'Arkeoloji dünyasının kalbinin attığı yer' olarak
adlandırılan Şanlıurfa'daki Göbeklitepe, sanat
tarihçilerini hayrete düşürüyor. İngiliz Daily Mail gazetesinin
kazı çalışmalarını sürdüren arkeologların, Göbeklitepe'de ortaya çıkacak
bilgilere "dünya medeniyetinin doğumuna dair bildiğimiz tüm gerçekleri sarsacak
bir arkeoloji depremi," gözüyle baktığını yazması, bölgeyi dünyanın gündemine
getirdi.
Göbeklitepe'nin dünya medeniyetinin doğumuna dair tüm bilgileri sarsacak
arkeolojik depremi yaratacağına inanılıyor. Bölgeyi keşfeden Alman arkeolog
Klaus Schmidt'in, Göbeklitepe'nin
Mezopotamya'daki ilk şehirlerden beş bin 500 yıl,
İngiltere'deki ünlü Stonehedge anıtından da yedi bin yıl daha yaşlı olduğunu
belirtmesi bu ortak görüşü destekliyor.
Dünyanın en eski tapınağı
Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, 12
yıldır yapılan kazılar sonucunda Göbeklitepe'nin 11 bin 500 yıl öncesine ait
dünyanın en eski tapınağı olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Bu gerçeğin
arkeoloji tarihini değiştirdiğini vurgulayarak kazının hikâyesini şöyle
anlatıyor:
"1986'da bir çifti, sabanla çift sürürken 75 cm büyüklüğünde heykel bulup
Urfa Müzesi'ne teslim ediyor. Bu heykel, Schmidt'in dikkatini çekiyor. Heykelden
kopardığı ve heykelin bulunduğu alandan topladığı taş parçasını Almanya'ya
gönderip karbon testi yaptırıyor. Test sonucu günümüzden 11 bin 500 bin öncesine
yani neolotik döneme ait olduğunu ortaya koyuyor. Kazılar o gün bugündür
Schmidt'in başkanlığında, her sene 30 civarında heyetle sürüyor."
Yıldız, "Daha önce insanoğluna ait ilk tapınağın Malta adasında beş bin yıl
öncesine ait bir tapınak olduğu sanıldı. Göbeklitepe'de ortaya çıkan bulgular ve
mimari öğeler, arkeoloji tarihinin yeniden yazılmasına vesile oldu. Tarihi yazan
bir şehir olarak, Urfa'yı tarihte değil tarihi Urfa'da arayın," diyor.
Sadece yüzde biri kazıldı
Göbeklitepe'nin 11 yılda sadece yüzde birlik bölümünün kazıldığını, kazıların
artırılması gerektiğini söyleyen Yıldız, şöyle devam ediyor: "Her yıl sadece bir
ay kazı yapıyorlar. Urfa sıcak bir kent olduğu için kazılar 10 ay boyunca
sürdürülebilir. Kazılar ve ekip sayısı genişletilip, burası bir an önce turizme
kazandırılmalı. Kentimiz, sahip olduğu bu değerlerle uyuyan bir devdir ve
uykudan uyandırılması lazım. Harran'ı hilal şeklinde çevreleyen Göbeklitepe ile
çağdaş olan altı yerleşim bölgesi Türk ve Alman arkeologlar tarafından tespit
edildi. Bunlar Karahantepe, Sefertepe, Hamzamtepe, Gürcütepe ve Tülidris tepesi.
Buralarda da arkelojik kazı yapılması bekleniyor. Şanlıurfa Müzesi, 74 bin eser
sayısı ile Türkiye'nin beşinci müzesi konumunda. Ancak müze yetersiz."
Plastik sanatların başlangıç yeri
Göbeklitepe'nin dünya üzerinde mimarlik tarihi ve plastik sanatların da
başlangıç yeri olduğunu kaydeden Yıldız, "İnsanoğlu daha önce avcı toplum
halinde yaşıyordu. Neolitik dönemde ise yerleşik hayata geçtiler. Tapınaklar,
evler, şehirler oluşturdular. Etrafında gördüğü öğeleri, bunlarla ilgili görsel
düşüncelerini önce taşa kazıdı. Plastik sanatların taşa kazınmasının ilk örneği
Göbeklitepe'dir. Kazılarda ortaya çıkan buğday taneleri var. İlk buğdayın ve 16
çeşidin Urfa ve Harran ovasında yapıldığı ortaya çıktı" bilgisini veriyor.
[Sayfa]
Arkeoloji tarihinde bir devrim
Sanat Tarihi Uzmanı Sait Rızvanoğlu da, dünyanın en eski
tapınağı oluşu nedeniyle arkeolojik açıdan çok önemli olduğunu, ancak daha
dikkat çekici bir noktanın bulunduğuna işaret ediyor: "Burasının arkeoloji
dünyasına bomba gibi düşmesinin daha önemli bir nedeni var. Neololitik dönemde
insanlar yerleşik hayata geçmeye çalışıyordu. Arkeologlar bugüne kadar
insanoğlunun yerleşik hayata geçmesindeki en önemli faktörün korunma ve açlık
güdüsü olduğunu söylüyordu. Fakat Göbeklitepe'de bu anlayış yıkıldı. İnsanların
ilk yerleşik hayata geçtiği dönemde dinsel bir tapınak yapılıyor. Bu durum,
sadece açlık ve korunma içgüdüsüyle değil, dinsel ihtiyaçlar dolayısıyla da
yerleşik hayata geçildiğini gösterdi. Genel tabu yıkıldığı için bu bilgi devrim
sayılır.
UNESCO için başvurulacak
Urfa'nın dinler tarihinin başladığı yer olduğunu, bunun Göbeklitepe'yle de
kanıtlandığına değinen Harran Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı
Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu, bunun önemini şöyle anlatıyor:
"UNESCO'nun dünya kültür mirası listesine girecek bir yer. Kazılar devam ediyor
ve 20-30 yıl daha süreceği tahmin ediliyor. Kazıların yarıdan fazlasının
tamamlanması ve çevre düzenlemesinin yapılması halinde UNESCO'ya başvurulacak. O
listeye girdikten sonra Urfa'nın ekonomik kaderi değişecek, turistler akın akın
gelecek.
Göbeklitepe'nin yeniden gündeme gelmesi Urfalılar'ı sabırsızlandırdı.
Kazıların bir an önce bitirilmesini istiyorlar." YASAK ELMA BURADA MI YENDİ?
Neolitik devir insanlarının daha gelişmiş olduğunu ortaya çıkaran kazılarda
bugüne kadar toplam 45 parça bulundu. Kazılarda ortaya atılan en çarpıcı iddia,
söylenceye göre Adem ve Havva'nın yasak elmayı yediği 'Cennet Bahçesi'nin
Göbeklitepe'de olabileceği! Schmidt, İncil'de geçen Cennet Bahçesi'nin burası
olabileceğini düşünüyor ve "Göbeklitepe cennetten bir tapınak!" diyor. Doç.
Dr.
Kürkçüoğlu bu iddiaya açıklık getiriyor: "Yazılı kaynaklarda, Adem ve
Havva'nın hayatının bir evresinde burada yerleşik hayat sürdüğü bulunuyor.
Göbeklitepe'nin yanındaki ovaya Edene denmesi rastlantı olamaz. Edene'nin adının
Adem'in kovulduğu Adn Cenneti'nden geldiği düşünülüyor."
Hayvan kabartmaları
Arkeologlar, boğa, tilki, yaban domuzu, yılan, turna, yaban ördeği, ceylan,
yaban eşeği kabartmalı tapınakları ve sırlarıyla Göbeklitepe'yi yazı ve
çanak-çömlekçilik öncesi tarihi aydınlatacak en önemli kaynak olarak görüyor. Bu
kadar çeşitli hayvan kabartmasının başka hiçbir yerinde olmadığı
belirtiliyor.
Schmidt: Bu yıl kazı hedefimiz yüzde 10
Göbeklitepe kazı başkanı Alman Arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt, "Bilindiği
gibi Göbeklitepe kazılarına 1995 yılında başlandı. 14 yıldan beri her yıl
Eylül-Ekim aylarında iki ay süreyle kazı yapıyorduk, Geçtiğimiz yıl üç buçuk ay
çalıştık. Bu yıl ise iki dönem halinde olacak. İlk dönem iki ay Nisan-Mayıs
aylarında ve ikinci dönem de Eylül-Ekim aylarında iki ay kazı çalışması
yapılacak. Bu yıl daha yeni başlamamıza rağmen yeni açmalar bulduk. Daha
öncekiler 25-30 metre çapındaydı. Yeni bulduklarımız çok daha küçük çapta. Hatta
çıkan T şeklindeki dikili taşlar da küçük. Yeni bulduğumuz T şeklindeki taş bir
metre boyunda, yan yatmış ve kırılmış. Taş üzerinde de insan ve hayvan figürleri
var. 2009 yılı kazılarında yeni açacağımız açmalarla belki kazı yapılması
gereken alanın yüzde 10'unu gerçekleştirmiş olacağız."
0 Yorum
Yorum Yap