Yapı Sektörünün Haber Portalı

Ankara’nın Işığı Sönmesin!..

Işıklar içinde olsun, V. Dalokay bilgili bilinçli bir Kemalist, dünyaya sol pencereden bakan içtenlikli bir halkçıydı. Gençlik Parkı’nı Ankaralılar, özellikle de aileler için “bir tatlı huzur” gezeğine (mesiresine) dönüştürmüştü. Parkı düzenledikten sonra, parkın bulvara bakan giriş kapısını, Atatürkçülüğü doğru tanımlayan bir tümce ile

Ankara’nın Işığı Sönmesin!..

Ankara’da yedek subay okulundayken, 14 Mayıs genel seçiminden birkaç gün önce, ışıklar içinde olsun, Suat Taşer ağabey beni, gene ışıklar içinde olsun, Şevket Süreyya Aydemir’in Ankara Bahçelievler’deki evine götürmüştü. Evde, sekiz-on kişilik bir masanın çevresinde dört-beş kişi oturmuş, ekonomiyi ve seçimi konuşuyorlardı. Aralarından biri hep İstanbul diyor, İstanbul’dan söze giriyordu. Anlayabildiğim kadarıyla, Kurtuluş’tan sonra İstanbul’un başkentliğinden “vazgeçilmesinin büyük hata” olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Tartışmanın tam kızışmakta olduğu bir aşamada ev sahibi Ş. S. Aydemir’in araya girerek, “Ölüm kalım mücadelesini göze alan Mustafa Kemal’in ayrıntılarla uğraşacak zamanı yoktu. O, dayanabileceği kökü, su ile toprağın birleştiği yerdekini; suyun ve toprağın gerçek sahibini arıyordu, aradıklarını tarihiyle birlikte ve fazlasıyla Ankara’da buldu...” sözleriyle verdiği dersi ve konuşmacıları çay faslına yönlendirişini hiç unutmuyorum. Ş. S. Aydemir, 1967’de oturdu ve hakkı verilmeyen “Suyu Verilmeyen Adam”ı yazdı.

Tarihçilerin unuttuğu yer...

Şimdi ben, Mustafa Kemal Paşa’nın toprağın ve insanın tarihini bulduğu yerde, Kalaba Karargâhtepe’de oturuyorum. Atatürk’ün arkadaşları ve askersel birlikleriyle ilk konuşlandıkları ve bağımsızlık savaşımının yol/yönetim haritalarını hazırladıkları yer burası, tarihçilerimizin unuttuğu. Atatürk’ün çalışma odası da halen Meteoroloji’de, ana yapının içindedir. Karargâh birliğinin konuşlandığı yerin açık alanları bir süre açık hava sineması olarak kullanıldı. Karargâhtepe, Belediye Başkanı Vedat Dalokay döneminde tümüyle elden geçirilerek, gerçekten çok güzel bir açık hava tiyatrosuna dönüştürülmüştü. Daha sonra semt belediyesi buranın bir bölümünü çocuk parkı yaptı, bir bölümüne de bir yapı kondurdu, semt sağlık ocağı yaptı. Gençlik Parkı’ndaki açık hava tiyatrosunu da Vedat Dalokay yaptırmıştı. Karargâhtepe’deki ve Gençlik Parkı’ndaki açık hava tiyatroları, Anadolu’da yapılan ilk Cumhuriyet açık hava tiyatrolarıydı. Ancak bunlardan da önce ilk açık hava tiyatrosu, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrencilerinin enstitü yerleşkesi içinde yaptıklarıydı. Onun da başına gelmeyen kalmadı. Sanatın ve Cumhuriyet eğitim öğretim dizgesinin düşmanları, tiyatronun konumunu orak çekice benzetip komünistlikle suçladılar. Gençlik Parkı ise, önce bakımsız bırakıldı, sonra mezbeleliğe dönüştürüldü, it kurt yatağı oldu ve ortadan kaldırıldı, yok edildi.

Işıklar içinde olsun, V. Dalokay bilgili bilinçli bir Kemalist, dünyaya sol pencereden bakan içtenlikli bir halkçıydı. Gençlik Parkı’nı Ankaralılar, özellikle de aileler için “bir tatlı huzur” gezeğine (mesiresine) dönüştürmüştü. Parkı düzenledikten sonra, parkın bulvara bakan giriş kapısını, Atatürkçülüğü doğru tanımlayan bir tümce ile aydınlatmayı düşünmüş. Bunun için de Ö. Asım Aksoy, Y. Güngör Özden, Prof. Muammer Aksoy, Cahit Külebi ve benim de aralarında bulunduğum bir gruptan, bir kısa tümce ile Atatürkçülüğü tanımlamamızı istemişti. Grup birkaç kez toplanıp tartıştıktan sonra şu tümceyi önermişti: “Atatürkçülük, Atatürk’ün izinde, O’ndan daha ileri gidebilmektir.” Dalokay tümceyi benimsedi, ışıklı yazıya dönüştürdü ve söz konusu kapıya bağlattıydı. Dalokay belediyeden ayrılıncaya dek parka girip çıkanları hep ışıttı ve ısıttıydı o tümce. Fakat kimilerinin gözlerini körletmiş olacak ki, Dalokay’dan sonraki belediye başkanının ilk işi o ışığı söndürmek oldu. Tümce bir süre ışıksız kaldı, lambalar kırıldı, daha sonra da yer ile yeksan oldu.

Taşlar yerinden oynadı

Zaten Dalokay’dan sonra da Ankara belediyeciliğinde taşlar yerinden oynadı, dikiş tutmaz oldu. Ondan sonra gelenler manavlıklarından (*) arınamadıkları için, başkentlik kimliğine kendilerini uyarlayamadılar. Belediyeciliğe ya kendi dar görüş açılarından baktılar ya da iplerini koparamadıkları çevrelerin suyunda gitmeyi yeğlediler. Oysa Ankara, başkentliliğine, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti kimliğine yakışmayan, aydınlanmacı dünya görüşüne ters düşen bir belediyecilik anlayışını hiçbir zaman hak etmedi. O Ankara ki: “Milli Mücadele’nin idare merkezi, devrimlerin çıkış noktasıdır. Ankara uyanış devletinin beşiğidir; Ankara Birinci Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu yerdir; yani devletin tanyeridir. Ankara, bir milli hatıranın başında Çankaya ve göğsünde Anıtkabir olan kutsal bir diyardır. Milli hayatımızın her safhası orada, Ankara’da doğdu; dünya durdukça oradan doğacaktır. İleride de herhangi siyasi çıkış noktası ve geliş hedefi, bu sebeplerle gene Ankara olacaktır...” (Hasan Âli Yücel, Cumhuriyet gazetesi, “Bizim İçin Ankara”, 21 Ekim 1957).

Ankara’nın ışıkları sönmesin. Öyle bir durumda Tanrı korusun, bütün dünyamız gökyüzünde güneş tutulmasına döner; içimiz dışımız kararır, ocağımızı lağım fareleri basar.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.