bulunduran ve aynı zamanda bir başkası ile
birlikte bu mücevherlerin bulunduğı mezarı açan kişi, bana aracılık yapanın
yardımıyla, öteki buluntularla bütünleşmesine şimdi razı oldu. Dönemindeki
kargaşadan dolayı bunlara oldukça yüksek bir bedel ödemek zorunda kaldım. Ancak
açıklayacağım nedenle bunu yapmam gerekiyordu. Bunları elinde bulunduran ve
isteksizce gösteren kişinin koşullarına başka kişilerin de devreye girmemesi
için, o anda uymak zorundaydım. Seri hareket etmemin bir nedeni de adamın
arazisinde oldukça başka eski mezarların varlığı idi. Adam, pek güvenli olmayan
bu yörede, komşularının dikkatini çekmeden, abartılı bir ihbarla, kişisel
güvenliğini ve yaşamanı tehlikeye düşürmeden, bu mezarları açmak durumundadır.
Kışa kadar çalışıp yeni ‘keşiflerini’ bana getirmesini bekliyorum.”
British Müzesi o yıllarda üç aşamada İzmir “Kyme (Aliağa)” çıkışlı çeşitli
altın takılar almıştı. Lavson’un gönderdiği mektupta sözü edilen kişi, Atina’da
bu işle uğraşan J. P. Lambros adlı bir Yunan antikacı olup Anadolu çıkışlı pek
çok sikkeyi de Avrupa’ya pazarlamıştı. Kyme’nin ilk altın takı grubunu onun
aracılığı ile pazarlayan Lavson, ikinci grubu kendisi doğrudan Müzeye
satmıştı.
Kyme’den gönderilen altın takılar yaklaşık 100 parça idi. İÖ 5-3.
yüzyıllardan değişik altın takılar arasında 11 “diadem (alınlık)”e ait parçalar
vardı. Müze, Rus ve Amerikan müzeleri ile işbirliği yaparak onlardaki Anadolu
çıkışlı öteki altın takılarla birlikte, 1994’te bir sergi açtı. Ben, sergiyi bir
yıl sonra Nev York Metropolitan Sanat Müzesi’nde görebildim. Sergideki Kyme
alınlıklarından biri üstte görülüyor.
Aradan bunca zaman ve Sicilya-Catanya Üniversitesi’nce 1980’de Kyme’de
başlatılan arkeolojik kazılardan bu yana da 30 yıl geçti. İzmir Arkeoloji
Müzesi, petrol rafinerisi bağlantılı sanayi yapılanması ile her gün genişleyen
Aliağa’da 2007’de bir yoklama kazısı yaptı. Kyme antik kentine bir kilometre
ötede bir “nekropol (mezarlık)” alanının varlığı saptandı.
Müze 2008-2009’da kazılarını “kurtarma” amaçlı genişlettiğinde çeşitli altın
takıların bulunduğu mezarlar açtı. Bunlar arasında Lavson’un sattığı alınlığı
yapan aynı ustanın yalnızca elinden değil, belki de aynı kalıbından çıkmış bir
başka alınlık da bulundu.
British Müzesi’ne 11 alınlığın çeşitli parçaları gitmişti. Ancak İzmir
Arkeoloji Müzesi Müdürü Mehmet Tuna’nın başkanlığında, Müdür Yardımcısı Nuray
Çırak ve arkeolog Selma Kaya’nın yürüttükleri kazılarda “parçalar halinde” değil
“tam” 11 alınlık bulundu. Bazı alınlıklarda, ruhun bedenden çıkmasına eşlik
eden, “uykuyu” ve “ölümü” simgeleyen “hypnos” ve “tanatos” betimlenmişti.
Çanakkale’de Madytos (Eceabat) kentinde bulunan Dionysos ile eşi Ariadne’ye
simgeleyen ve 1906’da Nev York Metropolitan Müzesine satılan bir alınlık da
yörenin ürünü olarak algılanıyor.
Kadın mezarlarında tunçtan tutamaçlı aynalar, kozmetik araçlar ve başka
yörelerden ithal cam eşya da çıkmıştı. Kadının aynasız makyajsız olması
düşünülebilir mi? Çünkü kadın her zaman her yerde kadındı! Arkeologlar,
benzerleri Çanakkale’nin karşısındaki Semadirek adasında da bulunan bu aynaların
“ölümün karanlığını aydınlatmak amacıyla mezarlara sarkıtılarak konulduğunu”
varsayıyorlar.
Dönemin kadın saçı modasını yansıtan pişmiş topraktan figürünler de ilgi
çekiyor. Bir başka mezarda kuğu üzerine oturmuş bir kadın figürünün yerel bir
tanrıçayı simgelediği düşünülüyor. Ayrıca pek çok kadın, tiyatro maskı ve
özellikle çocuk mezarlarından oyuncak hayvan figürünleri de ele geçti.
Kyme-Aliağa altın takılarına göz atmaya Eski Mısır dünyasında “yeniden
doğuşun” simgesi nazar-muska amaçlı, Anadolu’da az rastlanan “skrabe (b.k
böceğinden)” biçimli yüzükten başlayalım! Bir mezarda bulunan altın yüzüğün
dışbükey alanı “skrabe”, içbükey yanı ise şarap tanrısı Dionysos’ün ünlü çılgın
kadını Menad betimlemesi ile mühür amaçlı kazınmış. Bu yüzüğün bir benzeri, bu
yöreden göç edenlerin Kırım’da kurdukları bir kolonide de bulundu.
Kyme mezarlarında en çok dikkati çeken denizcilerin “camadan”, arkeologların
“Herkül” düğümü dedikleri biçimde yapılmış tokalı altın kemerlerin bolluğudur.
Ayrıca değerli taş tokalı altın kemerlere de rastlanıyor.
Küpelere gelince… Sallantılı “Eros”lu, “Nike”li ya da yunus balığı üzerinde
“Eros”lu çeşitli küpeler, yöre kuyumculuk işliğinin ürünleri olgusunu
düşündürüyor.
İzmir Arkeoloji Müzesi kazıları bu yıl da sürdürürüyor.
Altının getirdiği zenginlikler!
Anadolu’nun Kuzey Ege kıyısındaki 12 Aiolia kentinden biri olan Kyme’nin
antik mezarlığındaki lahitler dışında, doğrudan toprağa gömülen iskeletlerin
yanındaki buluntular bile kent insanlarının ne kadar zengin olduklarını
kanıtlıyor.
Ege’ye, Akdeniz’e ve hatta Karadeniz’deki kolonilere ticaret açılımında
önemli rol oynamasının Kyme’ye bu zenginliği getirmesinin yanı sıra, yöredeki
altın madenlerinin varlığı da bir başka nedendir.
İÖ 2600 yıllarına dayanan ünlü Troia Hazinesi altınlarını Çanakkale’deki
Kazdağı altın madenlerine; İÖ 8-6. yy Lidya’ya zenginliği ile ün katan “Karun
gibi zengin” tanımlamasını “Paktalos (Sart Çayı’nın)” getirdiği altınlara
borçludur. Kyme de Pergamon ve Fokeia antik kentleri gibi zenginliklerini
Bergama yöresindeki altın kaynaklarından sağlamışlardı. l
Aliağalıların ataları!
2008’de iki aylık çalışmada 48 mezar açılmış, 22 kadın, 16 erkek iskeleti
bulunmuş, 7’sinin cinsiyetleri saptanamamıştı. 2009’da ise Mayıs’tan yıl sonuna
kadar 215 mezarda 73 erkek, 52 kadın, 25 çocuk iskeleti bulunmuş, 66’sının
cinsiyeti henüz belirlenememişti.
İskeletleri Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanı Asuman Alpagut
inceliyor. Bazı iskeletlerde beslenme bozukluğundan kaynaklanan kansızlık,
birkaçında ise kemik erimesi, dişler ve kulakta iltihaplanma saptandı. Genelde
sağlık durumları iyi idi!
Mezarlar, kireçtaşı plakalardan, taş sanduka ve lahitlerden oluşmaktaydı.
Buluntular İÖ 6. yüzyıldan başlayıp “doğululaşma, arkaik, klasik, Hellenistik
dönem” aşamalarını geçirerek İÖ 3. yy başına kadar çeşitli seramikleri kapsıyor.
(üstte) Bu veriler Biritish Müzesi’nin yargılarını da
doğruluyor.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap