Avşar Gürpınar farklı arayışlarla çıkmış
yola. Mühendislik ile başlayan macerası bir süre sonra onu disiplinlerarası
arayışlara ve endüstriyel tasarıma itmiş. Gürpınar ile tasarıma uzanan
yolculuğunun hikâyesini ve hedeflerini konuştuk.
- Kendinizden ve tasarım serüveninizden kısaca bahsedebilir
misiniz?
İki binlerin başında Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Elektrik
Mühendisliği Bölümü’nde okumaya başladım. Ancak başından itibaren daha farklı
bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum. Zaman içerisinde endüstriyel tasarımın
hem yaratıcılık odaklı hem de disiplinlerarası yapısıyla benim için en uygun
alanlardan biri olduğuna karar vererek birkaç aylık bir ön çalışmanın ardından
İTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde Yüksek Lisans Programı’na başvurdum. Bir
senelik bilimsel hazırlık dönemi okudum. Şu anda da programı bitirmek
üzereyim.
- Tasarım kriterleriniz neler?
Tasarım açısından tek bir kriterim var o da amaca uygunluk. “Bir ürün her ne
amaçla tasarlandı ise ona hizmet etmelidir” diye düşünüyorum. Bu amaç da zaten
kendi gerekliliklerini oluşturacaktır.
- Bir tasarıma hazırlanırken nelerden ilham alırsınız?
Bu, bir önceki gece görülen bir rüyadan, evindeki tencereleri dolabına
sığdıramamaktan şikâyet eden bir arkadaşa kadar her şey olabilir. Hatta bunu
tanımlamam mümkün bile olmayabilir. Bu şehirden, içindeki insanlardan, bir
gecekondu mahallesinden, kafede yan masada oturan birinin söylediği bir sözden,
okuduğum, izlediğim, dinlediğim ve hatta çoğu zaman bilinçsizce algıladığım her
şeyden ilham alıyor olabilirim. Bazı ürünlerin çıkış noktaları görece daha
belirgin olsa da ‘ilham’ dediğimiz şey çok daha belirsiz, çok daha uçucu bir
olgu bana kalırsa. Çözüm odaklı bir tasarım anlayışında tasarımcının ilham
gelmesinden çok daha fazlasına ihtiyacı oluyor. Bütün süreci planlı programlı
bir şekilde, tabiri caizse üzerinde kafa patlatarak yaşamak gerekiyor. Diğer
yandan evde, otobüste, sokakta, hatta gece yatağınıza yattığınızda bile tasarım
problemi kafanızda sürekli dönüp dururken çözüm hiç beklemediğiniz bir anda
geliveriyor.
- Yakın gelecekte planlarınız neler ve hangi tasarımlara imza
atacaksınız?
İTÜ’deki eğitimimin oldukça teorik ağırlıklı olduğu söylenebilir. Bu yüzden
bir sonraki aşamada kendimi uygulama anlamında da geliştirebilmek ve daha yetkin
bir hale gelmek istiyorum. Bunu için yurtiçi ve yurtdışı seçeneklerini gözden
geçirerek bir karar vereceğim. Diğer yandan kapitalizm odaklı sonsuz bir tüketim
zinciri içerisinde yaşamaktayız. Ticarileşmenin neredeyse kölesi haline gelmeye
başlamış olan tasarımcı modelinin bir örneği olmak istemiyorum. Daha uzun vadede
2000 dolarlık sandalyeler, 5000 dolarlık koltuklar tasarlamak yerine tüketimin
azaltılması, gerçek ve acil ihtiyaçların karşılanması ve tasarımın daha
demokratik, daha ulaşılabilir ve daha sürdürülebilir bir hale getirilmesinin
sağlanması için çalışmak benim için çok daha tatmin edici olacak. Bu anlamda
belki de ürün tasarımının da ötesine geçmek ve ürünlerin kullanılacağı
sistemleri de tasarlamak gerekecek. Tasarımcının tabii ki engellenemez olan
ekonomik kaygılarının ötesinde sosyal bir bilince ve daha etik bir tasarım
anlayışına sahip olmasının doğru olacağını düşünüyorum.
- Galata Tasarım Festivali’nde oturma biriminiz sergilendi. Bu
tasarımın çıkış noktası neydi?
Lowline ya da Türkçe adı ile Çömelmelik İTÜ’de Yüksel Lisans programında
yürütülen “Beş Duyu İstanbul” projesi kapsamında ortaya çıktı. Projede genel
amaç, şehri duyular üzerinden nasıl algıladığımızı anlamak ve alışılmış biçim ve
göndermelerden uzaklaşarak ve duyulara ritüelleri, davranış şekillerini ve
sosyalleşme biçimlerini de ekleyerek bunlar üzerinden şehirden edindiğimiz
birikimleri dışa vurmak olarak özetlenebilir. Ben başta İstanbul’un bekleme
noktaları üzerine odaklandım. Birilerini beklemek için kullanılan mekânlarda
aslında düzgün oturma elemanlarının olmaması fikri üzerinden de çömelmek ya da
çömmek olarak tanımlayabileceğimiz duruş biçimine ulaştım. Buradan sonra en zor
kısım bütün bu fikirleri ve ulaşılan düşünceleri ürüne dönüştürmek oldu. Amacım
bu çömelme hareketini destekleyecek yere yakın bir oturma birimi oluşturmaktı.
Varolan örnekler içerisinden, esnafın dükkân önüne koyduğu alçak tahta tabureler
ile çömelme hareketi birleşince ortaya böyle bir ürün çıktı. Ürünün kalıbı ve
ilk üretimi, sergi öncesi Yılmaz Zenger tarafından yapıldı. Çömelmelik, projeden
seçilmiş diğer ürünlerle beraber Milano Tasarım Fuarı’nın Salone Satellite
bölümünde ve İstanbul Tasarım Haftası’nda, tek olarak ise Berlin’deki
Designmay’de ve son olarak da Galata Tasarım Haftası’nda sergilendi. Şimdiye
kadar hep az sayıda üretildi. En yakın zamanda bu tabureyi yeniden tasarlayıp
bazı değişiklikler yaparak üretime geçmeyi planlıyorum.
- Ya diğer tasarımlarınız…
Ürün tasarımı bazında yine İTÜ’deki bir lisans projesi için yaptığım “Sıcak
Kucak” adlı yastıklar var. Temelde geyşaların sırtlarına bağladıkları
yastıklardan esinlenen bu ürün, cırt cırtlı kolları sayesinde vücuda farklı
şekillerde bağlanabiliyor ve onunla beraber hareket vererek hep aynı noktada
kalıyor. Üzerindeki bir cep içerisinde, mikrodalga fırında ısıtılabilen buğday
torbaları var, bu şekilde vücudun farklı noktalarında uzun süreli bir sıcaklığa
erişilebiliyor.
0 Yorum
Yorum Yap