Biz Antalya'da hâlâ beceremedik ama
Fransızlar Cannes'da yapmışlar. Malum, Fransa'nın Akdeniz
kıyısında bulunan -ki Antalya'ya göre çok daha kuzeydedir yani yazı kısadır-
Cannes kasabası, Avrupa'nın önemli tatil yörelerinden biridir.
Ama sonbahar-kış-ilkbahar aylarında Cannes, neredeyse hayalet kente döner. Bunu
önlemek için Fransızlar, Cannes'da önemli uluslararası fuarlar düzenliyorlar.
(Siz sinema festivalini bilirsiniz.) Böylece yaz turistlerinin olmadığı aylarda
hem otellere hem de işletmelere iş çıkıyor!
İşte bu uluslararası fuarlardan biri de MIPIM adı verilen
"Uluslararası Gayrimenkul Fuarı"dır. Profesyonel işimiz gereği
nasip olmuş, son iki yıl bu fuarı ziyaret etme şansı bulmuştuk. (2007 ve
2008'de.)
"Son iki yıl" deyince bir-iki dakika durup düşüneceksin! Yani uluslararası
finans piyasalarının en yukarıda, finansmana en istekli, en canlı, uluslararası
likiditenin en fazla olduğu iki yıldan söz ediyoruz. Ne satın alırsan (yani
hangi varlığı satın alsan), fiyatı bir gün sonra artıyor! Sürekli (kâğıt
üzerinde) kâr/kazanç yazıyorsun. O nedenle piyasalar "al, al, al" diye
inliyor...
Ama (satın) almak için para gerekli. O zaman, satın almaları
gerçekleştirirken kullanılan özsermaye (equity) oranı her gün azalıyor;
borçlanma/kaldıraç (leverage) oranı her gün artıyor. Öyle bir döneme gelindi ki,
artık yüzde 10 özsermaye ile yüzde 90 banka kredisi bulunmaya başlandı. Tatlı
kârlar (yine kâğıt üzerinde) yazıldı. İşler iyi gidiyordu.
Gidiyor"DU". Yani
dili geçmiş zaman. Artık rüzgâr döndü. Aynı perşembe günü İstanbul'da esen
korkunç lodos gibi. Piyasalar altüst oldu.
2007 MIPIM fuarında da 2008 MIPIM'imde de
bir firma çok öne çıkmıştı: Rus MIRAX firması. Adını hemen ilk
gün ezberlemiş; ne yaptıklarını hemen öğrenmiştim.
Vay vay vay, tanıtım için neler yapmamışlardı ki? Benim en çok anımsadığımı
Cannes sokaklarında gezdirdikleri limuzin tipi Hummer cipleri ve stand'larında
duran birbirinden güzel, uzun bacaklı (ve mini etekli!) Rus kızları
idi.
Projelerine gıpta ile (aslında kıskanarak) bakmıştım. "Vay be" demiştim
kendi kendime. "Bir gün olur da acaba biz de böyle projeler yapabilir miyiz?" Ya
da "Ben de böyle projeler yapan bir şirketin yöneticisi olabilir
miyim?"
Aradan birkaç ay geçince MIRAX şirketinin patronunun İstanbul'a
geldiğini ve Türkiye'nin önde genel inşaat ve gayrimenkul firmaları ile projeler
görüştüğünü duymuştum. Rus patron İstanbul'da otomobille değil helikopterle
gezmeyi yeğlemişti!
Yine "du". Çünkü geçti bu günler.
Dün uluslararası haberlerde vardı. Bu
benim gıpta ile öykünerek, hatta kıskanarak baktığım MIRAX firması da
"kurtarılmış"!
MIRAX'ın bu yılın ilk üç ayında ödemesi gereken 380 milyon dolar kredi borcu
varmış. (Dikkat edin, piyasa borcu ve diğer cari ödemeler bunun dışındadır.) Ama
bu parayı nereden bulacaklar ki? Talep durmuş, yeni finansman olanağı hepten
durmuş. Zaten FITCH derecelendirme kuruluşu da MIRAX'ın kredi notunu (bu borç
ödemelerini de düşünerek) CCC'ye düşürmüş. (Yatırım yapılamaz
derecelendirmesi.)
Bu hafta içinde ödenmesi gereken borç da 200 milyon dolarmış. Ama neyse ki
MIRAX, krediyi veren Credit Suisse bankası ile anlaşmış ve bu
borcu iki yıla yaymış (yeniden yapılandırmış "restructuring"). Eh bu koşullarda
alınacak faizin ne olduğunu da siz düşünün (haberde zaten yazmıyor).
MIRAX bir örnek. MIRAX gibi son yıllardaki inşaat ve gayrimenkul
patlamasından yararlanan başka büyük Rus firmaları da var. Ama işin daha önemli
kısmı, bu yıl içinde değişik sektörlerdeki Rus firmalarının ödemesi gereken 140
milyar dolarlık (evet, yanlış okumadınız tam 140 milyar dolar) dış kredi borcu
varmış. Şimdi bankacılar ve ekonomistler, Rus firmalarının bu borcu nasıl
ödeyeceğini (ya da ödeyemeyeceğini) konuşuyorlar.
Dünyada hemen her yerde sorunlar benzeşiyor. Bir anda dönen rüzgâr; değişen
pazar koşulları; tamamen kapanan kredi olanakları ve zora düşen projeler,
firmalar. Bankalar da kredi vermiyorlar!
Ölen ölecek, kalan sağlarla yola
devam edeceğiz.
Başka açıklaması var mı?
0 Yorum
Yorum Yap