N1ükleer santral ihalesi sürecinde 20
Ocak’ta fiyat zarfının açılması ile son aşamaya gelindi,
Bakanlar Kurulu ihale sürecine ve fiyata ilişkin raporu görüşüp
onay verdiğinde süreç tamamlanacak ve Türkiye’nin nükleer santral serüveni
başlamış olacak. Fiyat teklifini içeren üçüncü zarfın açılmasıyla nükleer
santral ihalesinde tek teklifin sahibi Rus Atomstroyekport-İnter
Rao-Park Teknik Ortaklığı’nın, Akkuyu’ya yapılacak
nükleer santral karşılığında 15 yıl süreyle devlete satacağı elektrik için
verdiği fiyatın, kilovat saat başına 21.16 dolar olduğu anlaşıldı. Teklif
mektubunda yaklaşık olarak 415.5 milyar kilovat elektrik üretimi, 15 yıllık alım
garantisi süresince devlete 86.3 milyar dolar civarında elektrik satışı
öngörülüyor. Rakamlar bunlar.
Fiyat zarfının açıldığı gün, fiyatın çok yüksek olduğu eleştirilerini
yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler,
“pazarlık yapılacağını, mevzuatın buna uygun olduğunu”
açıkladı. Bu sözlerin ardından, aynı gün, fiyatı revize eden ikinci bir zarf,
Girişim Ortaklığı tarafından TETAŞ’a verildi. Hukuk garabeti
tam da bu noktada başladı.
Bu ihale için özel bir yasa olarak çıkarılan “Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ve Enerji Satışına İlişkin 5710 Sayılı
Yasa”ya aykırı olan bu pazarlık ve fiyat revizyonu girişimi, bir
tereddüdün ardından sona erdirildi ve ikinci teklif zarfı “açılmadan” Ortak
Girişim Grubu’na iade edildi. Bakan Güler ise, “dedikodu ve tartışmalara yer
vermemek için iade edildi, son kararı Bakanlar Kurulu verecek” diyerek çark
etti.
Her aşaması sorunlu olan bu ihalenin ciddiyeti ile ilgili olarak, teklif
zarfı açılıp fiyatın yüksek olduğu anlaşıldığında, hem Bakan Güler’in açıklaması
hem de Ortak Girişim Grubu’nun revize edilmiş yeni bir fiyat zarfı vermesi
oldukça öğretici. İhaleye gölge düşmesi bir yana, hukuki süreç dahi taraflarca
bilinmiyor, öncelikle bunu anlıyoruz. Özel olarak oluşturulmuş bir yasa olan
5710 Sayılı Yasa’da ‘pazarlık’ yapılacağı veya revize edilmiş ikinci bir zarf
kabul edileceğine ilişkin hiçbir ibare yok, yazmıyor.
İhale sürecinin 5710 Sayılı Yasa’da belirtilen kurallarla yapıldığı
unutuluyor bir an ve Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımı kurban pazarlığına
dönüyor. “Pazarlık yapılacak” sözünden vazgeçilmesi ve ikinci fiyat zarfının
iadesi, aslına bakılırsa, bir hukuk skandalından kıl payı kurtulmak anlamına
geliyor. Yasanın buna izin vermediği sonradan anlaşılıyor. Mevzuat buna uygunsa
ve her şey şeffafsa çekinilecek bir şeyin olmaması gerekiyor en azından.
Yanlışlığa devam
Başbakan’ın Salı günü AKP grup toplantısında, Davos’ta, Akkuyu Nükleer
Santrali ile ilgili taraflar arasında görüşme yapıldığını söylemesi de hayli
düşündürücü. Aynı gün basın bültenlerinde, Ortaklık Girişimi ile pazarlık
yapıldığı ve fiyatın 13 dolara düşürüldüğü, bir formül arandığı haberleri
yayıldı. Yanlışlığın devam ettiği anlaşılıyor. Yasa pazarlık yapmaya uygun
değildir. Yapılan sözlü pazarlık ihaleye gölge düşürüyor. Fiyatla ve satın
almanın süresi ile ilgili yapılacak her türlü pazarlık yargının şaşmaz
terazisinden geri dönecektir.
Girişim Ortaklığı tarafından sunulan fiyat teklifinin yüksek olması ile
ilgili olarak kamuoyunun hemfikir olduğunu biliyoruz. Yarışma olarak ilan edilen
ihaleye tek bir firmanın katılmış olmasının yüksek fiyatta etkili olduğu
konuşuluyor. Rekabetin olmadığı bir ihalede böyle düşünülmesi çok doğal.
Türkiye’de şu anda elde bulunan imkanlarla üretilen elektriğin kilovat maliyeti
ortalama olarak 12-13 dolar civarında. Hidro-elektrik santrallerde düşük olan
maliyet, doğalgaz çevrim santrallerinde daha yüksek. Nükleer santral tercihi,
maliyetin düşük olduğu varsayımına ya da iddiasına dayanıyor. Kamu yatırımı
olarak bile riskleri ve tasarlanamayan maliyet girdileri nedeniyle (atıkların
bertaraf edilmesi maliyeti, çevreye verdiği zararlar maliyeti vs.) pahalı bir
enerji yatırımı olduğu artık kabul edilen ve dünyanın kurtulmaya çalıştığı bir
teknolojiye bizim, hibrit bir yasa ile, özel sektörü işin içine katarak çok
farklı bir yap-işlet-devret modeliyle girmemiz, bu yüksek fiyatı ortaya çıkardı.
Sadece enerji alanında değil, pek çok alanda bu yöntemle alınan hizmetler pahalı
kabul ediliyor. Fakat Akkuyu ihalesinde bu durum daha açık olarak anlaşıldı ve
“bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü bir kere daha doğrulandı.
Rakamları konuşmaya devam edelim. Akkuyu’da kurulması düşünülen modelde bir
santralin kamu yatırımı olarak yapıldığında 8-10 milyar dolara çıkacağı
hesaplanıyor. Ortak Girişim Grubu’nun teklif fiyatına göre ise 15 yıllık işletme
süresinde satın alınacak elektriğin toplam parasal değeri 86.3 milyar dolardır.
Altı-yedi yıllık yapım süresinden kaynaklanan finansman maliyeti, 15 yıllık
işletme maliyeti, yakıt maliyeti ve diğer maliyetler hesaba katılsa bile
Ortaklığın fahiş bir kâr elde edeceği kamuoyunda geniş bir biçimde
tartışılıyor.
Üstelik Yer Lisansı ile ilgili maliyetler (kamulaştırmalar dahil olmak üzere)
ve en önemlisi atıkların bertaraf edilmesi ile ilgili maliyetler, küçük bir
katkı payı dışında, Ortaklığa yükletilmiyor.
Rakamların da gösterdiği gibi, bütün bu şartlar kabul edildiğinde kamu yararı
ciddi şekilde zarar görecektir. Tek ihale firmasını yarışmanın galibi olarak
ilan etmek suretiyle bir kez ihlal edilen, “işi en iyi fiyata ehline vermek”
olarak tanımlanabilecek kamu yararı hukuksal normu, tek firmanın verdiği fiyat
teklifini kabul ederek ikinci kez ihlal edilmemeli. Siyasal otoritenin, parasal
olarak da bu çapta büyük bir tasarrufla, gelecek kuşakları ipotek altında
bırakması kabul edilebilir bir durum değildir. Bakanlar Kurulu, Akkuyu Nükleer
Santrali ihalesini iptal etmelidir.
Hasan Sever / Hukukçu
0 Yorum
Yorum Yap