- yapi.com.tr
- 29.01.2010
- GÜNDEM
- 2 okunma
‘Altın Damlası’ Şakir Bey!
Oğul Şakir Eczacıbaşı (1929) geçen hafta fotoğrafın ışığından yücelerin ışığına ulaştı… Onun sanata katkısı yazıldı çizildi. “Fotoğraf” konusunda ailesine bir önerim var! Şakir Bey tam yarım yüzyıl önce fotoğrafçılığa başladı. Kısa sürede Türk fotoğraf dünyasında öne çıkan adlardan oldu. Fotoğraf sanatının gelişmesi için maddi manevi destekler
Çocukluğumda, İzmirli kadınlar parfüm nedir bilmezlerdi! İzmir’de Konak
Meydanı’ndan “o yılların Beyoğlusu” diyebileceğimiz Kemeraltı Çarşısı’na “volta
atmaya” girildiğinde, sol yanda Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın “Şifa” ve hemen
hemen karşısındaki “Aktaş”ların eczanelerinin arasından geçilirdi. İzmirli
kadınlar, güzel kızlar Eczacıbaşı’nın “Altın Damlası” ile Aktaş’ların “Gizli
Çiçek” kokuları arasında seçim yapmakta zorlanırlardı. “Altın Damlası” daha
parfümsü, “Gizli Çiçek” daha uçucu idi. İzmirli erkekler de hangi kadının hangi
“kolonyayı” sürdüğünü anında algılarlardı!
Süleyman Ferit’in çocukları, torunları daha sonra “Eczacıbaşı” soyadını
devleştirdiler. Ekonomik girdilerinin çok önemli bölümünü sanata, sanatçıların
yetişmesine, Türk halkının sanatsal eğitimine damla damla değil “altın
damlaları” olarak saçtılar.
Oğul Şakir Eczacıbaşı (1929) geçen hafta fotoğrafın ışığından yücelerin
ışığına ulaştı… Onun sanata katkısı yazıldı çizildi. “Fotoğraf” konusunda
ailesine bir önerim var! Şakir Bey tam yarım yüzyıl önce fotoğrafçılığa başladı.
Kısa sürede Türk fotoğraf dünyasında öne çıkan adlardan oldu. Fotoğraf sanatının
gelişmesi için maddi manevi destekler sağladı. Yıllık fotoğraf ajandaları ile
insanların dikkatini bu alana çekti. Genç fotoğrafçılar bu takvimlerde yer
alabilmek için kendilerini aşmaya başladılar. Gençlerin yapıtlarına “Eczacıbaşı
Renkli Fotoğraf Yıllıkları”nda yer verdi.
Türkiye’de 13, Batı ülkelerinde 23 fotoğraf sergisi açtı. “Anlar/Moments”
adlı yapıtı 1983’te, “Türkiye Renkleri” 1997’de, “Kapılar Pencereler” kitabı
2001’de yayımlandı.
Nice zamandır Şakir Bey’e bu köşede bir öneride bulunmak istiyordum. Kısmet
olmadı. Önerim şu: Bugün Türkiye’de de Batı’daki gibi art arda çeşitli dallarda
müzeler açılıyor. Ne yazık ki bir “Türk Fotoğrafçılık Müzesi” henüz yok.
Şakir Bey’in çektiği fotoğrafların filmleri şimdi ne durumda? Gelecek
kuşaklar bu seçkin fotoğrafları nasıl görebilecekler? Şakir Bey’in akranları
olan, örneğin sevgili dostlarım Ara Güler, Fikret Otyam daha nice uzun ve
sağlıklı yaşasınlar… Onların filmleri ne olacak? Ya da ünlü, ünsüz öteki Türk
fotoğrafçıların arşivleri nasıl korunacak, onlardan nasıl yararlanılacak?
Bu arşivler yalnız fotoğraf sanatı ve gazetecilik açısından değil Türk
Cumhuriyet tarihinin en önemli görsel belgeleridir. Ekte göreceğiniz 1937 ile
2009 İstanbul arasındaki değişikliği fotoğraftan başka, böyle güzel ne
anlatabilir? “Digital (sayısal)” fotoğraftan sonra, ne “agrandizör”, ne de film
kullanımı kaldı? Karanlık odayı hangi genç biliyor artık? Bu filmlerin bir çatı
altında, bilinçli korunması, arşivlenmesi; gelecek kuşak fotoğrafçılarına,
araştırmacılarına önemli katkılar sağlayacaktır.
Kurulacak bir “fotoğraf müze-fotoğraf bankası” bu amaca yönelik en önemli
kurum olacaktır. Bir vakıf çatısı altında korunacak bu filmler, telif hakkı
kullanımında kuruma, ailelerine bir ölçüde ekonomik girdi de sağlayabilir.
Şakir Bey yalnız sanatın değil fotoğrafın da “altın damlası” idi… Ailecek
sanatsever olan torun Eczacıbaşılar’a Şakir Bey’in adına bir “müze-banka”
kurulması gibi önemli bir görev düşüyor!
[Sayfa]
Béla Bartok Müzesi Osmaniye’de...
Salı günü Osmaniye’de dünyaca ünlü Macar besteci Béla Bartok’un müzesi
açılacak! “Neden Osmaniye’de” diye sorabilir, 20. yüzyılın klasik müziğine uzak
genç okurlar… Bartok (1881-1945) besteci, halk müziği araştırmacısı, piyano
sanatçısı, konservatuvar öğretmeni bir müzisyendi.
Atatürk’ün “çoksesli müziğin” yaygınlaşması amacıyla kurdurduğu
konservatuvar, opera, Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası için yabancılar
Türkiye’ye davet edildi.
Bartok da Macar müziğine yakın Türk Halk Müziği konusunda araştırmalar
yapması için Türkiye’ye çağırıldı. 1936’da İstanbul ve Ankara’da çalışmalar
yaptı. Ünlü Türk besteci Ahmed Adnan Saygun ile 16-29 Kasım tarihleri arasında,
başta Osmaniye olmak üzere Anadolu’nun 14 yerleşim biriminde gerektiğinde kağnı
üzerinde dolaştı.
Türküleri “fonograf ses kayıt silindirlerine” kaydetti. Bu silindir
kayıtlarından 65 tanesi Budapeşte’de Etnografya Müzesi’ndedir. Osmaniye’deki
müzede Bartok ile ilgili çeşitli görsellerin yanı sıra Macar radyosunda 1937’de
yaptığı Türkiye gezisi konuşmasının özgün ses kaydını da ziyaretçiler
dinleyebilecek.
Macar Büyükelçisi İstvan Szabo, Vali Celalettin Cerrah ve Belediye Başkanı
Kadir Kara’nın açılışta konukları, iki ülkenin kültür bakanları İstvan Hiller ve
Ertuğrul Günay olacaklar.
Bartok, Nazilerden sonra Türkiye’ye yerleşmek isteği gerçekleşemeyince ABD’ye
sığınmış ve orada ününe ün katmıştır.
1850-1 yıllarında Kütahya’da Macar anayasasını hazırlayan, ilk cumhurbaşkanı
ve Türkçe dilbilgisi kitabı yazan özgürlük savaşçısı, Lajos Kossuth ile
Avrupa’da sığınacak yer bulamayınca Osmanlı’nın kabul etmesinden sonra
Tekirdağ’da yaşayan ulusal kahraman Prens 2. Ferenc Rakoczi’nin son 15 yılını
geçirdiği evler de müzedir.
Budapeşte’de ise Kanuni’nin Macaristan seferine katılan, Budin’de 10 yıl
yaşadıktan sonra 1541’de ölen Merzifonlu “Gül Baba” adı ile anılan Bektaşi
Babası Cafer’in türbesi, Zigetvar’ın girişinde Kanuni ile kale komutanı Miklos
Zrinyi’nin büstlerinin yer aldığı anıt ve Mohaç’ta savaşın anısına düzenlenen
Açıkhava Müzesi de Türklerin Macar tarihine yansımasının günümüzdeki
uzantılarıdır.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap