Günümüz yönetim anlayışında hangi sistem uygulanırsa
uygulansın, katı merkeziyetçilikle yönetilen ülkelerde, toplumun refahının
arttırılması ve demokrasinin yaygınlaştırılmasında, önemli yapısal sorunlarla
karşılaşılmaktadır. Bu sorunların çözümünde toplumsal gelişim açısından yerel
yönetimler önemli bir yere sahiptir.
Gelişmiş ülkelerde kalkınma önemli ölçüde, halkın yönetime etkin katılımı ve
yerel kaynakların harekete geçirilmesi ile gerçekleşmiştir. Bu ülkelerde, yerel
yönetimlerin özellikle demokratik değerlerin yaygınlaştırılması, yerel
kaynakların harekete geçirilmesi, hizmet önceliklerinin belirlenmesi ve hizmet
maliyetlerinin düşürülmesi açılarından, merkezi yönetime üstünlüğü kabul
edilmektedir.
Merkezi ve yerel düzeyde katılımcılığın sağlanması ve yönetişim sürecini
değerlendirdiğimizde; katılmanın gerçekleşmesi için en uygun düzey olarak yerel
yönetimler karşımıza çıkmaktadır.
Yerel yönetim, halkın gerçek anlamda bire bir muhatap olduğu demokrasi
anlayışı demektir. Demokratik yerel katılım kentsel yaşam, yerel bilinç ve
kimliğin oluşmasına etki ederek ekonomik, sosyal ve kültürel konuların
tartışılması ve bu konularda ulusal/yerel ölçekte halkın belirleyici olması,
gerçek anlamda demokrasiye ulaşmada önemli katkılar sağlayacağı gerçeği
yadsınamaz.
Beyaz eşya demokrasisi
Türkiye demokrasi tarihi kör topal bir görünüm arz etmektedir. Bu sosyolojik
gerçeklik hem ulusal alanda hem de yerelde aynıdır. Artık günümüzde hiçbir şey
yerel/bölgesel kalmamaktadır. Sınırların her alanda kalktığı bir dünyada
yaşıyoruz. Dolayısıyla yerel yönetim yani bir kentin yönetimi artık ‘demode ve
popülist belediyecilik’ anlayışı ile yürümemektedir. Bugün siyasi partilerin
yerel yönetim anlayışını direkt özetlemek gerekirse; “Her vatandaşa ev/araba,
herkese tabak/tencere” sloganları düne göre biraz değişmiş yerini “her eve
çamaşır makinesi/fırın/buzdolabı, çekyat ve herkese Kur’an kursu, her kadına bir
çarşaf” söylemleriyle özetlenebilecek kadar basit ve yüzeysel bir hal
almıştır.
Hâlbuki siyasi partilerden beklenen yerel yönetim anlayışı bu değildir. Artık
yerel yönetim organlarının sadece seçimle iş başına gelebileceğinin öngörülmesi
bu kurumlara demokratik özellik kazandırmaya yetmemektedir. Biçimsel koşulların
bir adım daha ilerisine geçilerek gerçek bir halk katılımının sağlanması
gereklidir. Bu ise toplumdaki tüm katmanlara yönetime katılım yolunu açmakla
mümkün olur.
Demokrasi kavramının başlıca öğeleri olan halkın katılımı, çoğulculuk ilkesi
ve liderlerin hem danışmaya önem vermeleri hem de seçmene karşı hesap verme
sorumluluğu hissetmeleri yerel ölçekte de geçerli değerlerdir. Çağımızın
yönetsel gerçekleri ve işleyiş biçimleri açısından bakıldığında, yerel
yönetimler ile demokrasi, özerklik, katılım ve yönetişim kavramları birbirini
tamamlamaktadır.
Önümüzdeki 29 Mart yerel seçimlerinde eskiden beri süre gelen belediyecilik
anlayışının dışında ‘yenilikler’ görme beklentisi her vatandaşta gün be gün
artmaktadır. Artık dünya ile birlikte bizde eski fikirlerin yıkılması gerektiği
anlayışının bilincine varmalıyız. Siyaset bazen iktidar için bir mücadeleden
başka bir şey değildir. Bu doğru ise, siyasî fikirler sadece propagandadır; sırf
oy veya destek kazanmak amacıyla tasarlanmış birkaç özel söz veya slogan.
Fikirler ve ideolojiler, sadece siyaset dünyasının kara gerçeklerini gizlemek
için kullanılan ‘pencere süs’leridir. Artık ideolojik ve jakoben anlayışlar terk
edilmelidir. Bizim yeni fikirlere yeni projelere ihtiyacımız var. Belediyecilik
anlayışımız artık asfalt ve üst geçit yapmanın ötesine gidebilmelidir. Ufkumuzun
ve hayallerimizin kentleri ‘abartman ve gecekondu’ arasında sıkışmış ucube
mimarinin ötesine geçmelidir.
Yeni kentlerimiz ‘Paris ve Londra’yla yarışmalıdır. Onlarca medeniyete ev
sahipliği yapmış, buram buram tarih/sanat ve kültür kokan bir Diyarbakır neden
Roma ile yarışmasın, İstanbul dünyanın kültür merkezlerine neden meydan
okumasın. Ankara dünya başkentleri arasında hak ettiği yerini neden almasın?
Dolayısıyla bu tür kentlerin yönetimine talip olmuş olan siyasi partiler ve
belediye başkan adaylarının vaatleri arasında bunlarda olsa fenamı olurdu.
Vizyonu geniş, herkesi kendine hayran bırakacak projeleri olan kaç belediye
başkan adayımız var?
Türkiye’de tıpkı ülke yönetimi gibi yerel yönetimler anlayışı da toplumda dar
‘çatışma’ alanlarına hapsedilmiştir. Bunlara baktığımızda görünen manzara; DTP
ve AK Parti arasında, ‘Kürt Sorunu’ gibi Türkiye’nin kronikleşen en büyük
siyasal problematiğine indirgenen kutuplaştırıcı/ayrışmacı bir seçim anlayışı
içindeki Güneydoğu, diğer bölgelerde ise AK Parti ve CHP ekseninde yürüyen
‘dindarlık ve laikçi’ yarışının inanılmaz görüntüsü içinde zikzaklar çizen ve
toplumu geren polemikler (dalaşma/söz dalaşı) almış başını gidiyor.
Bu durumu özetlemek gerekirse, yerel seçimler üzerine yaşanan bu
tartışmalarda ‘asıl unsur yani halkın beklentileri’ ikinci plana atılmıştır.
Dolayısıyla, kültür kokan/sanatla kalkıp tarihle oturan/turizmin başkenti olan
ve iyi yönetişim alanında demokrasinin kalesi olan kent hayalimizi başka bir
bahara erteleyeceğiz gibi.
Yerel seçimleri ideolojik kısır döngülere kurban eden anlayışların özelde
kentlerimize genelde ise bu topluma faydası yoktur. Ülkemizin zenginliği olarak
görülmesi gereken etnik ve dinsel yapımızın günübirlik/ayrıştırıcı ve
kutuplaştırıcı siyasete malzeme edilmesi kimseye fayda getirmez.
Son günlerde DTP’nin bölgede izlediği gerilim politikası hem bölge halkına
hem de Türkiye’ye zarar vermektedir. Yerel seçimleri bölgeye yönelik projelerden
ziyade içinden çıkılmaz girift sorunlarla yürütmeye çalışmak en çok Diyarbakır
ve bölge illerine zarar verecektir. İktidar partisini de anlaşma zemini olmayan
noktalara çekip siyaset üretmeye çalışan bir siyasi partinin neyin peşinde
olduğunu anlamakta zorlaşmaktadır.
29 Mart'ta projeler yarışsın
Ben hem DTP hem de AK Parti’den bölgeye yönelik ve Türkiye yönelik projelerle
yerel seçimlere girmelerini tavsiye ederim. Türkiye demokrasini güçlendirecekse
bunu yerelde sağlayacağı iyi yönetişim örnekleriyle olacaktır. İdeolojilerden ve
ucuz sloganlardan arınmış duru bir yerel yönetim anlayışı toplumu
rahatlatacaktır. Siyasi partilerimiz artık toplumu boğan ve kentlerimizi
yaşanmaz hala getiren ‘çağdışı yerel yönetim’anlayışlarından ivedilikle
vazgeçmelidirler. Bir mevki ve makam için siyasi partiler ve başkan adayları
toplumun değer yargılarını çiğnetmemeli ve içini boşaltmamalıdır.
Yerel yönetimlerde daha öncede belirttiğimiz gibi projeler yarışmalıdır,
modası geçmiş ucuz polemikler ve ideolojik argümanlarla dolu söylemler
değil.
Sebgetullah Seydaoğlu / Diyarbakır Eski
Milletvekili
Aynen katılıyorum..