Yapı Sektörünün Haber Portalı

‘Altın Damlası’ Şakir Bey!

Oğul Şakir Eczacıbaşı (1929) geçen hafta fotoğrafın ışığından yücelerin ışığına ulaştı… Onun sanata katkısı yazıldı çizildi. “Fotoğraf” konusunda ailesine bir önerim var! Şakir Bey tam yarım yüzyıl önce fotoğrafçılığa başladı. Kısa sürede Türk fotoğraf dünyasında öne çıkan adlardan oldu. Fotoğraf sanatının gelişmesi için maddi manevi destekler

‘Altın Damlası’ Şakir Bey!
Çocukluğumda, İzmirli kadınlar parfüm nedir bilmezlerdi! İzmir’de Konak Meydanı’ndan “o yılların Beyoğlusu” diyebileceğimiz Kemeraltı Çarşısı’na “volta atmaya” girildiğinde, sol yanda Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın “Şifa” ve hemen hemen karşısındaki “Aktaş”ların eczanelerinin arasından geçilirdi. İzmirli kadınlar, güzel kızlar Eczacıbaşı’nın “Altın Damlası” ile Aktaş’ların “Gizli Çiçek” kokuları arasında seçim yapmakta zorlanırlardı. “Altın Damlası” daha parfümsü, “Gizli Çiçek” daha uçucu idi. İzmirli erkekler de hangi kadının hangi “kolonyayı” sürdüğünü anında algılarlardı!

Süleyman Ferit’in çocukları, torunları daha sonra “Eczacıbaşı” soyadını devleştirdiler. Ekonomik girdilerinin çok önemli bölümünü sanata, sanatçıların yetişmesine, Türk halkının sanatsal eğitimine damla damla değil “altın damlaları” olarak saçtılar.

Oğul Şakir Eczacıbaşı (1929) geçen hafta fotoğrafın ışığından yücelerin ışığına ulaştı… Onun sanata katkısı yazıldı çizildi. “Fotoğraf” konusunda ailesine bir önerim var! Şakir Bey tam yarım yüzyıl önce fotoğrafçılığa başladı. Kısa sürede Türk fotoğraf dünyasında öne çıkan adlardan oldu. Fotoğraf sanatının gelişmesi için maddi manevi destekler sağladı. Yıllık fotoğraf ajandaları ile insanların dikkatini bu alana çekti. Genç fotoğrafçılar bu takvimlerde yer alabilmek için kendilerini aşmaya başladılar. Gençlerin yapıtlarına “Eczacıbaşı Renkli Fotoğraf Yıllıkları”nda yer verdi.

Türkiye’de 13, Batı ülkelerinde 23 fotoğraf sergisi açtı. “Anlar/Moments” adlı yapıtı 1983’te, “Türkiye Renkleri” 1997’de, “Kapılar Pencereler” kitabı 2001’de yayımlandı.

Nice zamandır Şakir Bey’e bu köşede bir öneride bulunmak istiyordum. Kısmet olmadı. Önerim şu: Bugün Türkiye’de de Batı’daki gibi art arda çeşitli dallarda müzeler açılıyor. Ne yazık ki bir “Türk Fotoğrafçılık Müzesi” henüz yok.

Şakir Bey’in çektiği fotoğrafların filmleri şimdi ne durumda? Gelecek kuşaklar bu seçkin fotoğrafları nasıl görebilecekler? Şakir Bey’in akranları olan, örneğin sevgili dostlarım Ara Güler, Fikret Otyam daha nice uzun ve sağlıklı yaşasınlar… Onların filmleri ne olacak? Ya da ünlü, ünsüz öteki Türk fotoğrafçıların arşivleri nasıl korunacak, onlardan nasıl yararlanılacak?

Bu arşivler yalnız fotoğraf sanatı ve gazetecilik açısından değil Türk Cumhuriyet tarihinin en önemli görsel belgeleridir. Ekte göreceğiniz 1937 ile 2009 İstanbul arasındaki değişikliği fotoğraftan başka, böyle güzel ne anlatabilir? “Digital (sayısal)” fotoğraftan sonra, ne “agrandizör”, ne de film kullanımı kaldı? Karanlık odayı hangi genç biliyor artık? Bu filmlerin bir çatı altında, bilinçli korunması, arşivlenmesi; gelecek kuşak fotoğrafçılarına, araştırmacılarına önemli katkılar sağlayacaktır.

Kurulacak bir “fotoğraf müze-fotoğraf bankası” bu amaca yönelik en önemli kurum olacaktır. Bir vakıf çatısı altında korunacak bu filmler, telif hakkı kullanımında kuruma, ailelerine bir ölçüde ekonomik girdi de sağlayabilir.

Şakir Bey yalnız sanatın değil fotoğrafın da “altın damlası” idi… Ailecek sanatsever olan torun Eczacıbaşılar’a Şakir Bey’in adına bir “müze-banka” kurulması gibi önemli bir görev düşüyor!

[Sayfa]

Béla Bartok Müzesi Osmaniye’de...

Salı günü Osmaniye’de dünyaca ünlü Macar besteci Béla Bartok’un müzesi açılacak! “Neden Osmaniye’de” diye sorabilir, 20. yüzyılın klasik müziğine uzak genç okurlar… Bartok (1881-1945) besteci, halk müziği araştırmacısı, piyano sanatçısı, konservatuvar öğretmeni bir müzisyendi.

Atatürk’ün “çoksesli müziğin” yaygınlaşması amacıyla kurdurduğu konservatuvar, opera, Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası için yabancılar Türkiye’ye davet edildi.

Bartok da Macar müziğine yakın Türk Halk Müziği konusunda araştırmalar yapması için Türkiye’ye çağırıldı. 1936’da İstanbul ve Ankara’da çalışmalar yaptı. Ünlü Türk besteci Ahmed Adnan Saygun ile 16-29 Kasım tarihleri arasında, başta Osmaniye olmak üzere Anadolu’nun 14 yerleşim biriminde gerektiğinde kağnı üzerinde dolaştı.

Türküleri “fonograf ses kayıt silindirlerine” kaydetti. Bu silindir kayıtlarından 65 tanesi Budapeşte’de Etnografya Müzesi’ndedir. Osmaniye’deki müzede Bartok ile ilgili çeşitli görsellerin yanı sıra Macar radyosunda 1937’de yaptığı Türkiye gezisi konuşmasının özgün ses kaydını da ziyaretçiler dinleyebilecek.

Macar Büyükelçisi İstvan Szabo, Vali Celalettin Cerrah ve Belediye Başkanı Kadir Kara’nın açılışta konukları, iki ülkenin kültür bakanları İstvan Hiller ve Ertuğrul Günay olacaklar.

Bartok, Nazilerden sonra Türkiye’ye yerleşmek isteği gerçekleşemeyince ABD’ye sığınmış ve orada ününe ün katmıştır.

1850-1 yıllarında Kütahya’da Macar anayasasını hazırlayan, ilk cumhurbaşkanı ve Türkçe dilbilgisi kitabı yazan özgürlük savaşçısı, Lajos Kossuth ile Avrupa’da sığınacak yer bulamayınca Osmanlı’nın kabul etmesinden sonra Tekirdağ’da yaşayan ulusal kahraman Prens 2. Ferenc Rakoczi’nin son 15 yılını geçirdiği evler de müzedir.

Budapeşte’de ise Kanuni’nin Macaristan seferine katılan, Budin’de 10 yıl yaşadıktan sonra 1541’de ölen Merzifonlu “Gül Baba” adı ile anılan Bektaşi Babası Cafer’in türbesi, Zigetvar’ın girişinde Kanuni ile kale komutanı Miklos Zrinyi’nin büstlerinin yer aldığı anıt ve Mohaç’ta savaşın anısına düzenlenen Açıkhava Müzesi de Türklerin Macar tarihine yansımasının günümüzdeki uzantılarıdır.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.